27 Temmuz 2010 Salı

Ateşini Yolla Bana

Starcraft 2'nin çıkışı ve ortada transfer spekülasyonundan başka hiçbir haberin olmayışından dolayı blogda sakin bir hafta geçiriyoruz. Sanırım bu haftanın, Türkiye'de ve Avrupa'da en dikkate çeken olaylarından birisi Guti'nin Beşiktaş'a transferi.

Read Madrid formasıyla kazanmadık kupa bırakmamış ve kariyeri başarılarla dolu olan Guti'nin, türk futboluna kazandırılması gayet olumlu bir gelişme ve kendisinin teknik olarak Avrupa'nın elit orta sahalarından birisi olduğu tartışma götürmez. Fizik olarak ise, 34'üne gelmiş olsa da, Türkiye Ligi standartlarının üzerinde olduğunu da söyleyebiliriz. Yani, tahmin edeceğiniz üzere, burada Guti'nin kalitesini tartışan bir yazı yazmayacağım. Kendisini izlemeyi, en az Beşiktaş taraftarı kadar sabırsızlıkla bekliyorum.

Bu transferle ilgili asıl kafama takılan soru ise Galatasaray taraftarının geçen sene acı bir şekilde tecrübe ettiği uyum meselesiyle ilgili. Galatasaray'lılar olarak öğrendik ki, bütçeniz varsa, bir transferin aslında en kolay kısmı oyuncuyu Türkiye'ye getirmek. Getirdiğiniz bu oyuncunun eğer biraz 'yıldız' statüsü varsa, asıl iş buradan sonra başlıyor. Takım içi dengeler, taraftarla ilişkiler, teknik heyetle uyum, medyanın şuğursuzluğu derken, bizim memlekette yabancı oyuncudan verim almak 9 bilinmeyenli denkleme dönüşüyor.

Benim Guti transferinde gördüğüm ilk bilinmeyen ise motivasyon konusuyla ilgili. Kariyeri boyunca almadığı kupa kalmamış, Avrupa'nın en büyük kulüplerinden birinde hayatının 24 senesini geçirmiş ve Zidane gibi adamlarla yanyana oynamış Guti, 34'te geldiği Türkiye Ligi'ne ne kadar motive olabilir? Bu transferi gerçekleştiren bir Katar kulübü olsaydı, biz Guti'nin oraya sadece para için gittiğini söyleyecekken, kendisinin Beşiktaş'a futbol oynamaya geldiğini nasıl iddia edebiliriz? Türkiye'nin Avrupa futbolunun bir parçası olduğu gerçeği bu iddiayı desteklemek için yeterli midir? Peki Guti, ilk defa açıldığı bu yurdışı serüveninde uyum sorunu yaşarsa, onu kim, nasıl, neyle motive edebilir?

Bu soruya cevabım maalesef hiçkimsenin kendisini motive edemeyeceği yönünde. Guti, aradığı motivasyonu damarlarındaki asil kanda bulmak zorunda.

Alex Ferguson, Jordan, Schumacher, Federer, Hagi gibi adamların kişiliklerine bir bakarsanız hepsinin kendiliğinden motive karakterlere sahip olduklarını görürsünüz. Yaptıkları işi domine etmiş, bu alanda kazanılacak her şeyi kazanmış bu isimlerin, tüm kariyerleri boyunca motivasyon sorunu yaşamamasının tek nedeni, içlerinde yanan tutkulu ateş olmuştur. Ferguson, dünya tarihinin en başarılı hocalarından birisi ama hala ligde Stoke City ile oynanan maçın hakemi onu çıldırtmayı başarabiliyor, Schumacher ve Jordan, kırılmadık rekorunu bırakmadıkları mesleklerine yıllar sonra geri dönüyorlar, Federer ise 16. grand slamini kazandıktan sonra hala gözyaşı döküyor. Konumuz Guti'ye en yakın örnek Hagi ise, 31 yaşında geldiği Galatasaray'da 18'lik bir çocuğun isteğiyle oynayabiliyor.

Tüm bu adamları, "şampiyon" statüsünden "efsane" düzeyine çıkaran ne para, ne kupa, ne şan, ne de şöhret. Onları büyük yapan içlerinde yanan ateş, kalplerinde yaptıkları işe karşı besledikleri tutku. Guti, belki yukarıda saydığım isimler kadar efsanevi bir sporcu değil ancak bir 'şampiyon' olduğu kesin. Eğer Beşiktaş taraftarının gözünde bir 'efsane'ye dönüşecekse, ihtiyacı olan tek şey yukarıdaki isimlere benzer bir içsel motivasyon kaynağı. Yani Guti'nin içindeki ateş hala yanıyorsa, Beşiktaş taraftarı için güzel günler yakındır. Yok, Guti, kalbini Madrid'te bırakıp geliyorsa, o zaman bu aşk daha başlamadan yarım kalmış demektir.

Bu konuyu düşündükçe, Rudy Tomjanovic'in o meşhur lafını hatırlamadan edemiyorum:

"Don't ever underestimate the heart of a champion!"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder