20 Haziran 2010 Pazar

Dünya Kupası'nın Geleceği



Dünya Kupası'nın pek de beklendiği gibi gittiğini söyleyemeyiz. Şili, Meksika ve zorlasan Uruguay gibi heyecan verici ekipler haricinde beklentiyi karşılayabilen takım yok. Öyle ki, her maçı izleyen birisi olarak şuraya futboldan bahseden yazılar yazmak istiyorum, ancak inanın ki şu ana kadar izlediğim maçlarda kayda değer bir şey bulmak imkansız gibi. Hayal kırıklığının en yoğun yaşandığı yerler şüphesiz ki Fransa ve İngiltere kampları. Sanırım, benzer oyuncu yapılarına sahip bu iki takımın içerisinde bulunduğu durum bize Dünya Kupası'nın geleceği hakkında fikir veriyor.

Futbolun endüstrileşmesi hepimizin haberdar olduğu bir konu. Son 10 yılda, futbolun ciddi paraların döndüğü bir spora dönüşmesi ve paranın kokusunu alan zengin işadamlarının, arap şeyhlerinin ve hatta silah kaçakçılarının bu pastadan nasiplenmek istemesi sayesinde, bugün geldiğimiz noktada bu endüstrileşme inanılmaz bir hız almış durumda. Futbolun üzerinde dönen para hacminin artması da, doğal olarak, oyuncuların kazandığı paraların astronomik rakamlara doğru roketlemesine neden oldu. Üstüne üstlük, futbolcular artık sadece zengin değil; benim diyen Hollywood aktörlerinden daha ünlü, gün boyunca televizyonda tuvalet kağıdından jilete, motor yağına, tırnak makasına, her türlü reklamda boy gösteren şöhretler. Şampiyonlar Ligi, Premier Lig, La Liga gibi başarılı organizasyonlar sağolsun, Avrupa'nın elit futbolcuları paraya ve şöhrete doydular. Diyeceğim odur ki, bu adamları Dünya Kupası'nda ve genel olarak milli forma altında oynamaya motive edecek pek bir şey kalmamış durumda. Endüstriyelleşmenin en sert yaşandığı lig olan Premier Lig'in elit oyuncularının da gerek İngilitere, gerekse Fransa Milli Takım'larındaki skandalları beni pek şaşırtmadı aslında.

İngiliz Milli Takımı, komple ruhsuzlar ordusu görünümünde ve Capello'nun, kanıtlayacak çok şeyi olan Young, Johnson, Baines, Agbonlahor, Walcott gibi gençlerin tamamını görmezden gelmiş olması onların amacına pek hizmet etmedi. Takımdaki veteranların, ne 4 kulvarda 60 maç oynadıktan sonra Dünya Kupası'nda performans verecek halleri var ne de bunu yapmaya istekleri. Yukarıdaki videoda Rooney, taraftarların kendilerini yuhlamasından yakınıyor. İngiliz medyası ve kamuoyu tarafından sürekli pohpohlanan, el üzerinde tutulan beyefendi; berbat oynadığı 2 maçın ardından duyduğu yuh seslerinden pek memnun değil. Taraftar, utanç verici Cezayif performansından sonra ne yapsın istiyor, onu da anlayan beri gelsin.

İngilizler bu turnuvada yaşananları önlemek için piyasadaki en disiplinli hocalardan birine kamyon dolusu para ödüyorlar, sonuç yine de başarısız. Kötü hocayla yola çıkan Fransızların hali ise daha da berbat. Son 3 senedir geri sayan saatli bomba sonunda patladı ve Fransız Milli Takımı tek kelimeyle dağıldı. Anelka, bir süredir unuttuğumuz klasiğini sergiledi ve hocasına ana avrat düz gitti. Evra, takım içerisinde bir hain olduğunu açıkladı. Bana göre bahsettiği adam da Gallas'dan başkası değil, ki kendisinin Arsenal kaptanlığını kaybetmesiyle sonuçlanan olaylar daha dün gibi hafızalarda. Fransa'nın yaşadığı sorunlar ile İngilizlerinkilerin sebebi aynı temellere dayanıyor.

Dünya Kupası, yavaş yavaş büyüsünü kaybediyor ve bunun sebebi de günümüzün ekonomik koşulları. Amatör ruh denilen kavramın ortadan kalktığı futbol endüstrisini, Afrika gibi özel bir yere taşımak bile turnuvaya beklediği heyecanı getiremedi. Mourinho başta olmak üzere birçok Avrupalı spor adamı oynanan futbolun Şampiyonlar Ligi'nin 2 gömlek altında kaldığını belirtti. Şu ana kadar gördüğümüz kadarıyla, bir takımın barındırdığı yüksej profil oyuncu sayısıyla, gösterdiği performans arasında ters bir orantı var. Başta bahsettiğim Şili, Uruguay ve Meksika örnekleri tesadüf değil, ki takımların oyuncularının %80'i Avrupa'nın büyük takımlarına kapağı atmaya çalışan oyunculardan oluşuyor. Yani performans verenin de vermeyenin de derdi "ekonomik".

Dünya Kupası'nın özelliğini yitirmesinin bir başka sebebi de günümüz ekonomik koşulların 'milli' duyguları tamamen ortadan kaldırmış olması. Öyle ki bugün izlediğimiz Dünya Kupası'nda, milli takımın onurunu, şahsi çıkarlarının önüne koyan oyuncu sayı bir düzineyi geçmez bence. Kendisini yuhlayan taraftara gider yapan Rooney'in, üzerinde taşıdığı formanın ağırlığından ne kadar haberi var acaba? Ya da milli formayı kaybedeceğini bile bile hocasına "o. çoçuğu" diyen Anelka'nın? Çok uyumlu görünen İspanya kampında bile, geçmişin kabusu olan Barca-Real çekişmesinin hortladığı konuşuluyor. Hani bu açıdan baktığımızda Kuzey Kore, Cezayir gibi daha amatör olanlar hariç kupadaki tüm ekipler "milli" takımdan çok birer "karma" takım görünümündeler. Tamamında kişisel hesaplar, egolar, cüzdanlar, öncelikler listesinin tepesinde yer almakta.

Diyeceğim odur ki, futbol artık geçmişteki gibi bir masum oyun değil. Globalleşme, endüstrileşme, kapitalizm derken ortaya kocaman bir sanayi çıktı ve bu sanayinin ilk baltaladığı şey de Dünya Kupası olmakta. Yakın gelecekte Avrupa'nın elit ligleri birer NBA halini alacaklar ve buradaki oyuncular, aynı NBA oyuncuları gibi, milli takıma gittiklerinde "lütfetmiş" sayılacaklar. Dünya Kupası da gitgide amatör oyuncuların kendilerini göstermeye çalıştığı bir arenaya dönüşecek. Uzun vadede de milli takımların yavaştan terk edileceğini düşünüyorum açıkçası. Bu gidişat futbol için hayırlı mı olur, yoksa ortaya bambaşka bir 'şey' mi çıkarır bilemiyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder