20 Ağustos 2010 Cuma

Taraftarız Biz, Alırız Hisse

Bizim memlekette kulüp yönetimi dedin mi akla transferden başka hiçbir şey gelmez. Mesela, Beşiktaş taraftarının %90'ı, düne kadar başkanlarına tüpçü diye hitap ediyordu; 2 ay içinde ne tüpten bahseden kaldı ne gazdan. Onların yaşadığı günübirlik galeyanları ve depresyonları neredeyse bütün kulüplerimizde görmek mümkün.

Transfere odaklı başarı değerlendirmesinin Türkiye'deki yaygınlığından dolayı, Arsenal'i sürekli olarak iyi yönetilen bir kulüp olarak tanımlamamız garip karşılanıyor olabilir. Yani bakarsanız neredeyse hiç transfer yapmayan bir takımdan bahsediyoruz. Nasıl olur da Arsenal'e iyi yönetiliyor diyebiliriz. Takım kendine bir kaleci bile alamıyor.

Aynen böyle düşünenler olduğunu bildiğim gibi, biraz aklı başında futbol seyircisinin Arsenal'in ne yapmaya çalıştığını anladığından da eminim. Son 10 senede Arsenal yönetiminin kafasında tek bir soru var: "Kulübün geleceğini nasıl güvenceye alırız?"

Biliyorum, artık 'Arsenal' ve 'gelecek' kelimelerini aynı cümlede duymaktan bıktınız. "Ulan ne gelmez bir gelecekmiş" derseniz de belki haklısınız. Ancak, Man Utd ve Liverpool gibi geçmişin dev ekonomilerinin borç batağından dolayı kımıldayamaz hale geldiği bir ortamda, Arsenal, dünyanın en değerli 2. kulübü haline geldiyse, geleceğin aslında yavaştan geldiğini söyleyebiliriz.

İngiltere'nin büyük kulüplerine baktığımızda, Arsenal hariç tamamının gelecek kurtarma planı olarak, zengin koca bulma yöntemine başvurduğunu görüyoruz. United, City, Chelsea ve Liverpool örneklerini incelediğimizde de 2 tip koca ile karşılaşıyoruz.

United ve Liverpool'un kontrolünü tamamen ele geçiren Amerikalılar gerçek yüzlerini ortaya çıkardıklarında iki kulüp açısından da iş işten biraz geçmişti. Her iki örnekte de görüldü ki, Amerikalı yatırıcımlar, kulübün geleceğinden çok kendi cüzdanlarının derdindeler ve takımı da bir nakit ineği olarak görüyorlar. Kulübü satın almak için çekilen kredileri yine kulübün kasasından ödeyen, Liverpool ve Man Utd isimlerinin sağladığı kredilbiliteyle hayallerinde göremeyecekleri miktarda kredilere konup, bu paraları diğer şirketlerine dağıtan ve hatta kulüpten kendilerine direk kredi aktaracak kadar ileri giden bu arkadaşlar, en basitinden hortumcu olarak tanımlanabilirler. Bu durumun da farkında olan iki kulüp taraftarı da kendilerini boşuna kapı dışarı itmeye çalışmıyor.

Chelsea ve Man City açısından olaya baktığımızda belki durum o kadar vahim değil. Yani her iki kulübün sahipleri de fazlasıyla zengin, kulübün parasına pek de ihtiyacı olmayan adamlar. Özellikle Man City'nin kaynakları neredeyse sınırsız denilebilecek düzeyde. Ancak, yatırımcılar ne kadar zengin olursa olsun, insanın aklına "nereye kadar?" sorusu geliyor. Mesela Abramoviç, kulubü "3 sene içinde kendi kendine yetebilen bir takım olacak" hedefiyle aldı. Aradan 8 sene geçti hala kulübün ayakları yorganın içine girmedi. City'nin ise böyle bir hedefi bile yok. Onlar için tek yol 'harcamak' şu an için. Peki bu kulüplerin gelecekleri parlak mı sizce? Yani yarın araplar "biz kaçtık" derse, City'nin denizler altında 20000 fersaha inmesini kim engelleyebilir?

Şu anda Arsenal'in hisselerinin %83'lük bölümü 4 büyük hissedar arasında paylaşılmış durumda ve bu 4 oyuncu, bir süredir hassas bir dengeler oyunu oynamaktaydılar. Arsenal'in gelenekçi kanadının ise, kulüp yönetiminin, bu ortaklardan hiçbirinin (özellikle Usmanov'un) kontrolüne geçmesini istemediği de biliniyordu. Bu şartlar altında Arsenal yönetimi, 4 büyük ortağın da onayıyla, Arsenal Fanshare projesine start verdi.

Fanshare, tanesi £10.000 civarında olan Arsenal hisselerini, parçalara bölüp halka arz ederek, taraftarın kulübün büyük hissedarlarından birisi olmasını sağlamayı amaçlayan bir proje. Şu anki ödeme planlarında ayda £10 gibi bir meblağ ödeyerek, yavaş yavaş hissenizi arttırmanız mümkün. Kulübün yaptığı açıklamaya göre, ilk birkaç gününde, projeye ilgi beklenilenden de fazla oldu. Eğer bu momentum korunursa, yakın gelecekte Arsenal taraftarları, kulübün yönetiminde söz hakkına sahip olabilir, hatta teoride, yönetimi tamamen ellerine alabilir. Taraftarın, kulübün ortaklarından birisi olmasının faydası ise basit: "istikrar".

Yani düşünürseniz, taraftarın yatırımı kulübü, cüzdanına ya da keyfine hizmet etsin diye satın alan adamlardan kurtarmış oluyor. Hiçbir taraftar, hortumcu Amerikalılar gibi kendi çıkarlarını kulübün çıkarlarının önüne koymayacak veya para babaları gibi kafasına estiği anda kapıyı çekip gitmeyecektir. Taraftar, kulübüne ömrü boyunca sadıktır ve finansal riskin binlerce kişiye yayılmış olması, tek bir kişinin "baydı" diyerek kulübün geleceğini riske atmasının önündeki en büyük engel olacaktır. Bu 'istikrar' faydasıdır ve bu durum Fanshare'i, hem İngiliz hükümetinin hem de UEFA'nın desteklediği bir proje yapmaktadır.

Taraftarın hissedarlığı, İngiltere için yeni belki, ancak Avrupa'da bir çok uygulayıcısı var. Arsenal'inkinin diğerlerinden farkı, taraftarların kulübün yönetimindeki etkisini arttırmak için, büyük hissedarlar tarafından uygulamaya konulan ilk proje olması. Eğer Fairshare de, son 10 senedeki diğer icraatlar gibi başarıyla sonuçlanırsa, Arsenal öyle sağlam temellere sahip olacak ki, tepesine Adnan Sezgin'i koysak bana mısın demeyecek. Evet, o kadar da iddialıyım.

1 yorum:

  1. şimdi ben almak istiyorum mesela. istanbul türkiyedeyim. nasıl alırım hisse/share en kısa ve kolay yoldan?

    diğer yandan açıkçası ben bu başarısızlık zamanlarını çok sevdim ve alıştım da artık. hem oynadığımız futbol da yetiyor bana. hani fm'de, pes master league'de, fifa manager mod'da takımı alırsınız; gençler dolar takıma, ilk seneler para yok, pul yok başarı yok ama takım yükselmektedir. oyuncular canavarlaşmakta, kasa dolmaktadır. 3-4 seneye alınmadık kupa kalmaz oyun sıkıcı oluverir. tekrar baştan dersin. işte bende onun gibi arsenal kupaları toplamaya başlayınca sıkılır mıyım diye korkuyorum biraz. yani insan sıkılır be. böyle iyi böyle : )

    YanıtlaSil