29 Haziran 2010 Salı

Statik Portakal

Dünya Kupası'nı birer birer terkeden bayık Avrupa takımları arasında, temkinli oynuyorlar diye en son eleştirilmesi gereken takım Hollanda'dır sanırım. Adamlar, senelerini temkinsiz oyun ve onun getirdiği şerefli mağlubiyetlerle geçirdikten sonra ilk defa "aman abi heyecan yapmayın" düsturuyla sahadalar. Hollanda'nın, Bert van Marwijk geldiğinden beri başarıyla uyguladığı 4-2-3-1, elemelerde oldukça dinamik bir takım ortaya çıkarmıştı. Ancak, Güney Afrika'ya ayağını bastığından beri Marwijk, frenden ayağını çekmedi. Özellikle takımın defansif yarısını oluşturan 6 oyuncu, yarı sahadan öteye adım atarken 3 kere düşünüyor; sonra da zaten vazgeçiyor.

Tabi ki bunun böyle olmasının, Hollanda'nın geçmiş tecrübelerinden başka sebepleri de var. Bunun sebeplerin en belirgini, sahip oldukları kadronun yapısı. İlginç bir şekilde, Hollanda'yı geri 5 ve ileri 5 olarak ikiye bölerseniz arada bir kalite uçurumu olduğunu görüyorsunuz. Heitinga, Mathijsen, De Jong ve Van Der Wiel her ne kadar iyi oyuncular olsalar da, hiçbirisi en üst düzeyde yeterince test edilmiş değil. Kaptan Van Bronckhorst'un ise patlayıcı günleri geride kalmış durumda. Bert van Marwijk, geri beşlisinin kapasitesinin farkında olduğundan onları haddinden fazla 'statik' oynatıyor. Öyle ki, 4 maçta Hollanda beklerinin hücuma destek verdikleri pozisyon sayısı 2 el ve 1 ayağın parmaklarını geçmez. Orta sahadan ileri adım atmaya izni olan tek adam olan Van Bommel ise sadece Sneijder markaj altında olduğu zaman ve duran toplarda bu hakkını kullanmakta. Peki ileri beşlinizde Sneijder, Robben, Van Persie gibi adamlar varken bu statiklik bir problem olur mu?

Geçen sezon Inter gösterdi ki, efektif bir hücum hattınız varken, bırakın çok adamla hücum etmeyi, topa sahip olmadan bile maç kazanmanız mümkün. Hollanda'nın ilk 4 maçında aldığı 4 galibiyet de bu efektif yapının doğal sonucu zaten. Aslında bakarsanız, Hollanda, turnuvanın kağıt üzerindeki en efektif 'hücum kanalı'na sahip. Van Bommel ile defanstan çıkan Portakallar, orta sahada, bütün sezon Inter'de üstlendiği görevin tıpatıp aynısıyla oynayan Sneijder gibi bir dağıtıcıya sahipler. Onun topu bir an önce ulaştırmakla görevli olduğu kanatlarda, Avrupa'nın en formda kanat adamlarından Robben ve dünyanın ilk defansif forveti Kuyt var. İlerideki Van Persie ise takım statik oynadığında zorlansa da, hucüm hattının en önemli parçasını oluşturuyor.

Kuyt'un hücumu düşünmeyen bir kanat oyuncusu olması, maalesef, Hollanda'nın ileri dörtlüsünü 'asimetrik' bir hale sokmakta. İlk 3 maç Van Der Vaart'ın, dün de Robben'in kanadına doğru yaslanmış durumdaki Hollanda hücum hattının, VDV ve Robben'in birlikte oynadığı bir diziliş ile daha dinamik bir yapı alacağını düşünüyorum. Zaten geride statik bir 6'lısı bulunan Marwijk'in, Kuyt'a bence ihtiyacı yok. Ama tabi ki, son 10 maçının 9'unda 2 ve üzeri gol bulmayı başaran Hollanda hücum hattının risk almasına da pek gerek yok. Şu ana kadar Marwijk, kendisini temkinli oyunu bozmasını gerektirecek bir pozisyonda bulmadı. Hele Robben takıma katıldıktan sonra, çalışan sistemi bozmasını hiç beklemiyorum.

Aslında bu anlayış çeyrek finaldeki kritik eşleşmede Hollanda'nın işine yarayabilir. Dünkü Şili maçı bir kez daha gösterdi ki, Brezilya'nın üzerine giden her takım ateşle oynamakta. Statik portakal ise Brezilya'nın üstesinden gelmek için gerekli vitamini kabuğuna yakın bölgelerde bulunduruyor. Sağlam geri 6'lı, topu ileri etkili bir şekilde servis edebilen orta saha ve efektif hücum adamları kağıt üzerinde iyi bir karışım gibi gözükmekte. Bu noktadaki sorun, Brezilya'nın da, aynı elementlere sahip olması ve üstüne üstlük defans dörtlüsü ve kaleci kategorilerinde Hollanda'dan bariz bir şekilde daha güçlü olması. Yani Hollanda, Brezilya'yı yenecek taktiksel kapasiteye sahip ancak oyuncularının bu engeli aşacak potansiyelde olup olmadığı maç gününde belli olacak.

3 yorum:

  1. Ben Hollanda'nın efektif değil, şanslı olduğunu düşünüyorum.

    Bu oyun planını mantıklı buluyorum ama sanki Marwijk, "Robben-Sneijder gol atar ya sallayın" demiş gibi. Kimin nereye koşacağı, nereden top alacağı belli değil. Inter'in farkı bu gibi durumlarda çok daha isabetli oynamasıydı. Kulüp takımı olmanın avantajı da var tabii.

    Robben dışında ilerideki üç isim Sneijder-Van Persie ve Kuyt sezon içindeki oyunlarının bir iki kademe altındalar ve birebir aynı özelliklerini göstermiyorlar; ben bunun yorgunluktan ziyade teknik direktörün temkinli oyun anlayışına bağlıyorum.

    Ayrıca, Hollanda hep gönüllerin şampiyonudur. Keşke yine en iyi futbolu oynasalardı...

    YanıtlaSil
  2. şanslı demek biraz haksızlık olur bence. son 10 maçlarını aynı futbolu oynayarak kazandılar.. belli ki ileri 4'lü bir şekilde gol bulmayı başarıyor.. en iyi futbolu bu sefer oynamasalar da olur.. 2008'deki gibi gruptan patlamayla çıkıp rusya'ya elenceklerine, göz hoş gelmesinler de brezilya'yı geçsinler..

    YanıtlaSil
  3. ben o kadar pragmatik bakmıyorum. hollanda son kale gibiydi... kazansınlar istiyorum o ayrı.

    YanıtlaSil