15 Haziran 2010 Salı

Nouma - Lincoln - Quaresma



Beşiktaşlıların transfer keyfine limon sıkmamak için Quaresma konusunu biraz beklettim. Eğer herkesin heyacanı biraz yatıştıysa, benim de söyleceklerim var.

Yukarıdaki video, İtalyan televizyonunda yayınlanan Striscia la Notizia'dan alınma. Programın muhabirleri, ellerinde radar ile futbolcuları takip edip, en çok hız yapan futbolcuya "Altın Tapir" ödülünü veriyorlar. Bu ödülü alma sırası, Audi R8'iyle programın hız rekorunu kırmayı başaran Quaresma'ya geldiğinde ise manzara pek iç açıcı olmuyor. Video'nun 5. dakikadan sonrasını izlerseniz, Portekizlinin bu durumdan pek de hoşnut olmadığını ve kendisine takdim edilen ödülü fırlatıp attığını görebilirsiniz. Tamam, videodaki muhabirler dallama arkadaşlar ve Quaresma'nın özel hayatını taciz ediyorlar. Ancak, program da, İtalya'da pek bir bilinen bir mizah programı.

Tabi ki, bu videoyu burada yayınlamamın sebebi Beşiktaş'ın yeni transferine çamur atmak filan değil. Tam tersi, bunu gelecekte yapacak olanlara dikkat çekmek amacındayım. Hepimiz biliyoruz ki, Quaresma dünyanın en 'efendi' futbolcusu değil. Yukarıdaki görüntüler de bir şekilde bunun kanıtı. Ancak ortada bir gerçek var ki, bir futbolcu, sahada üzerine düşeni yaptığı sürece, onun ne kadar 'efendi' olduğu kimsenin umrunda olmaz. Nitekim, ne Cristiano Ronaldo'nun karaktersiz bir adam olması Real Madrid'lilerin umrunda; ne de John Terry'nin, yemediği haltın kalmaması Chelsealilerin. Taraftar dediğin sahaya bakar ve gönül verdiği formayı hakkıyla terleten her türlü adamı bağrına basar.

Quaresma örneğine baktığımda aklıma ister istemez Nouma ve Lincoln'ün Türkiye maceraları geliyor. Bu iki adam da, forma giydikleri takımın taraftarları tarafından el üstünde tutulurken, birden kendilerini bir linç kampanyasının ortasında buldular. Nouma, Beşiktaş camiasında, neredeyse bir 'efsane'ye dönüşecekti ki, elini şortuna soktu diye adamı kıtır kıtır doğradılar. Lincoln'ün darağacına gitme sebebi ise sahada yaptığı 'artistik' hareketler oldu. Bunlar, kişilik itibariyle aynı Quaresma gibi 'değişik' adamlar olup aklıma gelen en belirgin örnekler. Yakın zamanda Jo'nun da benzer muameleyle karşılaştığını ve hatta Kewell gibi beyefendiler ötesi bir adamın bile basın tarafından hırpalandığına da tanık olduk. Ama tabi, kişiliksizliğini Dünya Kupası'na dahi sıçratan Lugano hakkında senelerdir en ufak bir olumsuz satır okumadık ki, o bambaşka bir hikaye zaten.

Diyeceğim odur ki, Fenerbahçe'nin senelerdir tecrübe ettiği, Galatasaray'ın ise geçen sene acı bir şekilde öğrendiği bir şey var: Mesele, şöhretli futbolcu getirmek değil, bu futbolcuları idare edebilmek. Quaresma, yetenekleri tartışılmayacak ancak kişilik olarak 'riskli' bir adam. Kendisi, her gittiği kulüpte olduğu gibi Beşiktaş'ta da bir takım sorunlar yaşayacak ve o gün geldiğinde bizim linççi medya da elinden geleni ardına koymayacak. Çarşaf çarşaf, Quaresma'nın nasıl işe yaramaz bir adam olduğunu okuyacağız. Beşiktaş yönetiminin, bu kriz dönemlerini nasıl idare ettiği ise bu transferin başarısını direk ilgilendiren bir faktör olacak. Umuyorum Nouma örneğinde olduğu gibi bir korkaklık tiyatrosu sergilemezler de futbolcularının ve harcadıkları paranın arkasında dururlar.

Beşiktaş'a hayırlı olsun.

1 yorum:

  1. Yazının temel fikrine katılmakla birlikte örneklere katılmıyorum. Terry ve Ronaldo'nun performansları ortada. Sahadaki performansları özel hayatlarına kalkan olabilecek düzeyde.

    Nouma'ya bakarsak o bir güç savaşına kurban gitti; anlamsız yere başka kulüplerin devreye girdiği, yorumcuların da katıldığı başka bir hadisenin ortasına düştü. Lincoln'e gelince Lincoln'ün gönderilme sebebi de düşük performansıydı.. Lincoln Skibbe ile başladığı gibi oynamaya devam etseydi belki basın ses çıkaramayacaktı.

    YanıtlaSil