12 Haziran 2010 Cumartesi

Bile Bile Lades

Fransız halkının içinde bulunduğu psikolojiyi az da olsa anlayabiliyorum, nitekim yakın arkadaşlarımdan birisi futbol hastası bir Fransız. Kendisiyle aylardır Dünya Kupası muhabbeti yapıyoruz, sürekli dönüp geldiğimiz yer aynı. Benim, özellikle hocalarıyla ilgili eleştirilerime sürekli aldığım "Ama biz dünya kupasında farklı oyunuyoruz" cevabı ve "son 3 dünya kupasında 2 final oynadık, yine süpriz yapabiliriz" savunması. Acaba o turnuvalarda farklı oynayan Fransız Milli Takımı mıydı, yoksa Zidane mı; orası tartışılır tabi. Fransız ulusunun, benim arkadaşıma benzer bir melankolik psikoloji içerisinde Dünya Kupası'na geldiğini zannediyorum, çünkü Raymond Domenech'i, Avrupa Şampiyonası ve eleme gurubu fiyaskolarından sonra hala takımın başında tutmalarının başka açıklaması olamaz.

Eric Cantona'nın meşhur bir lafı var: "Domenech, 16. Louis'den beri Fransız futbolunun başına gelmiş en kötü hocadır" diye. Bahsettiği 16. Louis, Fransa tarihinde, vatana ihanetten yargılanıp, giyotine gitmiş tek kraliyet üyesidir. Tabi bana göre, dün akşam itibariyle, Domenech'in ülkesine karşı işlediği suçlar 16. Louis'ninkileri de aştı. Dua etsin ki 18. yüzyılda değiliz artık.

Domenech zannediyor ki bir formasyon seçip, oyuncuları buna göre dizer ve sahaya sürersek hocalık vasfımızı yerine getirmiş oluruz. Takımın bir felsefesi, bir stratejisi ve bunlara uygun taktikleri olup olmadığının herhangi bir önemi yok. Bundan dolayıdır ki, Fransız takımının sahada ne yapacağına dair hiç bir fikri yok. Ribery'nin şansının yardımıyla önünde kalan topla hazırladığı pozisyon da olmasa, dünkü maçta ürettikleri pozisyon sayısı sıfırda kalacaktı. Dün akşam sahadaki Fransız takımı bana, 2006'da, grup maçlarına 0-0'lık galibiyetle başlayan takımı hatırlattı. O maçtan sonra Zidane sazı eline almıştı da, takım futbol oynamaya başlamıştı. Zidane'sız gidilen 2008 Avrupa Şampiyonası'nda, aynı futbol Fransa'yı grup sonuncusu yaptı. 2010'a geldik; senaryo yine aynı. Peki Fransa 2006'daki gibi ayağa mı kalkar, yoksa 2008'deki gibi 2.80 yere mi uzanır.

Bu soruya olumlu bir cevap vermek zor gözüküyor çünkü Domenech sağolsun, Fransa kampında tam bir kaos havası hakim. Genel olarak varolan yaşlılar-gençler kamplaşmasına her geçen gün yeni kamplar ekleniyor. Takımın tecrübeli oyuncuları, Gourcuff'u istemiyorlar ki bence yerden göğe kadar haklılar. Gallas, kaptanlık bandının Henry'den alınıp Evra'ya verilmesinden rahatsız ve kaptanlığı kendisinin hakettiğine inanıyor. Ribery ve Anelka, Henry ve Diaby'nin ilk onbirde olması gerektiğini savunurken, Sagna ve Malouda, takımdaki disiplinsizlikten açık açık şikayet eden oyuncular. Disiplinsiz demişken, Ribery ileri üçlünün sağında oynaması önerisini "Sağda oynamayı sevmiyorum" diyerek geri çevirince, takımın en formda oyuncularından birisi olan Malouda'ya ilk onbirde yer açılamamış ve sağ tarafta Govou'ya mahkum kalınmış oldu. Domenech, Chelsea'de sağda oynayan Anelka'yı bu bölgede kullanmıyor çünkü elindeki golcülere güveni yok. Tabi bu arada, Fransız futbolunun bir numaralı genç golcüsü Benzema da takımı televizyondan izliyor. Dün akşam sahaya çıkan Gourcuff-Diaby-Toulalan orta sahasının sıradanlığını gördükten sonra, Nasri'nin de bu takımda banko oynaması gerektiğini söylemek de yanlış olmaz sanırım.

Anlayacağınız, Fransa daha sahaya çıkmadan kaybeden bir takım. Bu son 2 senedir böyleydi; bu turnuvada da değişen bir şey yok. Fransız Federasyonu, Blanc'ın göreve geliş tarihini açıklayarak, Domenech'in zaten olmayan otoritesini hepten dinamitlemiş oldu. Bence, hemen bugün, Blanc'ı Güney Afrika'ya, Domenech'i de giyotine yollasınlar. Herkes rahat etsin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder