20 Eylül 2010 Pazartesi

Duraklama Devri vs Gerileme Devri

2 sene önce bu fikstürü izlediğinizde dünyanın en üst düzey futbolunun oynadığı bir maça tanık olmanız mümkündü. Ancak, 2 senede her iki takımın köprüsünün altından da çok sular aktı. Finansal problemler nedeniyle, birisi duraklama, diğeri ise gerileme devrine girmiş takımın mücadelesinde goller vardı ama oynanan futbol Premier Lig derbi standartlarına göre oldukça düşüktü. United, bu sezon 3. defa, 2 farklı liderliği elinden kaçırdı ki, son 5 senede bunu toplam 3 kere yaptıklarını zannetmiyorum. Yedikleri goller, Evans ve O'Shea'in kişisel hatalarından da gelse, Alex Ferguson'un bu aralar ağzından solumadığını tahmin edebiliyorum. Liverpool cephesine baktığımızda, her geçen gün daha da sıradanlaşan bir Premier Lig takımı görüyoruz. Hodgson'ın takım üzerindeki etkisinin hissedilmesi tabi ki biraz zaman alacak, ancak bu sezonu geçen sezondan daha iyi bir yerde bitirmeleri benim için sürpriz olacak.

United'lılar 'duraklama dönemi' benzetmesine belki katılmayacaklar ancak, maalesef ortada çok bariz bir takım göstergeler var. Kaybedilen oyuncular, onların yerine yapılmayan transferler, yönetimdeki çatırdama, mali problemler, efsanevi jenerasyonun son 2 temsilcisinin iyice yaşlanması ve yıldız oyuncularının özel hayatında yaşadığı problemlere rağmen takımı ligin tepesinde tutan Ferguson'u ne kadar tebrik etsek az. Fergie, 170 yıllık tecrübesini Man Utd'ı duraklama devrine sokmamak için kullansa da, elindeki seçenekler her geçen gün azalıyor.

Dün akşam, Ferguson, geçen sene Arsenal'i yıktığı asimetrik 4-4-2 ile sahadaydı. Liverpool'un Joe Cole-Konchesky ikilisinden oluşan sol tarafını gözüne kestiren Fergie, bütün hücumunu Nani'nin yapacağı ortaların üzerine kurarak skor üretme yoluna gitti. Son 4 maçında 4 ortası asiste dönüşen Nani, etkili ortalarını Berbatov ile buluşturmayı başarınca Fergie'nin planı da tıkır tıkır işlemiş oldu. United'ın hücum planının işlemesi ve 3 gol üretmesi tabi ki olumlu bir şey, ancak takımın bu ortalar dışarısında pek bir şey üretemeyişi ayrıca düşündürücü. Bu durum, Ferguson'un elindeki seçeneklerin azaldığının bariz bir göstergesi. Geçen sene, belki kadro ve sistem aynıydı ancak Rooney'in yakaladığı muhteşem form United'a her maç başka kapılar açıyordu. Dün akşam gördük ki, kişisel problemler ile boğuşan Rooney'nin aklı başka yerlerde. Hatta, bana mı öyle geldi bilmiyorum ama 4-5 kilo kadar zayıflamış bir Rooney gördüm sahada. Geçmişin 'domuz' lakaplı dominatriksi Rooney gitmiş, yerine kırılgan bir adam gelmiş.

Gerileme devri takımımız Liverpool ise, kanatlara açılan United'ın tersine, tamamen göbeğe odaklanmış bir oyun ile sahaya çıktı. Gol umutlarını, Gerrard-Meireles-Torres hattındaki trenin işlemesine bağlayan Hodgson, kanatlara koyduğu Maxi ve Joe Cole'dan hiç bir şekilde yararlanamadı. Hatta ilk yarı boyunca bu iki oyuncunun adını duydum mu onu bile hatırlamıyorum. Benitez, takımın mojosunu kaybedip hücumda zorlanmaya başladığı dakikadan, Liverpool'u terkettiği güne kadar Gerrard ve Torres arasındaki o sihirli bağlantıyı kurmaya çalıştı. Şimdi de Hodgson'ın, İspanyolun geçen sene bütün sezon kuramadığı bu bağlantıyı kurmaya çalıştığını görüyoruz. Hodgson, dün akşam da, kendi klasiği olduğu üzere, orta sahada sabırlı paslara dayalı bir oyun oynattı ancak bu oyunun 'sabırlı' mı, yok 'yavaş' mı olduğu ayrı bir tartışma konusu. Nitekim Liverpool, United'a nazaran daha fazla pas yapan taraftı ancak bu pasların bir ürün vermesi 60 dakika aldı. İlk yarıda hiçbir şey üretemeyen Liverpool, ikinci yarıya Ngog ve 4-4-2 ile çıktı ve karşısında bu değişikliğe karşı oldukça zorlanan bir Man Utd buldu. Ngog'un yaptığı koşular, Torres'i biraz rahatlattı ki, bu 'birazcık' rahatlama bile El Toro'nun iki golün pozisyonunu da yaratmasına neden oldu. Bu arada, Liverpool'un 2. golünde, O'Shea'i atmayan Howard Webb'in eyyamın kralını yaptığından da bahsetmeden geçemeyeceğim. Liverpool, beraberliği yakaladıktan sonra maçı bağlama moduna girer gibi oldu ki ancak ilk yarıdaki ortaları savunamama hastalıkları da tam da bu sırada nüksediverdi. United, ısrarla denediği sağ kanat ortalarından birini daha Berbatov ile buluşturup maçı kazanmayı başardı.

Yazının başında dediğim gibi, son 5 yılın Man Utd-Liverpool maçlarıyla kıyaslandığında oldukça 'gazı kaçmış' bir maç izledik. Her iki takım da, hücum zenginliği getirecek kaynaklara sahip değildi ve bu kaynakların yokluğunda ellerindeki hücum planlarına sıkı sıkıya sarıldılar. Bu planlardan daha fazla gol üreteni, Berbatov'un da kişisel katkılarıyla, United'ınki oldu. Liverpool, bir deplasmandan daha eli boş döndü. Duraklama devri gerilemeyi yendi, ama duraklamaya devam etti.

1 yorum:

  1. çok doğru bi yazı olmuş gerçekten. united atakları, görünen o ki sadece nani'nin sağdan kestiği toplara bağlı. geçen sezon takımı sırtlayan rooney bu sefer izlemekle yetiniyor. belki o önümüzdeki maçlarda kendini toplarsa united da toplanır.
    united bu sezon üçüncü kez öne geçip defansın rakibe hediye ettikleriyle iki puanı bırakmaya çok yaklaşmıştı, ki bitmiş liverpool yerine başka hangi takım olsa başarılı da olurlardı eminim. o'shea ve evans bu kadar zamandır hala böyle hatalar yapabiliyolar ya ne desek boş harbiden. ayrıca o'shea'i atmayıp onun son golün asistini yapmasına olanak sağlayan webb'e de bi teşekkür göndermek lazım. bence bu pozisyon ve ilk yarıda carragher'ın vidic'i indirdiği pozisyon dışında bi hatası yoktu maçta.
    liverpool geçen sene torres ve gerrard'a bağlıydı, hala onlara bağlı; ama mascherano ve benayoun'un gitmesi takımı tam anlamıyla bitirdi. böyle devam ederse onlar için ilk sekiz bile zor.

    YanıtlaSil