3 Haziran 2010 Perşembe

Dünya Kupası'na Doğru: G Grubu

G grubunun ölüm grubu olduğuna katılmadığımı daha önce söylemiştim. Dünya sıralamasının 105. ve 1. sinin bulunduğu bir grup nasıl ölüm grubu olabilir ki? Brezilya bu grup için fazla güçlü, Kuzey Kore ise fazla güçsüz. FIFA'nın yaptığı sıralamada Portekiz nasıl 3. onu da anlayan beri gelsin. 27. Fildişi Sahilleri', Portekiz'i kupa dışına yollarsa pek şaşıran olmaz herhalde.

Brezilya'nın o meşhur sambavari futbolunu oynayarak kazandığı son Dünya Kupası 1970 yılındaydı. 94'teki Parreira'nın Brezilya'sı, son derece kontrollü futbol oynayan bir takımken, 2002, belki de futbol açısından en fakir geçen Dünya Kupası'ydı ki Brezilya o turnuvada da öyle ahım şahım bir oyun oynamadı. Brezilya'nın sahada samba yaptığı günlerden bugüne geldiğimizde artık futbolun son derece süratli oynanan ve üst düzey fiziksel mücadelenin yaşandığı bir spor halini aldığını görüyoruz. Bunu söylüyorum çünkü, Brezilya, CONMEBOL elemelerinin ilk 11 maçında 6 beraberlik aldığında, teknik direktörleri Dunga, takımı 'çirkin' oynatmakla suçlanıyordu ve kovulmanın eşiğine kadar gelmişti. Neyse ki Dunga görevinin başında kaldı ki, Brezilya sırasıyla Peru, Uruguay, Paraguay, Arjantin ve Şili'yi yenerek, elemelerin bitimine 3 maç kala gruptaki liderliğini garantilemeyi başardı. Bu 5 maçlık serinin son 4 maçının Dünya Kupası finalistleriyle olduğuna dikkat çekmek gerekir sanırım. Brezilya, ayrıca, elemelerde oynadığı 18 maçın 10'unu gol yemeden kapatmayı başarırken, 1 golün üzerinde yedikleri maç sayısı sadece 3'de kaldı, ki bu maçların 2'si grup liderliğini garantiledikten sonra geldi. Başarılı bir şekilde bitirilen eleme grubunun üstüne Brezilya, bir de tüm maçlarını kazandığı bir Konfederasyon Kupası ekledi. Yani anlayacağınız, Dunga'nın Brezilya'sı belki eskisi kadar 'güzel' değil, ancak çatır çatır sonuç alan bir takım olmuş; pragmatizm, sonunda Selecão'yu da etkisi altına almıştı. Tabi ki ortada, Brezilya'nın şu anki kadrosunun, bu anlayışa cuk oturan oyunculardan oluştuğu gerçeği de var. Dünyanın en formda kalecisi Cesar, Lucio gibi bir stoper; Dani Alves, Maicon gibi bekler; milli takımda başka oynayan Melo, takımı atağa son derece süratli kaldıran Kaka ve Robinho ve Brezilya'lı forvetlerin geleneğine aykırı bir şekilde 'pivot' oyunu oynayabilen bir Luis Fabiano. Bu kadro yapısına baktığımızda, Dunga'nın neden Gilberto Silva, Kleberson ve Baptista gibi oyuncuları Ronaldinho, Pato ve Andre Santos'un önünde tercih ettiğini anlamak da kolaylaşıyor. Bu tercihin sebebinin tek kelimelik açıklaması: "Disiplin". Yılların topla oynayan Brezilya'sını, topsuz oyunu etkili oynayabilen bir takıma dönüştürmeniz için, önce yılların 'disiplinsiz' takımına, 'disiplin' öğretmeniz gerekiyor. Dunga'nın, bunu yapmakta son derece başarılı olduğunu aldığı sonuçlara bakarak anlayabiliyoruz ki, şu an takımda 'disiplin' açısından tek soru işareti adam Robinho. Açıkçası ben, bu 'Avrupalılaşmış Brezilya' takımını eski Selecão'dan daha çok sevdim. Diğer favori 'Brezilyalılaşmış İspanya' ile finalde karşılaşırlarsa çok ilginç bir maç olacağa benzer.

Geçen turnuvanın 4.'sü Portekiz, eleme grubunda, az daha İskandinavlar tarafından kapı dışına konuyordu. Grupta Malta maçları hariç oynadığı 8 maçta sadece 9 gol bulabilen Portekiz, Danimarka-İsveç ikilisinden de 4 maçta 3 puan alabildi. Bosna'yı çekişmeli bir playoff serisinde eleyerek Dünya Kupası bileti alan takım için son 2 yılın çok iyi geçtiğini söylemek zor olur sanırım. Elemelerdeki Portekiz'e baktığımız zaman ilk dikkatimizi çeken, dünyanın en iyi 2 hucüm oyuncusundan birini kadrolarında bulundurmalarına rağmen, pozisyon yaratmada son derece kısır bir takım görünümünde olmaları. Carlos Queiroz, takımda bulunduğu 2 sene içerisinde Cristiano Ronaldo'dan verim almayı başarabilmiş değil. Portekiz dizilimi içerisinde genelde sol kanada hapis ve kaderine mahkum bir oyun oynayan Ronaldo, takımın geri kalanından neredeyse hiç yardım almıyor. Deco, Simao, Tiago, Meireles ve Veloso gibi son derece yetenekli orta saha oyuncularına sahip Portekiz'in, sahanın Ronaldo'suz bölgelerinde hiçbir şey üretememesi ise akıl alacak gibi değil. Alex Ferguson'un 5 sene yardımcılığını yapan Queiroz'un, bence turnuva öncesi yapması gereken ilk şey, eski patronuna bir telefon açıp Ronaldo'nun kullanma kılavuzunu rica etmek olmalı. Takımın gol sorununun bir başka sebebi de tabi ki kadroda üst seviye bir golcünün olmayışı. Portekiz'in gol umutları, forvet oynayan Liedson veya Hugo Almeida'dan çok, onların arkasındaki Ronaldo, Nani, Meireles ve Simao'ya bağlanmış durumda. Bu hucüm hattının işler hale gelmesi Portekiz açısıdan çok kritik bir konu ki geçen hafta dünya 114.'sü Cape Verde ile yapılan hazırlık maçı 0-0 bitince ülkede ufak çapta bir şok yaşandı. Neyse ki Salı günü, 60 dakikasını 1 kişi fazla oynadıkları maçta Kamerun'u 3-1 ile geçtiler de moralleri düzeldi. Problemli gibi gözükse de hucümda bir çok seçeneği olan Portekiz'in asıl sıkıntısı defans hattında. Bütün sezonu sakat geçiren Pepe'nin turnuva başladığında ne durumda olacağı belirsizken, onun yerine oynama ihtimali Rolando ve Costa'nın böyle bir turnuvada ne yapacakları soru işareti. Orta sahasında da defansif oyuncu sıkıntısı çeken Portekiz'in bu bölgede tek opsiyonu Veloso. Özetlemek gerekirse, takım, bekleri hariç her bölgede bazı sorunlarla boğuşuyor diyebiliriz. Kağıt üzerinde çok büyük bir hucüm potansiyeli olan Portekiz, bu bölgeden de beklediği verimi alamazsa, daha ilk maçta Fildişi Sahilleri'ne kaybederek turnuvanın kapısına kilidi çok erken vurabilir.

Afrika takımlarının içerisinde kadrosu en etkileyici olanı hiç kuşkusuz Fildişi Sahilleri. Drogba liderliğindeki kadro ie 50 yılda 1 gelir bir jenerasyon yakalamış durumdalar. Ancak Drogba'nın 32'sine bastığını hesaba katarsak, kendilerini göstermek için son şansları, kendi kıtalarına kadar gelen bu turnuva olabilir. 2006'daki şanssız Arjantin-Hollanda kurasından sonra bu sefer de Brezilya-Portekiz ikilisine denk gelmiş olmaları büyük talihsizlik tabi ki. Yıldız oyuncularının üzerine kurulu oyunlarıyla Portekiz'e benzeyen Filler'in, Portekiz'den daha iyi yaptığı bir şey varsa o da süper yıldızlarını etkili kullanmak. Drogba milli forma altında oynadığı 67 maçta 44 gole imza atmayı başarmış durumda ve Chelsea'den de takım arkadaşı Kalou ile oldukça etkili bir forvet hattı oluşturmaktalar. Orta sahada Yaya Toure ve Zakora gibi etkili defansif seçeneklere sahip Fildişi Sahili 4-4-2'sinin kanatlarında Gervinho ve Keita gibi iki süratli oyuncu bulumakta. Kolo Toure liderliğindeki defans ve kaleci Barry ise takımın yumuşak karnı gibi gözükmekte. İlk 11'ler itibariyle baktığımızda gerçekten Portekiz ve Fildişi Sahili oldukça benzer kadro yapılarına sahipler. Bu noktada, Filler'in en büyük dezavantajının, hocaları olduğunu söylemem gerekir. Mart ayı sonunda göreve gelen Sven Goran Eriksson tabi ki kötü bir teknik adam değil. Ancak, Fildişi Sahilleri, turnuvanın ilk maçında Portekiz ile kader maçına çıkarken, hocaları takımın başında sadece 3. maçına çıkıyor olacak. Eriksson, ilk maçında geçen hafta Paraguay ile berabere kalırken, Dünya Kupası öncesi son hazırlık maçını, yarın Japonya'ya karşı oynayacak. İsveçli hocanın, elindeki kısa sürede takımdaki dengeler ile çok fazla oynayacağı zannetmiyorum. Zira turnuvadaki görevi de "taktisyenlik" ile sınırlı olacaktır büyük ihtimal. Ama ben yine de, güzelim jenerasyonun, emanetçi hocaların elinde heba edilmesine üzülüyorum. Eğer Fildişi Sahili, son 2 senede, kurt bir hoca tarafından istikrarlı bir şekilde bu turnuvaya hazırlansaydı bugün çok daha farklı bir takımdan bahsediyor olurduk. Dünya Kupası'nda sahneye çıkacak takımın performansı, tamamen barındırdığı yıldız oyuncuların gününde olup olmamasına bağlı olacak. Bu noktada şansları ise Portekiz'in de aynı dertten muzdarip olması.

Dünya tarihinin en antipatik diktatörlerinden biri tarafından yönetilen Kuzey Kore ile ilgili ilk Dünya Kupası yazısını aylar önce yazmıştım. O yazıda bahsettiğim iletişim engelleri sağolsun Kuzey Kore takımı, Dünya Kupaları tarihinin en "kapalı kutu" takımı. Kadrosunda ülke dışında futbol oynayan sadece 3 oyuncu bulunduran K.Kore'nin yıldız golcüsü, Japonya doğumlu bir Güney Koreli olan Jong Tae Sae. Futbol olarak oldukça defansif bir oyunu tercih eden Koreliler, eleme grubunda oynadıkları toplam 16 maçta sadece 7 gol yediler. Bu defansif performans, ikinci eleme grubunda, Suudi Arabistan'ın üzerine çıkmalarına neden olan +2 averajın da sebebiydi. Güney Afrika bileti aldıktan bugüne kadar tam 17 hazırlık maçı oynayan Kuzey Kore, bu alanda turnuvanın rekorunu elinde tutuyor. Bu maçlardan en dikkat çekenleri son 2 ay çerisinde Güney Afrika ve Yunanistan'a karşı alınan beraberlikler. Turnuvanın belki de tek 5-3-2 oynayan takımı olacak Kuzey Kore, belki daha kısır hücumcuların bulunduğu bir gruba düşseydi birşeyler yapabilirdi. Yine de bu halleriyle, kendilerine karşı oynamak oldukça sinir bozucu bir hal alabilir; nitekim 2 bek ve defansif orta sahanın da katılımıyla, zaman zaman, 2 adet 3'lü savunmayı arka arkaya koymuş bir takım halini alıyorlar. Sanırım, herhangi bir süprizin altına imza atacaklarını söylemek oldukça iyimser bir tahmin olur. Zaten takımın aldığı sonuçları, ülkenin %99'u duymayacaksa yarı finale çıksan ne olur, çıkmasan ne olur.
G GrubuGBMP
Brezilya
3
0
0
9
Fildişi Sahili
2
0
1
6
Portekiz
1
0
2
3
Kuzey Kore
0
0
3
0

2 yorum:

  1. Fildişi Sahili de Portekiz de birbirinden istikrarsız ve "underachiever" takımlar. Ne olacağını kestiremiyor insan

    YanıtlaSil
  2. Gönlüm antipatik Portekiz yerine Fillerden yana.

    YanıtlaSil