25 Eylül 2010 Cumartesi

Zenginlerin Günü

Manchester City'nin, bir 'takım' değil de, 'toplama bir grup oyuncu' olduğu büyük maçlarda daha bir ortaya çıkıyor. 2 senedir, City'i ligin mütevazi takımlarına karşı izlediğimizde oldukça sıradan bir takım görüyoruz. Ancak yine aynı sürede, ne zaman büyüklerden birinin karşısına çıksalar, hep daha istekli, daha çok savaşan bir takım görüntüsü veriyorlar. Bu iki farklı tablonun sebebi, City'nin tamamen lejyoner oyunculardan oluşması. Her biri, geldikleri takımda aldıkları maaşın 2 katına imza atmış bir grup 'meşhur' oyuncunun, City forması altında ligin küçük maçlarına motive olması için ortada hiç bir neden yok. Şampiyonlukmuş, Avrupa'ymış, sen daha kapıdan girerken adamları ihya edersen, o adam neden Stoke karşısında ayağını tekmeye uzatsın ki?

City'nin lejyonerleri için senede 7-8 önemli gün var. Onlar için, tüm gözlerin üzerlerinde olduğu büyük maçlar önemli, çünkü bu maçlarda iyi oynadıkları takdirde, hem taraftarı bir süreliğine uyuşturmuş oluyorlar, hem de kamuoyuna aldıkları parayı hakettikleri imajını veriyorlar. Bugün de, ligin lideri Chelsea'yi devirmeyi başaran City'e baktığımızda, yine bu aldatıcı 'potansiyel' gözümüzü alıyor. Bugünkü maça baktığımızda, kaybetmelerine rağmen, daha organize bir futbol oynayan tarafın Chelsea olduğunu görüyoruz. Buna karşılık City, maç boyunca oynatmamaya çalışan ekipti ve hücumda son derece dağınık bir görüntü çizdi.

Man City'nin, Chelsea karşısındaki dizilişine baktığımda ilk dikkatimi çeken isim Yaya Toure oluyor. Bana göre kendisi, dünya futbolunun gördüğü en 'overrated' ve en 'overpaid' oyunculardan birisi. İngilizce terimler mazur görün, türkçeleri istediğim etkiyi yaratmıyor nitekim. Mancini, onu orta 3'lünün ileriye yakın bölgesinde, Barry ve De Jong'un önünde sahaya sürdü ancak maç boyu açıkça görüldü ki, Yaya Toure, bırakın Premier Lig'i, Türkiye Ligi için bile fazlasıyla ağır bir adam. City'nin, eline geçen bir çok kontra atakta 'el freni' rolünü başarıyla oynayan Toure bu takımda 'oyun kurucu' rolü oynadığı sürece City'nin işi zor gibi.

Toure'yi bir kenara bırakırsak, City'nin Chelsea karşısında oldukça iyi savunma yaptığını söyleyebiliriz. Ancelotti'nin, Man City'nin yumuşak karnı sağ bek mevkiini çökermeye dayalı taktiğine, ekstra mücadele ile karşılık verdiler ve bu çabalarının karşılığını kontra ataktan aldılar. City'nin çabasına gölge düşürmek istemem ancak, bu tip bir oyunun Chelsea karşısında sonuç vermesi çok da şaşırtıcı değil. Göbekte 3 tane defansif orta sahayla, set hücumundan hiç bir şey üretmeden oynayan bir takım, belki Chelsea'yi kitlemeyi başarır da, kapanan takımları nasıl açar hiç bir fikrim yok.

Karşı taraftaki Chelsea'ye bakarsak, aynı geçen haftaki Man Utd gibi tek bir planı olan bir takım görüyoruz. Man City'nin sol bekinde oynayan 19'luk Boyata'yı gözüne kestiren Ancelotti, bütün maç hücumu Ashley Cole-Malouda ikilisinie yasladı. Hatta onlar yetmedi, sağ tarafta oynayan Anelka bile geldi burdan hücum etti. Ancak, tüm bu çabaya rağmen ne Boyata kırıldı, ne de Chelsea, duran toplar harici pek birşey üretebildi. Bunda Lampard'ın yokluğu ve Man City'nin göbeği iyi kapatmasının da etkisi vardı tabi ki. Chelsea için bir başka endişe verici durum ise, takım kötü gittiği anlarda kenardan gelip maçı değiştirecek kimsenin olmayışı. İlk 11 itibariyle, ligin en güçlü takımı gibi görünen Chelsea, kadro genişliğine baktığımızda Arsenal, City ve hatta Tottenham'ın gerisinde bana göre.

Bu maçla ilgili daha uzun uzun yazmaya gerek görmüyorum, nitekim hem ortada üzerinde çok konuşmaya değer bir futbol yoktu, hem de şu an Arsenal'i izlemekle meşgulüm. Chelsea hakkında daha detaylı bir yazıyı haftaya Arsenal maçından sonra yazarız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder