14 Ağustos 2010 Cumartesi

Yeni Sezon, Galatasaray, Adnan Polat

Konuk yazarımız Erdal Pazı'dan eskileri unutmayalım, yenilerine hazır olalım temalı bir sezon öncesi yazısı:

Galatasaray taraftarları arasında çocukluğunu 1980'lerde yaşayan bizim jenerasyon için, gözümüzü futbola yeni açtığımız dönemlerde yaşadığımız, Şampiyon Kulüpler Kupası yarı finalinin yeri ayrıdır. Avrupa'da, şimdilerdeki San Marino muamelesine maruz kalan bir ülkenin takımının, 1 numaralı kupada son dörde girmesi olağanüstü bir olaydı elbette. Tanju'lu, Prekazi'li, Uğur'lu, Cüneyt'li, Simoviç'li o kadronun, futbolu bu kadar sevmemizde ve bu kadar yürekten Galatasaraylı olmamızda katkısı büyüktür. Derwall ile değişen futbol sistemimiz ve yakalanan başarılı jenerasyon ile Galatasaray bir devrim yaratmıştı Türk Futbolunda. "Avrupalı" etiketini o dönemden başlayarak hakeden Galatasaray ve Galatasaray taraftarı için de Avrupa'da başarılı olmanın anlamı her dönem farklı olmuştur.

90'lı yıllara baktığımızda Şampiyonlar Ligi'nin gediklisi olan, Avrupa'da çıtayı giderek yükselten ve en nihayetinde 2000 yılında adını Avrupa'nın en tepesine yazdıran bir takımın taraftarı olarak, 2000'li yıllarda yaşananlar oldukça can sıkıcı elbette. Merhum Özhan Canaydın, 5 yıllık başkanlık döneminde yaşattıklarıyla, sportif anlamda Galatasaray tarihinin en başarısız başkanlarından biri oldu kuşkusuz. Ama en acısı yukarıda anlatılan Avrupa geleneğini sona erdirmesi olmuştur herhalde. Avrupa kupalarına katılamamak, Tromsö gibi takımlara elenmek gibi utanç verici olayları tecrübe ettik bu dönemde. İşte böyle başarısız bir başkanın ardından göreve gelen Adnan Polat, bu avantajı maalesef kullanamadı. Hem de başkanlık döneminin ilk senesinde şampiyonluğa ulaşarak çok iyi bir başlangıç yapmasına rağmen, ikinci sezonunun başlangıcından itibaren aldığı ya da engel olmadığı hatalı kararlarla uçurumun kenarına doğru yürümeye başladı.

Evet, her şey çok güzel başlamıştı oysa. İlk sezonda bitime 6 hafta kala alınan radikal karar ve Cevat Hoca'yla kazanılan şampiyonluk çok önemliydi Galatasaray için. Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılma biletini alamasa da bir eleme turunu geçmesi halinde Şampiyonlar Ligine katılabilecekti takım. 16 takım arasında çekilebilecek en iyi kuralardan birinin, Steau Bükreş'in, çekilmesi yüzleri güldürmüştü. Adnan Sezgin tarafından keşfedilen ve Leverkusen! dışında hiçbir büyük takım tecrübesi olmayan bir hocaya emanet edilen kadro, Steau Bükreş'e elendiğinde, hasar gerçekten çok büyüktü. Hoca, kredisini daha sezon başında büyük ölçüde yitirirken, takım da kendine olan güvenini kaybetmişti.

Sezon ortasında şampiyonluk hedefinden uzaklaşan takımda, bir anda yaratılan Kadıköy'de Uefa Kupası finali oynama hedefi de Hamburg maçıyla son bulurken bunun bedeli, sezon ortasında göreve getirilen bir Galatasaray evladının kellesinin uçmasıyla ödenecekti. Galatasaray'da eski değerleri harcayarak kendini kurtarma modelinin mimarı merhum Özhan Canaydın, Fatih Terim ve Gheorge Hagi'yi harcamıştı o karanlık 5 yıllık dönemde. Asbaşkanı Adnan Polat da bu halkaya Galatasaraylıların efsane kaptanı Bülent Korkmaz'ı eklemiş oldu.

Hem Galatasaray hem de Adnan Polat için çok kritik bir sezondu 2008-2009 sezonu ve hedeflerin birer birer yitirilmesiyle son buldu. Takım, Uefa Kupası'na yürürken en kritik Hamburg maçı öncesi elde kalan son stoper Meira'nın satılması ve turun ilk maçtaki avantajlı skora rağmen Sami Yen'de hediye edilmesi önemli bir yönetim hatası olarak belleklerde yer etmişti. Ama sezonun en yanlış kararı kuşkusuz Galatasaray gibi bir takımın Skibbe gibi tecrübesiz bir hocaya emanet edilmesiydi. Bu yargıya Adnan Polat da varmış olacak ki, yeni sezonda ilk iş dünyaca ünlü teknik adam Frank Rijkaard'ı takımın başına getirdi. Transfer sihirbazı ünvanlı Haldun Üstünel'in flaş transferleriyle Galatasaray tarihinin en kaliteli olduğu göreceli olsa da tartışmasız en pahalı kadrosu kuruldu. Beklenti gerçekten çok büyüktü ve takım da bu beklentilere cevap verecek nitleikte olağanüstü bir başlangıç yaptı sezona. Tıpkı bir önceki sezonda olduğu gibi sakatlıklar ve takım içi uyumsuzluklar sebebiyle sezonun ikinci yarısından itibaren inişe geçen takım, gene tüm kulvarlarda birer birer havlu atarak sezonu tamamladı. Bu sefer fatura, flaş transferleri yapan Haldun Üstünel'e kesilirken, 2 sezon evvelki başarısızlığın mimarı Adnan Sezgin küllerinden doğarak geri geldi.

Evet, Galatasaray taraftarı olarak şu anda içinde bulunduğumuz süreç ise o Adnan Sezgin'in yeni icraatlarını sabırla beklemek. Bu arada unutmadan, tıpkı Meira olayı gibi geçen yıl da en kritik Atletico Madrid maçı öncesi Nonda'nın takımdan gönderilmesi ve takımın bu maça forvetsiz çıkması sonucunda elenmesi gene bir not olarak düşüldü hafızalara. Geride kalan 3 sezona baktığımızda Adnan Polat'ın sportif anlamda çok başarısız bir başkan olduğunu ve selefinden pek de farklı bir tablo çizemediğini rahatlıkla söyleyebiliriz sanırım. Ve 4.sezonunun da böyle geçmesi halinde muhtemelen son sezonu olabileceğini de. Adnan Polat özlediği ve özlettiği başarılara kavuşmak istiyorsa bu sezon mutlaka, ama mutlaka Aslantepe'de şampiyonluk kupasını kaldırmalıdır. Bu başarıldığı takdirde, 3 yıl gecikmeyle de olsa takım Şampiyonlar Ligi'ne kalabilir ve yeni stadın vereceği hava ve coşkuyla Galatasaray 2000'lerin başındayken sona eren o ivmeyi yeniden kazanabilir. Bu sayede Rijkaard gibi bir teknik adamın yeteneklerinden ve tecrübelerinden daha fazla yararlanma imkanını bulabilir Galatasaray. Rijkaard ise göreve getirilmesindeki amaç olan uzun vadeli planları daha rahat uygulayabilir bu sayede.
2010-2011 sezonu her şeyiyle çok ama çok kritik bir sezon Galatasaray için, ama Adnan Polat için anlamı çok daha büyük. Bol şanslar Galatasaray, bol şanslar Başkan.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder