5 Temmuz 2010 Pazartesi

Futbol Ekonomisinin Sonu

Premier Lig'in yeni ücret rekortmeni, geçen sene Barça ile sadece 13 maça ilk 11 çıkmış ve milli takımıyla son derece sıradan bir dünya kupasını geride bırakmış olan Yaya Toure. Man City'deki futbol hayatına £185.000 haftalıkla başlayacak olan Toure'nin maaşı, İngiltere'deki vergi oranlarının artışından etkilenmemesi için, önümüzdeki Nisan ayından itibaren £225.000'e yükselecek. Alacağı astronomik garanti paranın üzerine Toure'nin 5 yıllık kontratında ayrıca, yıllık £1.65m imaj hakkı ödemesi, £823.000 Şampiyonlar Ligi'ne katılma primi ve toplamda £500.000'i bulan lig ve kupa bonus ödemeleri de var.

Yani Man City'nin, önümüzdeki 5 yılda 3 kere Şampiyonlar Ligi'ne katılma hakkı kazandığını ve Yaya Toure'nin kontratındaki diğer primlerin yarısına hak kazandığını düşünürsek:

Garanti para: (185.000 x 40) + (215.000 x 220) £54.700.000
İmaj hakkı: £1.650.000 x 5 £8.750.000
Şampiyonlar Ligi primi: £823.000 x 3 £2.469.000
Diğer primler: £250.000 x 5 £1.250.000
Toplam:
£67.169.000

Bu rakam tamamen öngörülere dayalı da olsa, Toure'nin önümüzdeki 5 senede City'nin alacağı sonuçlara göre 63 ila 80 milyon euro arasında bir meblayı cebine indireceği gerçeği değişmiyor. Oturup kendisinin bu parayı hak edip hak etmediğini tartışabiliriz, ki büyük ihtimal kazanan "Bunun 3'te 1'ini bile haketmiyor" diyen ben olurum. Ancak, bu rakamlardaki asıl problem bu değil.

UEFA, bünyesindeki kulüplere yeni ekonomik standarlar getirmenin yollarını arayadursun; şu an uygulamadaki sistem, Man City tarafından çökertilmek üzere. Nitekim City'nin, diğer transferi Silva'ya da benzer bir kontrat yaptığı İngiliz basınında yer aldı. Onun da katılımıyla Premier Lig'in en çok ücret alan 10 oyuncusundan 7'si Manchester City forması giyiyor olacak. Hatta James Milner transferi de tamamlanırsa bu rakam büyük ihtmal 8'e yükselecek. Peki, ligin en yüksek maç günü gelirine sahip takımlar arasında ilk 5'e bile giremeyen bir kulübün böylesine astronomik işlere kalkışması normal mi?

"Sen Arsenal'i desteklediğin için kıskanıyorsun. Adamların parası var, istedikleri gibi harcarlar", dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ancak tüm samimiyetimle söylüyorum, hissetiğim kıskançlıktan çok "endişe". Tabi ki endişe derken, "Aman Man City bütün kupaları kazanacak" gibi bir kaygıdan da bahsetmiyorum. Arsenal'in kupa karnesi City ortada yokken de yeterince kötüydü zaten. Benim ve futbolu yönetenlerin paylaştığı endişe, City'nin harcadığı paraların, sistemi tamamen çökertecek düzeye ulaşmış olması. Öyle ki, Man City, önümüzdeki sezonu katıldığı tüm turnuvaları kazanarak bitirse bile elde ettiği gelirle, bırakın bonservisleri, oyuncu maaşlarının yarısını bile ödeyemiyor. Şu anki rakamlara baktığımızda City'nin harcamalarının, gelirlerinin neredeyse 4-5 katı olduğunu görüyoruz.

UEFA'nın 2011-12'den itibaren yürürlüğe sokacağı kurallar zinciri olan Financial Fair Play'den daha önce bahsetmiştik. Bu uygulamanın temel amacı, gelir-gider dengesi denk kulüpler yaratıp Avrupa'da hızla yayılan 'finansal kriz' salgınının önüne geçmek. Ancak, proje hakkında şu ana kadar okuduğum yazıların hiçbirinde 'gelir'in kaynaklarını tanımlayan bir madde görmedim. Yani, borçlarınızı ödediğiniz sürece para, ister Arap şeyhinin arka bahçesinde fışkıran petrolden, ister eski kızıl ordu silahlarının Afrika'daki iç savaşa pazarlanmasından gelsin UEFA'nın pek de umrunda değil. Platini'nin kısa vadedeki planları arasında, para babalarının önünü kesmek yok, ki zaten bu işine de gelmez. Sürekli nakit enjeksiyonu sayesinde Avrupa futbol pastası ne kadar büyürse, Platini ve arkadaşları da o kadar zenginleşip, güçleniyor. Neden, altın yumurtlayan tavuğu kessinler ki?

UEFA duruma el koyar ya da koymaz bilmiyorum, ancak Man City'nin harcamaları şu anki hızıyla artmaya devam ederse, Premier Lig yönetimi, öngörülenden çok daha kısa bir sürede, olası bir 'salary cap' sistemini gündemine alabilir. Nitekim, kaynaksız parasını sınırsızca savuran City, oyuncu maliyetlerini ligin mütevazi takımlarının baş edemeyeceği noktalara doğru yavaş yavaş çekmekte. Bu gidişat devam ederse, önümüzdeki 5 yıl içerisinde Premier Lig'de 'para babaları' tarafından satın alınmayan hiçbir kulübe yaşama alanı kalmaz. Nitekim, arap şeyhinin arka bahçesinden fışkıran parayla kurduğu takımla rekabet etmeye ne stadyum geliri yeter, ne banka kredisi.

Biraz abartıyor olabilirim, ancak Yaya Toure'ye verilen kontrat, bildiğimiz anlamdaki futbol ekonomisinin sonunun başlangıcı olabilir. Önce FFP ve sonra da 'salary cap' gibi sistemlerin uygulamaya geçmesini kaçınılmaz hale getirecek bu astronomik rakamlar, futboldaki dengelerin tamamen değişmesine, Avrupa futbolunun bambaşka bir şekle bürünmesine yol açabilir. Benim bu noktadaki endişem tüm bu 'değişim'in, çok sevdiğimiz futbolu Formula 1'leştirererek, bir spor olmaktan çıkaracak olması. Yoksa "Aman Man City, Arsenal'i geçecek" gibi sığ kaygılar içerisinde değilim.

2 yorum:

  1. Çözüm kesinlikle salary cap... Ben yıllarıdr bunun olması gerektiğini savunuyorum fakat NBA'e benzeyen sıkı bir salary cap sistemi de pratikte imkansız.

    YanıtlaSil
  2. Keita'mızı da araplar aldı, bari galatasaray da faydalansaydı yaw bu musluklardan. aldığımız paraya vermişiz adamı. 3-5 bişey daha verememişler.. :))

    YanıtlaSil