27 Ağustos 2010 Cuma

Bekliyoruz

Son 10 senede izlediğimiz modern futbolda, görev tanımı belki de en çok değişen pozisyon 'bek' pozisyonu. Hepimiz biliyoruz ki Cafu, Roberto Carlos gibi adamların başlattığı beklerdeki değişim akımı, bugün bizi Maicon, Alves, Evra, Ramos, Bastos, Sagna, Cole, Clichy gibi yeni nesil beklere kadar getirdi. Bu bahsettiğimiz adamlar, sahadaki görev tanımları itibariyle, defans dörtlüsünün değil orta sahanın bir parçası olmaya başladılar ve 'bek' ile 'açık'ta oynayan futbolcular arasındaki fark hızla kapanmaya başladı. Bugünkü Chelsea takımına baktığımız zaman, Cole ve Malouda'nın yerlerini değiştirdiğinizde sol kanadın hiç aksamayacağını görürsünüz. Hatta, klasik İtalyan ekolünden gelen Ancelotti'nin de, geçen sene Cole'un olmadığı dönemde sol beke Malouda'yı koyduğu maçlar izledik. İnter ve Brezilya milli takımına baktığımızda ise hem sağ bek, hem de sağ açığın Maicon olduğu sistemler gözlemliyoruz.

Tüm bu 'bek' devrimi yeni bir şey değil. Kökleri, Hollanda'nın total futbol zamanlarına kadar dayanıyor. Türk futbolunun bu değişime reaksiyonu ise bana göre hala gelmiş değil. Son 15 senede yetiştirdiğimiz modern bek sayısı maalesef 5'i geçmiyor.

Konuya Galatasaray açısından baktığımızda, aslında umut verici bir başlangıcı bundan tam 15 sene öncesinde görüyoruz. Galatasaray'ın daha sonraları başarıdan başarıya koşacak olan yeni kurulmakta olan kadrosunda, o zamanın standartlarında gayet 'modern' olan genç bekler Fatih Akyel ve Hakan Ünsal var. Bu iki oyuncu, seneler sonra hala, Galatasaray kadrosunun gördüğü en iyi bek ikilisi olmaya devam ediyor. Maalesef aradan geçen 10 yılda, ne Galatasaray altyapısı tek bir 'bek' yetiştirebildi ne de türk futbolu Galatasaray'a bir tane hediye edebildi.

Terim'in ardından gelen Lucescu, bu yetişmeme sorununu, orta sahadan devşirme, yöntemiyle aşmaya çalıştı, ki ilk projesi Ergün Penbe nispeten başarılıydı. Modern bir beke göre fazlasıyla ağır olan bir oyuncu olsa da, Ergün, ayağı top yaptığı için takım oyununa olumlu katkıda bulunmayı başarıyordu. Fatih Terim, ikinci döneminde aynı şeyi Cihan Haspolatlı üzerinde denedi ve fena halde başarısız oldu, ki Cihan, bir sonraki sezon, sol taraftaki partneri Orhan Ak ile birlikte Hagi'nin de sezonunu dinamitleyen adam oldu. Bu dönemde isimleri duyulmaya başlayan Ferhat ve Uğur gibi genç bekler bir türlü olmayadursun, Eric Gerets, Sabri'yi orta sahadan sağ beke devşirme kararı aldı. İlk bakışta intihar gibi gözükten bir karar olsa da sonradan ortaya çıktı ki, Galatasaray'ın bek mevkiindeki rezil karnesine baktığımızda, Sabri aslında 'modern bek'e benzeyen bir adamdı. Tamam, oyun zekası ve teknik kapasitesi son derece sınırlıydı ancak en azından mantalite bakımından 'pozitif'ti. Gerets'in şanssızlığı, soldaki Orhan Ak sorununa bir türlü çare bulunamamasıydı. Onun ardından gelen Feldkamp'ın ilk işi, sol beki Hakan Balta ve Volkan Yaman'la takviye etmek oldu. Bu arada sağ bek de hala Sabri/Uğur ikilisine aitti. Sabri'ye nazaran daha sorunsuz bir adam görüntüsü veren Hakan Balta, bugüne kadar Galatasaray takımının tartışmasız sol beki olarak geldi.

Geçen sene, Rijkaard'ın sisteminin Galatasaray'da uygulanmasının en büyük engelinin, bek mevkiinden orta sahaya gitmeyen yardım olduğundan bahsetmiştim. Solda Hakan Balta tam bir stoper mantalitesi ile oynarken, sağ taraftaki Sabri'nin ileri gidip bıraktığı boşlukları doldurmak için 2 orta saha oyuncusu feda ediliyordu. Hem hücum hem de savunma görevini aynı anda yerine getiremeyen bekler olmadan da Galatasaray'ın, 'total' futbol oynaması mümkün olmayacaktı. Yine aynı yazıda Hakan Balta'nın, defans hatası yapmadan oynadığı her maçtan sonra 'aferin' aldığından ve bu şekilde milli takıma kadar yükseldiğinden de bahsediliyordu.

Hakan Balta, Galatasaray takımına geldiğinden beri sürekli gerileyen, ancak buna rağmen hakkında hiçbir eleştirinin yapılmadığı bir oyuncu. Kendisini savunmak için 'beyefendi' sıfatının bile kullanıldığını gördüm. Sanki takıma bek değil, bizim kıza koca arıyoruz. Hakan, ilk 11'in düzenli oyuncusu olduğu son 3 senedir, kendi bölgesinde bir oyuncudan beklenenin minimumunu yaparak eleştiri radarına hiç yakalanmadı. Biz, onun yerine, kapasitesinin üzerine çıkarak, hücum görevlerini de yerine getirmeye çalışan Sabri'yi eleştirdik. Evin, sakin ama hiç bir baltaya sap olamamış büyük oğlunu övüp, yaramaz olan küçük oğlanı tokatlamak bizim türk aile yapısının da bir parçasıdır zaten. Oysa o küçük oğlandaki enerjide ne potansiyel yatmaktadır.

Zannedilmesin ki burada Hakan'ı hedef alıp, kendisini Galatasaray'ın halinin sorumlusu ilan edeceğim. Tam tersine, bugün geldiğimiz noktada en az suçu olan adamlardan birisi Hakan. Yıllardır oynadığı 'minumum' futbolu yeterli görülüp, milli takıma kadar yükseltilen ve hakkında hiçbir olumsuz cümle kullanılmayan birisi olarak, kendisini geliştirmeyi bırakması, geldiği yeri 'yeterli' görmesi çok normal. Ancak, bir futbolcunun, kendisine yatırım yapmayı bıraktığı anda da gerileme dönemine girdiği de bilinen bir gerçek. 3 yıldır kendisine hiçbir alternatif yaratamayan Galatasaray camiası, Hakan'ı zorla gerileme dönemine soktu ve yeni sezonun başlamasıyla beraber gördük ki, kendisi artık defansif olarak da güven veren bir oyuncu değil. 3 maç üstüste saçma sapan hatalarla rakibe hediye ettiği gollere bakılarak, Hakan'ın artık denemeyi bıraktığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Geçen hafta, takımın bu halindeki en büyük sorumlunun Rijkaard olduğunu yazdım ve biliyorum ki, Galatasaray taraftarının büyük bölümü, sorunu ısrarla kadroda ve yönetimde aramaya devam ediyor. Galatasaray, sezona tam anlamıyla çökmüş bir kanat savunmasıyla girdi ve 'total futbol' savunucusu olarak bildiğimiz Rijkaard'ın, bek olarak iki stoperi sahaya sürmekteki ısrarı beni en çok şaşırtan konu oldu. Diyebilirsiniz ki, "Yönetim transfer yapmıyor, Rijkaard ne yapsın". Peki o zaman orta sahadan bek devşiren Lucescu veya Orhan/Cihan ikilisiyle oynayan Gerets'in günahı neydi?

Rijkaard'tan ümidi kestim ama bunun nedeni kendisinin kötü bir teknik adam olması filan değil. Umutsuzluğumun temel nedeni, kendisini türk futbolunun kronik sorunlarıyla boğuşacak bir adam olarak görmemem. Rijkaard, bir Lucescu ya da Feldkamp olamayacak, ki biz, kendisinin yeni bir Derwall olmasını ümit ediyorduk. 2 senedir kendisine bir tercüman bulamayan bir yönetimle Derwall olmak ne kadar mümkündür o da ayrı bir muamma. Ancak, Derwall gibi hatta Terim gibi bu yönetimin üzerine çıkamayan, takımın patronu olamayan, iyi veya kötü tüm transferlerin sorumluluğunu üzerine alamayan da Rijkaard. Takımın kronik sorunlarından birisi olan kanat savunmasına 1,5 senede hiçbir radikal müdahalede bulunmayan, bunun yerine, kuzu kuzu transfer bekleyen yine Rijkaard. Bugün yerden yere vurulan Adnan Sezgin'in transfeleriyle de, efsanevi Haldun Üstünel transferleriyle de sahaya kişilikli bir takım çıkartamayan yine kendisi. Galatasaray yönetimi, eğer bir kısım taraftarın iddia ettiği kadar kötüyse, "Ben bu ortamda çalışamam" diyemeyen de kendisi. Biz bekliyoruz, Rijkaard bekliyor; Concorde'un son uçuşu devam ediyor..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder