7 Haziran 2010 Pazartesi

Dünya Kupası'na Doğru: H Grubu

Bundan önce yaptığım incelemelere başlamadan önce, her gruptaki takımların FIFA Dünya Sıralaması'ndaki yerlerini verdim. Ancak son 3,5 yılda 1 yenilgi alan İspanya'nın, 2. olduğu bir algoritmaya pek güvendiğimi zannetmeyin. Maksat inceleme öncesi bir fikir edinelim. Mesela aynı algoritma bize Şili (18) ve İsviçre'nin (24) denk kuvvetler olduğunu da söylüyor ki ona da inanmıyorum. Aynı 38. Honduras'ın, İsviçre'nin çok gerisinde olduğuna inanmadığım gibi..

İspanya'ya baktığınızda kağıt üzerinde mükemmele yakın bir kadro görüyoruz. Ancak onları asıl korkutucu yapan, bu mükemmelliğin kağıt üzerinde kalmayıp sahaya da yansıması. Son 3 yılda, Avrupa futbolunu domine eden İspanya Milli Takımı, 2008'de kazandığı Avrupa Şampiyonası ile kadrosunun turnuva kazanma yetisine sahip olduğunu da göstermiş oldu. Üstelik bunu yaparken 35 maçlık bir yenilmezlik serisi ve 15 maçlık bir galibiyet serisi de yakaladılar. Bu seriler, Konfederasyon Kupası'ndaki ABD mağlubiyeti tarafından bozuldu, ancak bu son 36 maçtaki 34 galibiyet, 1 beraberlik ve 1 yenilgilik istatistiğin etkileyiciliği hiç düşürmedi. Üstelik bu seri içerisinde İspanya'nın yendiği takımlar arasında Almanya, İtalya, Fransa (x2), Arjantin, İngiltere'nin de olduğunu hatırlatmak lazım. İspanyollar, Güney Afrika'ya gelirken de bir elemeler rekoru olan 10 maçta 30 puana ulaştılar. Zaten Türkiye'nin grubundan olduklarından, bunu yaparken ne kadar rahat olduklarını da yakından takip ettik. Tabi ki İspanya Milli Takımı'nın başarısını, Barcelona'nın son yıllarda yakaladığı formdan ayrı değerlendirmek biraz zor. Nitekim, takımın sahaya dizilişine baktığımızda, omurganın Barcalı oyuncular tarafından oluşturulduğunu görüyoruz. Puyol, Pique, Xavi, İniesta (bir de Villa eklendi) gibi oyuncuların sürekli birlikte oynamaları, İspanya'ya bir kulüp takımı kadar uyumlu hareket etme olağını sağlıyor. Barcalı oyuncuların uyumuna ek olarak, Casillas, Alonso, Fabregas, Torres, Silva, Capdevilla gibi oyuncuların da yıllardır milli takımda beraber forma giyiyor olmaları İspanya'yı 'takım kimyası' yönünden turnuvanın en güçlü takımı haline getiriyor. Barcalı oyuncuların birlikte oynamalarına ek olarak bir başka avantajları daha var ki o da kulüp takımındaki futbolun benzerini milli takımda da oynuyor olmaları. Del Bosque'nin elinde tıkır tıkır işleyen bir "Barca modeli" varken, başka arayışlara girmesi zaten saçma olurdu. İspanya Milli Takımı da Barcelona gibi, rakip kim olursa olsun kendi oyununu oynayan ve 90 dakika boyunca topu kontrol etme arzusunda bir ekip. Kendilerinden böyle övgüyle sözettiğim ve benim turnuvadaki favorim konumunda olan İspanya'nın belki de tek zayıf noktası orta sahanın defansif yönünde yatıyor. Aragones İspanya'sının değişmez parçası ve 2008 Avrupa Şampiyonası'nın bana göre en iyi oyuncusu olan Marcos Senna, o turnuvadan sonra yaşadığı form düşüklüğünün sonucu olarak Del Bosque'nin son 23'üne giremedi. Onun defansif görevleri de Xabi Alonso'nun üzerine kalmış oldu. Tüm hatlarıyla rakibin üzerine giden İspanya takımında, Senna gerideki tüm açıkları kapatan bir sigorta işlevi görüyordu. Bu noktadaki görev değişikliğinin sonuçları ise henüz bir turnuva tarafından test edilmedi. İspanya, kupa yolundaki en büyük rakibi olan ve pragmatik bir kontratak takımı görünümündeki Brezilya'nın karşısına çıktığında, Senna'yı arar mı, yoksa Alonso bu görevi aynı başarıyla yerine getirecek mi; sanırım turnuvanın sonucuna etki edecek sorulardan birisi de bu. Geleneksel dünya kupası hayal kırıklıklarından dolayı, bir çokları tarafından hala 2. favori olarak gösterilen İspanya'nın, bu sefer şeytanın kafasını gözünü yaracağını düşünüyorum ben.

CONMEBOL elemelerini 2002'de 10. , 2006'da 7. bitiren Şili, 2010 elemelerinde yükselişini hızlandırarak, grubu lider Brezilya'nın 1 puan gerisinde 2. bitirmeyi başardı. Bu ani zıplamanın nedeni, jenerasyon değişiminin sonuçlarının alınması kadar hocaları Marcelo Bielsa'ya da bağlanabilir. Bielsa, belki de Dünya Kupası'ndaki hocalar içerisinde, başına geçtiği takıma en büyük etkiyi yapan isim. Şili, yıllardır, Güney Amerika'daki büyük abilerin içerisinde hep zorlanan bir ülke konumunda. Salas'lı, Zamorano'lu jenerasyonla 98'de Dünya Kupası ikinci turunu kadar çıkmayı başarmış olsalar da, o turnuvadan beri işler pek yolunda gitmiyordu; ta ki Bielsa, 2007'de görevi devralana dek. Şili'yi, oynattığı 3-5-2 sistemini, zaman zaman 3-3-4 şeklinde de kullanarak olduça ofansif bir takım haline getiren Arjantinli, elinde çok büyük yıldızlar olmamasına rağmen CONMEBOL'un en çok gol atan 2. takımını (Brezilya'dan 1 gol eksik) ortaya çıkarmayı başardı. Şili'nin attığı 32 golün, 10'una imza atan Zaragozalı Humberto Suazo da elemelerin gol kralı oldu. Onun en uçta bulunduğu Şili hücum dörtlüsünün solunda CSKA Moskova'lı Mark Gonzalez, sağında ise Udinese'li Alexis Sanches ve forvetin hemen arkasında Sporting'li Matias Fernandez görev almakta. Elemelerde oldukça etkileyici performanslar ortaya koyan bu dörtlünün arkasındaki 6 oyuncunun, 2 adet 3'lü defans hattı şeklinde oynadığını söylemek çok da yanlış olmaz. Alışılmışın dışında bir dizilişle bol gol atmaya yönelik bir oyun oynayan Şili'nin, geride problemler yaşaması da büyük süpriz değil tabi ki. Güney Amerika'lı dünya kupası temsilcileri içerisinde elemelerde en çok gol yiyen takım kendileri. Şilili taraftarlar için hafiften kalbe zarar olsa da, bu futbol anlayışı, Şili'nin maçlarını, tarafsız izleyici için bir ziyafete dönüştürüyor. Elemelerden beri yaptığı 7 hazırlık maçının 6'sını kazanan Şili'yi özellikle İspanya karşısında izlemek için sabırsızlanıyorum desem yeridir.

Heyecan verici 3 takımın bulunduğu H grubunun en sıkıcı takımı hiç kuşkusuz İsviçre. Kurt hoca Ottmar Hitzfeld yönetimindeki İsviçre'nin, Yeni Zelanda'dan sonra en kolay Dünya Kupası eleme grubuna sahip takım olduğunu söylesem başım ağrımaz. Yunanistan, Letonya, İsrail, Moldova ve Lüksemburg'dan oluşan grubu lider bitiren İsviçreliler, bu süreçte kendi sahalarında Lüksemburg'a yenilmeyi bile başardılar. Euro 2008'de grup sonuncusu olan İsviçre'nin, o günden bu güne çok değiştiğini söylemeyiz. Hitzfeld'in etkisiyle biraz daha organize bir takıma dönüşen ekip, daha disiplinli bir görüntü çizmekte. Kontrollü bir 4-4-2 oynayıp rakibin hatalarını değerlendirme yoluna gidecek İsviçre'nin, Şili ve Honduras gibi patlayıcı takımlara karşı bu anlayışı sahaya yansıtıp yansıtamayacağı merak konusu. Şili niyetine Uruguay'la, Honduras niyetine de Kosta Rika ile 2 hazırlık maçı oynayan takım, bu maçların her ikisini de kaybederek pek de iyi sinyaller vermedi. İsviçre takımının Dünya Kupası'ndaki performansı, Hakan Yakın'dan orta sahayı devralan Gökhan İnler ve Alexander Frei'den hücumu devralan Eren Derdiyok'un performanslarıyla doğru orantılı olacak. Orta saha ve forvetin, kısır görünümlerinden kurtulması takım için özellikle önemli çünkü eleme grubunda en büyük silahları olan düşük skorlu maçlar, H Grubu'nda pek mümkün olmayabilir. Açıkçası ben İsviçre'nin, kendi futboluna uymayan, oldukça şanssız bir gruba düştüğünü düşünüyorum. Grubu, Şili'nin ve hatta Honduras'ın önünde bitirmeleri benim için sürpriz olacak.

Orta Amerika'nın kendi halinde takımı Honduras'ı değerlendirmek biraz zor. Çünkü hem kendi konfederasyonları dışında çok az maç oynuyorlar hem de oyuncularınının büyük bölümü Honduras liginde top koşturmakta. CONCACAF'ı ABD ve Meksika'nın ardından 3. bitirerek Dünya Kupası'na gelmeye hak kazanan takım, CONCACAF Gold Cup'ta da benzer bir sonuç alarak yarı finalde ABD'ye kaybetti. Orta Amerika eleme grubunun en golcü 2 ismi olan Carlos Pavon, Carlo Costly ikilisini kadrosunda barındıran Honduras'ın turnuva öncesi en büyük şanssızlığı Costly'i sakatlık yüzünden kaybetmeleri oldu. Onun yokluğunda, Inter'in Genoa'da kiralık oynayan forveti David Suazo'ya büyük iş düşeceği kesin. Eleme grubunda 4 ila 6 gibi bir puanı, direk kaleci hataları yüzünden kaybeden takımın bu mevkide de tecrübeli Valladeres'te ısrar etmekten başka opsiyonu yok gibi gözüküyor. Bu sorunlara rağmen Wilson Palacios'un dinamosu olduğu orta sahalarında yetenekli oyuncular barındıran Honduras, özellikle fiziksel olarak domine edebildikleri takımlara karşı etkili bir futbol oynuyor. Oynadığı son 5 hazırlık maçında galibiyet alamayan Honduras, Avrupalı takımlara karşı özellikle zorlandı ki Türkiye ve Yunanistan kendilerini rahat yenen takımlar arasındaydı. Yine de, turnuva öncesi kapalı kutu takımlardan birisi olan Honduras'ın, İsviçre'den çok kötü bir takım olduğunu söylemek zor.
H GrubuGBMP
İspanya
3
0
0
9
Şili
2
0
1
6
Honduras
0
1
2
1
İsviçre
0
1
2
1

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder