30 Haziran 2010 Çarşamba

"Geleceği" Arda Yazsın

Nike'ın "Write the Future" reklamlarının Türkiye versiyonu. Arda merkezli reklam gayet eğlenceli olmuş.

Paranın Gözü Kör Olsun

United, David Silva'yı 3 senedir kovalıyordu. Ronaldo'yu sattıklarında, bu transferi bitireceklerinden emindim. Gel gelelim Glazergiller, Ferguson'a harçlık vermedi, bu transfer de bir türlü gerçekleşmedi. Bu kadarı yetmiyormuş gibi, United taraftarları, City'nin parayı basıp Silva'yı alışına da tanıklık etti. Resmi açıklamanın içeriğinde olmasa da basılan paranın €30m civarı olduğunu söyleniyor. Bu, City'nin İspanya'da harcadığı ilk €30m da değil tabi ki. Yaya Toure transferini açıklamaları da an meselesi. Geçen sene Premier Lig'de alışverişe çıkan araplar, bu sene kapağı İspanya'ya attılar. Hayırlısı olsun ne diyelim.

GLT


Hazır gol çizgisi teknolojisi gündemdeyken, bu konuyla ilgili bir videoyu paylaşasım geldi. Yukarıda, Adidas'ın, Goal Line Technology (GLT) adını verdiği sistemiyle yaptığı bir testten görüntüler var. Kullanılan topun içerisindeki sensörler, halihazırda Jabulani'nin içinde de mevcut. Zaten dikkat ederseniz videonun tarihi de 2007. Yani GLT, 2,5 sene önce kullanıma hazır durumdaymış. Tabi, Bladder kardeşimiz bu gelişmeyi Osmanlı'nın sanayi devrimini izlediği gibi izlemeyi tercih edince, gelinen nokta ortada.

29 Haziran 2010 Salı

Başka Türlü Durduramayacağız

Brezilyalı bir vudu büyücüsü, Meksika maçında tribünden Messi'nin apandistini patlatmaya çalışıyor.

Statik Portakal

Dünya Kupası'nı birer birer terkeden bayık Avrupa takımları arasında, temkinli oynuyorlar diye en son eleştirilmesi gereken takım Hollanda'dır sanırım. Adamlar, senelerini temkinsiz oyun ve onun getirdiği şerefli mağlubiyetlerle geçirdikten sonra ilk defa "aman abi heyecan yapmayın" düsturuyla sahadalar. Hollanda'nın, Bert van Marwijk geldiğinden beri başarıyla uyguladığı 4-2-3-1, elemelerde oldukça dinamik bir takım ortaya çıkarmıştı. Ancak, Güney Afrika'ya ayağını bastığından beri Marwijk, frenden ayağını çekmedi. Özellikle takımın defansif yarısını oluşturan 6 oyuncu, yarı sahadan öteye adım atarken 3 kere düşünüyor; sonra da zaten vazgeçiyor.

Tabi ki bunun böyle olmasının, Hollanda'nın geçmiş tecrübelerinden başka sebepleri de var. Bunun sebeplerin en belirgini, sahip oldukları kadronun yapısı. İlginç bir şekilde, Hollanda'yı geri 5 ve ileri 5 olarak ikiye bölerseniz arada bir kalite uçurumu olduğunu görüyorsunuz. Heitinga, Mathijsen, De Jong ve Van Der Wiel her ne kadar iyi oyuncular olsalar da, hiçbirisi en üst düzeyde yeterince test edilmiş değil. Kaptan Van Bronckhorst'un ise patlayıcı günleri geride kalmış durumda. Bert van Marwijk, geri beşlisinin kapasitesinin farkında olduğundan onları haddinden fazla 'statik' oynatıyor. Öyle ki, 4 maçta Hollanda beklerinin hücuma destek verdikleri pozisyon sayısı 2 el ve 1 ayağın parmaklarını geçmez. Orta sahadan ileri adım atmaya izni olan tek adam olan Van Bommel ise sadece Sneijder markaj altında olduğu zaman ve duran toplarda bu hakkını kullanmakta. Peki ileri beşlinizde Sneijder, Robben, Van Persie gibi adamlar varken bu statiklik bir problem olur mu?

Geçen sezon Inter gösterdi ki, efektif bir hücum hattınız varken, bırakın çok adamla hücum etmeyi, topa sahip olmadan bile maç kazanmanız mümkün. Hollanda'nın ilk 4 maçında aldığı 4 galibiyet de bu efektif yapının doğal sonucu zaten. Aslında bakarsanız, Hollanda, turnuvanın kağıt üzerindeki en efektif 'hücum kanalı'na sahip. Van Bommel ile defanstan çıkan Portakallar, orta sahada, bütün sezon Inter'de üstlendiği görevin tıpatıp aynısıyla oynayan Sneijder gibi bir dağıtıcıya sahipler. Onun topu bir an önce ulaştırmakla görevli olduğu kanatlarda, Avrupa'nın en formda kanat adamlarından Robben ve dünyanın ilk defansif forveti Kuyt var. İlerideki Van Persie ise takım statik oynadığında zorlansa da, hucüm hattının en önemli parçasını oluşturuyor.

Kuyt'un hücumu düşünmeyen bir kanat oyuncusu olması, maalesef, Hollanda'nın ileri dörtlüsünü 'asimetrik' bir hale sokmakta. İlk 3 maç Van Der Vaart'ın, dün de Robben'in kanadına doğru yaslanmış durumdaki Hollanda hücum hattının, VDV ve Robben'in birlikte oynadığı bir diziliş ile daha dinamik bir yapı alacağını düşünüyorum. Zaten geride statik bir 6'lısı bulunan Marwijk'in, Kuyt'a bence ihtiyacı yok. Ama tabi ki, son 10 maçının 9'unda 2 ve üzeri gol bulmayı başaran Hollanda hücum hattının risk almasına da pek gerek yok. Şu ana kadar Marwijk, kendisini temkinli oyunu bozmasını gerektirecek bir pozisyonda bulmadı. Hele Robben takıma katıldıktan sonra, çalışan sistemi bozmasını hiç beklemiyorum.

Aslında bu anlayış çeyrek finaldeki kritik eşleşmede Hollanda'nın işine yarayabilir. Dünkü Şili maçı bir kez daha gösterdi ki, Brezilya'nın üzerine giden her takım ateşle oynamakta. Statik portakal ise Brezilya'nın üstesinden gelmek için gerekli vitamini kabuğuna yakın bölgelerde bulunduruyor. Sağlam geri 6'lı, topu ileri etkili bir şekilde servis edebilen orta saha ve efektif hücum adamları kağıt üzerinde iyi bir karışım gibi gözükmekte. Bu noktadaki sorun, Brezilya'nın da, aynı elementlere sahip olması ve üstüne üstlük defans dörtlüsü ve kaleci kategorilerinde Hollanda'dan bariz bir şekilde daha güçlü olması. Yani Hollanda, Brezilya'yı yenecek taktiksel kapasiteye sahip ancak oyuncularının bu engeli aşacak potansiyelde olup olmadığı maç gününde belli olacak.

28 Haziran 2010 Pazartesi

Sanatçı Ölümü

Bizim memlekete özgü bir olaydır. Ne zaman ünlü birisi bir trafik kazasında can verir de haber medyaya yayılır; o zamandır ki bölgenin belediyesi söz konusu kavşağı yeniden düzenleyip güvenli hale getirir. Oysa aynı kavşakta bir sürü 'normal vatandaş' da ölmüştür. Hatta yöre ahalisi oraya "ölüm kavşağı" gibisinden bir isim de takmıştır.

Çok kolay bir teknolojik gelişmeyle önlenebilecek hakem hataları yüzünden çok takımın canı yandı. Bu yüzdendir ki tenisi, NBA'i, rugby'si bu teknolojik uygulamaları yavaştan bünyelerine katarak, insan hatası faktörünü ortadan kaldırma yoluna gittiler. Söz konusu uygulamaların tamamı da başarılı oldu. Peki, diğer spor dalları hataların önlenmesi yolunda gelişme kaydederken, futbol ne yaptı? Blatter, "futbolu hatalar zevkli yapıyor" dedi; Platini, insan hatasını ortadan kaldırmak için sahaya 2 insan daha koymayı denedi.

Bu konuyla ilgili en son yazıyı, IFAB ve Britanya futbol federasyonları başkanlarının yaptığı toplantının ardından yazmışım. Uluslarası anlamda, teknolojik gelişmenin futbola uygulamasının tartışıldığı son platform o toplantıydı ve FIFA üyelerinin tamamı öneriye "ret" oyu vermişti. Aynı tarihte de, futbol mahallesinin "normal vatandaş"ı Birmingham'ın aynı kavşakta canı yanıyordu. Onun hemen öncesinde de, mahallenin önde gelenlerinden İrlanda'nın kopardığı kıyamet de belediye tarafından itinayla duymazdan gelinmişti.

Tüm bu ihmaller bizi düne kadar getirdi ki, ünlü sanatçılarımızdan İngiltere Milli Takımı, belediyenin göz bebeği olan anayolda duvara toslayıp hayatını kaybetti. Dünyanın en iyi hakemlerinin görev aldığı, FIFA'nın en önemli organizasyonu kapsamındaki dünyanın en ünlü iki federasyonunun maçında, sahadaki 4 hakemden hiçbiri 1 metre içeride olan topu göremedi. 10 yıllık ihmal geldi FIFA'nın elinde patladı. Belediye, iplemediği kavşağın bedelini ağır ödedi; dünyanın en dişli medyalarından birisine malzeme oldu.

Ben, bu noktadan sonra geri dönüş olduğunu zannetmiyorum. Dünya futbol tarihinin gördüğü en kötü yönetici olan Sepp Blatter bile, bu yaşananlara seyirci kalamayacak. IFAB'ın Dünya Kupası sonrası ilk toplantısının ana gündemi 'kale çizgisiyle ilgili teknolojik gelişmeler' olmak zorunda. Hali hazırdaki Hawk Eye ya da Cyclops'u mu futbola uyarlarlar, yoksa Jabulani'nin içinde zaten bulunan çipi mi devreye sokarlar, orasını keyifleri bilir. Ben böyle bir teknolojinin, Blatter'in iddia ettiği gibi de "çok pahalı" olacağına inanmıyorum. En ucuzu 250-300 milyon euroya malolan modern stadların maliyetinin yanında, bu sistemlerin maliyeti devede kulak kalacak. Tabi ki Blatter'in asıl korkusu, dar gelirli ülkelere bu konuda yardım yapmak zorunda kalacak olmasından kaynaklanıyor. Dünya futbolunun patronunun, bu sporun gelişimi için para harcamaktan korkuyor olması da ayrıca trajik.

Bizim ünlü sanatçının hayatını kaybettiği kazadan 4 saat sonra, aynı kavşakta, daha mütevazi bir sanatçı benzer bir ihmalin kurbanı oldu. Tabi ki bu kaza ilki kadar ses getirmedi nitekim ölen kişi yeterince meşhur değildi. Meksika'nın maruz kaldığı hata, aslında 'gol çizgisi teknolojisi'nin ne kadar geç kaldığının bir başka göstergesi. Bu teknoloji şimdiye kadar çoktan uygulamaya geçmeliydi ki olası bir ofsayt uygulaması için yolu açsın. Nitekim, görüyoruz ki, şu anki statükoyla yol bayağı bir uzun. FIFA, ofsayt kamerasını devreye sokana kadar NBA, oyuncularının götlerine çip takmış olur heralde. Ha böyle bir çip ne işe yarar ben de bilmiyorum.

26 Haziran 2010 Cumartesi

İlk Turun Ardından: H Grubu

İspanya, grubu lider bitirdi ancak hepimiz farkındayız ki, son 3 senedeki takım ile Güney Afrika'daki İspanya'yı kıyasladığımızda bir şeylerin eksik olduğunu farkediyoruz. Benim teorim, hem İngiltere hem de İspanya liglerinde oynayan oyuncuların haddinden fazla yorgun olduğuydu. Yorgunluğun üzerine bir de sakatlıktan dönen Torres, Cesc ve İniesta'nın henüz form tutamamış olduğu gerçeğini eklemek gerekir tabi ki. Hatta Casillas'ın bile formda olduğunu söylemek zor. Bu faktörlerin, takımın performansı üzerindeki etkisi tartışılmaz, ancak beni asıl şaşırtan Del Bosque'nin hala taktiksel arayışlar içerisinde olması. İlk maçta son derece defansif bir İsviçre karşısına temkinli bir anlayışla çıkan İspanya, dün akşam da aynı kafa yapısındaydı. 3 senedir rakip sahada uyguldıkları boğucu presi kendi ceza sahalarının önüne kadar çeken İspanyol takımı, Şili 10 kişi kalana kadar defanstan Pique'nin uzun toplarıyla çıkmaya çalıştı. Şili, 10 kişi kaldıktan sonra da oyunun hakimiyetini tamamen ele geçirdikleri söylenemez, ki bu İspanya açısından endişe verici bir durum. İspanya için kritik bölgenin Senna'nın boşalttığı ön libero olduğunu daha önce belirtmiştim. İlk 3 maç bize gösterdi ki, Del Bosque bu boşluğu dolduramayacak. Senna takımdayken, Avrupa'daki en maceracı beklere sahip olan İspanya, ilk 3 maçta Sergio Ramos ve Capdevilla'nın ofansif desteğini hiçbir şekilde kullanamadı. Tabi ki, bu sorunlara rağmen Portekiz karşısında İspanya hala favori. Yolun çeyrek finalden sonrasına ise takımın son 3 yıldaki futboluna yaklaşıp yaklaşamaması karar verecek.

Benim Arsenal'i desteklememin ve Barcelona'yı en iyi futbolu oynayan takım olarak tanımlamamın sebebi basit ve adına "organize hücum" deniyor. Bu turnuvanın iflah olmaz hucüm takımı ise Şili. Dün akşam gördük ki, dünyanın en iyi ofansif futbolunu oynayan İspanya'ya bile ders verebilecek nitelikte bir futbol anlayışları var. Bielsa ve öğrencileri, dün, 10 kişi kaldıktan sonra bile pozitif futbollarını koruyarak, bu anlayıştan hiçbir koşul altında ödün vermeyeceklerini gösterdiler. Şili'nin futbolundaki tek olumsuz detay ise, bizim Ersun Yanal'ın da çok sevdiği "erken faul" taktiğini kullanmaları. Çok adamla hücum ederken topu kaptırmaları halinde, direk rakibe faul yapıyorlar ki kontra atak yemesinler. Tabi ki bu taktik, dünkü Meksikalı hakem gibi her pozisyonda kartına başvuran bir adama denk geldiği zaman biraz tehlikeli bir hal alıyor. İspanya karşısında Şili'nin 3 as oyuncusu birden kart cezalısı duruma düştü. Benim turnuvadaki favori takımlarımdan biri olan Şili'nin şanssızlığı, ikinci turda Brezilya ile oynayacak olmaları. Hepimiz biliyoruz ki Dunga'nın takımı, üstlerine gelen rakipleri cezalandıran bir futbol oynuyor ve bu da Şili'yi, Brezilya için taktiksel anlamda en "uygun" takım yapıyor.

Tedaviden önce,
H GrubuGBMP
İspanya
3
0
0
9
Şili
2
0
1
6
Honduras
0
1
2
1
İsviçre
0
1
2
1

Tedaviden sonra,
H GrubuGBMP
İspanya
2
0
1
6
Şili
2
0
1
6
İsviçre
1
1
1
4
Honduras
0
1
2
1

Gaflet, Delalet ve Hatta İhanet


Rugby severler futbolla sabah akşam dalga geçse az bile. Dünyanın en büyük spor organizasyonunda, milyarlarca insanın gözü önünde, önce Keita, sonra Torres rakiplerine ve futbola ihanet ediyorlar; 3 boyutlu, 4 boyutlu kameralar olayı tespit etmiş, ancak bu ihanet, hareketi yapanların yanına kar kalıyor. Dünya üzerinde böyle bir adaletsizlik var mıdır acaba? FIFA, utanmadan Estrada'nın cezasını onayacak mı şimdi? Peki ya Şili dün elenseydi bu kartın hesabını kim ödeyecekti? İlk yarı Şili'yi kıtır kıtır doğrayan, sonra bu pozisyonda her şeyin üzerine mum diken hakem mi?

Beni sinir eden bu olayın önüne geçmenin gayet kolay olması. Maç sonrası video görüntülerine bakarak bu oyunculara ağır cezalar verilmeli. Rugby bunu başarıyla uyguluyor. Futbolun patronları da, 1 sene boyunca, istikrarlı olarak, her kendini yere atan oyuncuya 1 maç ceza versin bakalım, 2. senede kaç kişi kalacak bu pisliği yapan. Ama Blatter, Platini gibi adamlar futbolu yönettiği sürece biz daha çok izleriz bu rezilliği.

25 Haziran 2010 Cuma

İlk Turun Ardından: G Grubu

Medyanın, sahada oynanan ne olursa olsun skora göre gaza gelmesine hastayım. Turnuva öncesi berbat bir hazırlık dönemi geçiren, ilk maçında da kötü bir oyundan sonra berabere kalan Portekiz, Kuzey Kore'ye 7 atınca bir anda turnuvanın favorilerinden birisi oluverdi. Öte yandan Brezilya, aynı Kuzey Kore'ye 8 çekmedi diye eleştiriliyordu. Oysa Dunga, Kore maçına tüm elemeler boyunca üzerinde çalıştığı ve Dünya Kupası'nda rakip kim olursa olsun uygulayacağı taktikle çıktı; daha çok üstlerine gelen takımları cezalandırmak üzerine kurulu bu anlayışla, ultra defansif Kuzey Kore karşısında az da olsa zorlanmıştı. Bu noktada herkes "Kore'ye karşı da böyle mi oynanır?", derken ben, Dunga'yı taktiksel istikrarından dolayı tebrik edenler arasında yer alıyordum.

Brezilya, Portekiz karşısına da beklendiği gibi bu anlayışı koruyarak çıktı. Tabi ki kontrolsüz bir hücum futbolunun cezalandırılacağını bilen Portekiz de daha önceki maçlara nazaran daha defansif ve kontrollüydü. İki temkinli anlayışa her iki takımın da kazanmak zorunda olmayışları eklenince maç daha çok bir orta saha mücadelesi olarak gerçekleşti. Tabi ki, övgüyle bahsettiğim Brezilya'nın, Portekiz gibi savunmasıyla ünlü olmayan bir takıma karşı bile pozisyon bulmakta zorlanması düşündürücü. Dunga'nın takımı kontra atağa çıkarken inanılmaz süratli, ancak yerleşmiş savunmaya karşı bir o kadar yavaş hareket ediyor. Her set hücumunda yapılan 15-20 pasa rağmen göbekte pek de bir şey üretilememesinin sebebi tabi ki orta saha üçşüsünün tamamen defansif adamlardan oluşması. Bu sebeptendir ki, Dunga'nın set hücum planı tamamen Maicon ve Bastos üzerinden 2 açık oyuncuyu beslemeye dayanıyor. Bu akşam, etkili açık oyuncuları olan Portekiz karşısında, hem Bastos hem de Maicon fazla çıkamayınca Brezilya'nın da hücum etkinliği oldukça azalmış oldu. Tabi ki bunu söylerken hücumun en önemli 3 adamı Robinho, Kaka ve Elano'nun da eksikliğini göz önüne almak gerek. Bugünkü beraberlikten sonra Dunga yine yerden yere vurulacaktır, ancak ben hala turnuvanın en iyi takımının Brezilya olduğunu düşünüyorum. Tabi ki bu akşam 2 vites birden büyültmüş bir İspanya izlersek bu fikrim değişebilir.

Portekiz ise, benim için hakkında yorum yapması zor bir takım. Fazla radikal bir fikir gibi gelecek ama Cristiano Ronaldo'nun varlığı Portekiz hücumunu baltaladığını düşünüyorum. Takım yarı sahayı geçtiği anda Ronaldo, bir şekilde topu ayağına alıyor ve ordan sonra ya 35 metreden kaleyi deniyor ya da 3 oyuncunun arasına dalıyor. Üstüne üstlük kazanılan tüm duran toplar, mesefe tanımaksızın, Ronaldo tarafından kaleye gönderiliyor. Hani utanmasa Ronaldo gelip aut atışlarını da keleye vurmayı deneyecek, o derece. Son 16 ayda milli takım adına 1 gol 1 asisti bulunan bir adama biraz fazla bel bağlıyorlar sanki. Kore maçında Simao, Tiago ve Meireles gibi oyuncuların hücum yeteneklerinden yararlanmayı aklına getiren Portekiz, adeta şov yapmıştı. Ancak ne Fildişi Sahili ne de Brezilya karşısında Ronaldo'nun ayağından topu almayı başaramadılar. Umuyorum bu yanlıştan bir an önce dönerler. Nitekim kendilerini zorlu bir ikinci tur eşleşmesi bekliyor.

Tedaviden önce,
G GrubuGBMP
Brezilya
3
0
0
9
Fildişi Sahili
2
0
1
6
Portekiz
1
0
2
3
Kuzey Kore
0
0
3
0

Tedaviden sonra,
G GrubuGBMP
Brezilya
2
1
0
7
Portekiz
1
2
0
5
Fildişi Sahili
1
1
1
4
Kuzey Kore
0
0
3
0

The Passion of The Capello


Senede 12 milyon euro alıyorsanız ve çalıştırdığınız takım berbat oynuyorsa tabi ki bu şovu yapmak zorundasınız. Capello'nun "İşte ben böyle tutkuluyum" ayakları öyle inandırıcı ki neredeyse ben bile inanacağım. Stuart Pearce de İngiliz Müfit Erkasap'ını oynuyor bu fimde. Capello Almanlara yenilirse, İngiliz medyası gayet tutkulu başlıklar hazırlayacak kendisine.

Boyayalım Abi


Dün akşamdan ilginç bir görüntü. Bendtner ayağındaki beyaz bantları keçeli kalemle boyamakta. İlk anda "Tamam bizim oğlan iyice kafayı yedi" tepkisi veren bendeniz, maçın spikerinin 'FIFA talimatı' açıklamasıyla aydınlandım. Ayağa çekilen bantlar, çorapla aynı renk olmak zorundaymış. Keçeliyle boyadık oldu mu yani? Blatter'i ve bürokrasisini öpüyorum burdan.

İlk Turun Ardından: F Grubu

Medyaya göre büyük sürpriz, biraz aklı başında futbol izlecisine göre geliyorum diyen kaza gerçekleşti ve İtalya grup maçlarında turnuvaya veda etti. Açıkçası ben, turnuvadan önce en azından Yeni Zelanda'yı yenecek güçte olduklarını düşünüyordum ki, İtalya'nın beni de şaşırttığı nokta grubu sonuncu bitirmeleri oldu. İtalya Milli Takımı'nın halini anlamak için 1-2 Serie A maçı izlemek yeterli. Şahsen burdan da birkaç kere İtalya Ligi'ni midemin kaldırmadığını söylemiştim. Lippi, sıradan ligin sıradan takımı Udinese'nin hucüm hattına bel bağlamanın faturasını ağır ödedi gibi. Belki de İtalyan futbolundan son 10 senede İnzaghi'den başka golcü çıkmamasının faturasını ödemiştir bilemiyorum. Açıkçası umrumda da değil.

Fosil İtalyanlar yerine genç Slovakları ikinci turda görmek gerçekten keyif verici oldu. Kaptanları Hamsik'in liderliğinde Slovaklar, dün akşam ellerinde ne varsa İtalya'nın üzerine attılar ve gayet keyif verici bir futbolla Dünya Şampiyonu'nu elemeyi başardılar. Çoğunluğu 25 yaş altında olan Slovak takımı bu turnuvada nereye kadar giderse gitsin onlar için başarı sayılacak ve tahminimce bu jenerasyonun sesini, 2012 ya da 2014'teki turnuvalarda daha yüksek duyacağız. Hamsik büyük ihtimal, İtalya'nın büyüklerinden birine kapağı atacak, diğer gençler de büyük kulüplerin transfer listlerine girecek. Bu açıdan, Stoch transferi Fenerbahçe için iyi "business" gibi duruyor ancak ben kendisinin henüz beklenen performansı veremediği görüşündeyim.

Turnuvanın en yaşlı takımlarından birisi olan Paraguay, oldukça formda gözüken Güney Amerika takımları defansif açıdan en sağlamı. İsim isim baktığımızda gayet etkileyici gözüken hucüm hatları ise henüz beklenen düzeyde değil. Tabi ki bu halleri bile grubu rahatça lider bitirmelerine yetti. İkinci turda karşılacakları Japonya'nın da hızını kesecek defansif yeterliliğe sahip olduklarını hesaba katarsak, Paraguay için işler gayet yolunda gidiyor denebilir. Paraguay, Uruguay, Şili, Meksika dörtlüsünden birisi gidip kupayı kaldırırsa şaşırmayacağım zaten. Kasım kasım kasan Avrupa'lıların arasında ilaç gibi geldiler.

Grubu namağlup bitiren Yeni Zelanda'ya sanırım bir özür borçluyum. Fiji ve Bahreyn'i yenerek geldikleri Dünya Kupası'nda olmayı hakedip haketmediklerini tartışanlardan biri olarak, onların gösterdiği mücadelenin önünde saygıyla eğiliyorum. Belki turnuvanın göze en hoş gelen takımı değillerdi ancak barındırdıkları kısıtlı kadroyu göz önüne alırsak, rakiplerini bozmak için oynamaktan başka seçenekleri olmadığını söyleyebiliriz. Dün akşam akşam araya bir gol sıkıştırabilseler grubu lider bitireceklerdi. Bu noktaya kadar gelmiş olmaları bile büyük başarı. Özellikle hemen altlarındaki milyarlık eşekleri düşünürseniz.

Tedaviden önce,
F GrubuGBMP
Paraguay
2
1
0
7
İtalya
2
0
1
6
Slovakya
1
1
1
4
Yeni Zelanda
0
0
3
0

Tedaviden sonra,
F GrubuGBMP
Paraguay
1
2
0
5
Slovakya
1
1
1
4
Yeni Zelanda0
3
0
3
İtalya
0
2
1
2

İlk Turun Ardından: E Grubu

Avrupa'dan Dünya Kupası'na gitmeyi ilk garantileyen takım olan Hollanda, Güney Afrika'da da ikinci turu garantileyen ilk ekip olmayı başardı. Kontrol futbolu oynayan Avrupa'lılar turnuvada döküledursun, kendi gelenekleri olan ofansif oyundan vazgeçmeyen Hollanda'nın 9 puan almasını görmek sevindirici. Portakalların, bunu Robben'siz yapmış olduğunu da hesaba katarsak ilerki turlar için umutlanmamak mümkün değil. Gerçekten de, kadrosunda barındırdığı haddinden fazla yetenekle Hollanda, ilk turu adeta 3. viteste geçti. Hollanda geleneği olan 'total futbol' ile modern 4-3-3'ün karışımı bir oyun ortaya koyan takımın yumuşak karnı olarak görünen defansı da ilk turda geçer not aldı. Robben'in de katılımıyla, ikinci turdan itibaren vites arttıracağını tahmin ettiğim Hollanda'nın kaderi çeyrek finaldeki Brezilya maçında ya tekerrür edecek ya da baştan yazılacak.

Turnuva öncesi analizlerde hiç şans vermediğim Japonlar ve Kiwilerden özür dilemem gerekiyor sanırım. Birbirinden tecrübeli onlarca teknik adamın, takımlarına oynattığı düşük tempolu, garantici futbola nazire yaparcasına maceraperest ve süratli top oynayan Japonlar, Hollanda maçı dahil olmak üzere bu anlayıştan hiç ödün vermediler. Dün akşam Danimarka karşısında ise zirve yaptılar. Zaten teknik kapasitesi yüksek ve diri oyunculardan oluşan takım, karşılarında odun Bendtner ve bitik Tomasson'a bel bağlamış Danimarka'yı bulunca iyiden iyiye şov yaptı. 2. turda kendileri gibi eserekli bir başka takım olan Paraguay ile karşılaşacak Japonlar, kendilerini çeyrek finale atarlarsa kimse şaşırmasın.

Bu grubun bahsini kapatmadan önce, Kamerun'u adeta öldüren Paul Le Guen'e de bir parantez açmak istiyorum. Afrika futbolunun, emanetçi hocalarla hiçbir yere gidilemeyeceğini bir an önce öğrenmesi gerekiyor. 2. tura çıkan tek Afrika takımı olan Gana'nın, bu kıtanın temsilcileri arasında hoca istikrarını sağlamış tek ülke olması tesadüf mü acaba? Turnuvaya 3 ay kala damdan düşen Le Guen ve Erikkson gibi hocalardan ne hayır bekleniyor inanın ki anlamak mümkün değil.

Tedaviden önce,
E GrubuGBMP
Hollanda
3
0
0
9
Kamerun
2
0
1
6
Danimarka
1
0
2
3
Japonya
0
0
3
0

Tedaviden sonra,
E GrubuGBMP
Hollanda
3
0
0
9
Japonya
2
0
1
6
Danimarka
1
0
2
3
Kamerun
0
0
3
0

İlk Turun Ardından: D Grubu

Benim açımdan bu turnuvanın ölüm grubu olan D Grubu'nun ilk maçında Avustralya intihar etmese ve Sırbistan tamamen hayal kırıklığı yaratmasa, belki çok daha heyecanlı bir grup izleyecektik. Socceroos'un elenmesi yüzünden üzgün olsam da, en azından Gana, Afrika kıtasının tesellisi olmuş durumda. Onlar da ilk turda elense, 2 turda hiçbir Afrika takımı göremeyecektik.

Turnuva öncesi analizde, Almanya'nın kaderinin genç oyuncularının ve özellikle de Mesut Özil'in performansına bağlı olduğunu yazmıştım. İlk tur maçları gösterdi ki, yeni Alman jenerasyonu bu sorumluluğu almaya hazır. İyi organize olmuş Alman takımı, büyük bölümünü 10 kişi oynadığı Sırbistan maçında bile üstün olan taraftı. Hücum hattındaki olumlu performanslara rağmen, takımın savunması hala biraz kırılgan görünmekte. Son maçta, kaybedecek hiç bir şeyi olmayan Gana, Almanların üzerine biraz istekli gidince bu açıkça ortaya çıktı zaten. Bu noktada şansları, ikinci turda hucüm etme özürlü bir takım olan İngiltere ile karşılacak olmaları.

Bu gruptan ikinci tura çıkan takım Gana olsa da, bana göre hem Avustralya hem de Sırbistan, Gana'dan daha iyi takımlar ancak her ikisi de yanlış taktiklerin kurbanı oldular. Grupta attığı 2 golü de penaltıdan bulan Gana'nın şans faktörünü de yanına aldığını eklemek gerekir. Tabi ki, ikinci turu haketmediklerini söylemiyorum ancak bütün Afrika takımlarının ortak derdi olan organizasyon eksikliği ve teknik olarak yetersiz kadrolarıyla bu gruptan çıkmış olmaları büyük başarı. Almanya maçındaki istekli görüntülerini korur ve 3. bölgede biraz daha dikkatli olurlarsa ABD'yi de geçmeleri mümkün.

Tedaviden önce,
D GrubuGBMP
Almanya
2
0
1
6
Sırbistan
1
2
0
5
Gana
1
1
1
4
Avustralya
0
1
2
1

Tedaviden sonra,
D GrubuGBMP
Almanya
2
0
1
6
Gana
1
1
1
4
Avustralya1
1
1
4
Sırbistan
0
1
2
1

24 Haziran 2010 Perşembe

Ben Buna Gülüyorum


Türk basının, yaz döneminde ortaya çıkan en büyük ve en heyecanlı özelliği transfer haberlerindeki yaratıcılığıdır. Her sene belirli bir oyuncu havuzundaki isimler, o yaz oynanan turnuvalarda parlayan isimler vs. bütün takımlarımıza, ağırlıklı olarak da üç büyüklere gidip gelirler. Buna hepimiz alıştık herhalde, hemfikiriz değil mi? Pekala, bu konuda hemfikir olduğumuza göre asıl konuya gelebilirim: Fanatik gazetesinin son iki gündür ısrarla yazdığı Alexande Song, Glatasaray'da haberi... Yanlış duymadınız, evet Song, Arsenal'li Song. Wenger'in büyük projesinin en sonunda "olan" ve geçen sezon Arsenal'in en iyi oyuncularından biri olan Song...

Yıllardır okuduğumuz transfer dedikodularını ucundan kıyısından, bir şekilde, ufak da olsa bir mantık çerçevesine oturtabiliriz, ama Song haberini; imkansız! Gerçekten Fanatik gazetesi çalışanlarının nasıl bir kafayla işe gittiklerini merak etmekteyim, hayat onlara güzel.

Not: Bu imkansız transfer gerçekleşirse her dediğimi yemeğe hazırım, paniğe gerek yok.

23 Haziran 2010 Çarşamba

İlk Turun Ardından: C Grubu

İngiliz medyasının EASY diye adlandırdığı C Grubu, beklenenin aksine oldukça yakın bir tabloyla bitti. İngilizlerin son maçı gösterdi ki, takımın problemleri sahadaki dizilişten çok kafalarda yatıyor. Maçı kazanmak zorunda olduklarının farkında olan İngilizler, sadece tek bir yarı istekli oynayıp dişli Slovenya'yı 45 dakika boyunca sahadan silmeyi başardılar. Ha ikinci yarı yine bayık oyunlarına döndüler ama yine de birkaç pozisyona girmeyi başardılar. Elemelerde gayet iyi gözüken İngiliz Milli Takımı'nın aynı hoca, aynı oyuncular ve aynı dizilişlerle neden Dünya Kupası'nda performans vermediği sanırım bütün İngiliz kamuoyunun cevabını aradığı soru. En akla yatanı, Premier Lig'in devam ettiği eleme aylarında, oyuncuların form durumlarının daha üst düzeyde olduğu, ancak Dünya Kupası'na gelindiğinde artık bu oyuncularda mental ve fiziksel olarak yorgunluğun had safhaya ulaştığı açıklaması. Aynı sorundan İspanya'nın da muzdarip olduğunu söyleyebiliriz. Bugünkü maçta İngiliz oyuncuların, bir türlü kendilerini rahatlatacak ikinci golü bulamayıp, maçın sonunu kabus bir şekilde bitirmiş olmaları ikinci tur açısından pek de hayırlı bir haber değil, hele ki rakip Almanya olursa.

ABD, Dünya Kupası'nın ilk dramasına imza atarak, Cezayir'e attığı son dakika golüyle grubu lider bitirmeyi başarırken, olan son maçlara lider girdikten sonra kendini bir anda 3. bulan Slovenya'ya oldu. İlk tur boyunca oldukça diri ve hırslı gözüken yankilerin oynadıkları futbola bakıldığında grup liderliğini hakettiğini söyleyebiliriz. Özellikle, Premier Lig menşeli oyuncularını oldukça etkili kullanan ABD'de takımın doğal lideri Landon Donovan, attığı son dakika golüyle kahraman olurken, rakip defansı bayağı bir hırpalayan Altidore, saha içinde karar alma yeteneği olan bir adam olsa turnuvanın yıldızlarından birisi olacak. ABD'nin liderliği, bu akşamki maçlardan sonra Almanya'nın grubunu 2. bitirmesi durumunda bir dezavantaja da dönüşebilir. Aksi takdirde bir Almanya - İngiltere maçı izleyeceğiz ki gayet ilginç bir eşleşme olacağı kesin.

Tedaviden önce,
C GrubuGBMP
İngiltere
3
0
09
ABD
1
1
1
4
Slovenya
0
2
1
2
Cezayir
01
2
1

Tedaviden sonra,
C GrubuGBMP
ABD
1
2
05
İngiltere
1
2
0
5
Slovenya
1
1
1
4
Cezayir
01
2
1

Sen de Haklısın


Çevremde rugby takip eden bir dolu adamın, futbola çemkirirken kullandıkları ilk argüman bu. Neymiş futbolcular kendini yere atıyormuş. Tamam rugbyi bende seviyorum ama onun da bazı maçları sahada güreşten öteye geçemiyor be arkadaşım. İkisini de sevmek mümkün. Öyle yapın rahat edin.

İlk Turun Ardından: B Grubu

Maradona'ya olan antipatimden olsa gerek, ben, Arjantin'in bu turnuvada pek şansı olmadığını düşünüyordum açıkçası. Yani, kadrodaki 7 forvet yetmiyormuş gibi, Martin Palermo'yu dünya kupasına götüren, ancak Cambiasso ve Zanetti'yi es geçen bir hocaya nasıl sempati duyabilirsiniz ki? Tabi kim ne derse desin, biliyoruz ki futbolda kazanan her zaman haklıdır. Şu ana kadar Maradona da bu kuralın ekmeğini yemekte. 3 maçta 9 puan almış takım hakkında olumsuz konuşuyormuşum gibi gözükse de, aslında amacım farklı. Arjantin, bugün geldiği noktada, elemelerde oynadığı kaos futbolundan yavaş yavaş uzaklaşmakla kalmadı, grubun 3. maçına gelindiğinde organize bir takım görüntüsü vermeye bile başladı. Ancak, dün akşam Yunanistan'ın kendi sahasından şişirdiği uzun toplar bile göstermeye yetti ki, takımın savunmada önemli zaafları var. Bunu Samuel ve Mascherano'nun yokluğuna bağlamak biraz fazla iyimser olur sanırım. 2. turdan itibaren Arjantin her maçta 2 gol atmaya devam ederse, ki bunu yapacak potansiyele sahipler, sorun yok. Ancak, gün gelirde ilerideki bereket azalırsa, o zaman kabus görebilirler. Bu noktadaki endişem, yarı finalde veya finalde kaybederlerse, "keşke Veron'un yerine Cambiasso, Gutierrez'in yerine de Zanetti olsaydı" diye kahrolacak olmaları.

Hala Arjantin'i eleştiriyormuşum gibi algılanmasın ama 9 puan almalarının bir sebebi de gruptaki diğer 3 takımın da birbirinden zayıf olmasıydı. Güney Kore, ikinci tura çıktı çünkü en azından teknik olarak, belli bir seviyede bir kadroya sahipler ve organize hücum edebiliyorlar. Nijerya, Yunanistan maçını önde götürürken gördükleri kırmızı kart ve dün kaçırdıkları goller ile, resmen "aptalca" elenirken, Yunanistan, turnuvanın en kötü takımıydı desem yeridir. Kore'nin fiziksel ve defansif zaafları, Uruguay karşısında başlarına iş açabilir. Çeyrek finale çıkmaları benim için büyük bir sürpriz olur.

Tedaviden önce,
B GrubuGBMP
Arjantin
2
1
07
Nijerya
1
1
1
4
Güney Kore
1
1
1
4
Yunanistan
01
2
1

Tedaviden sonra,
B GrubuGBMP
Arjantin
3
0
09
Güney Kore1
1
1
4
Yunanistan1
0
2
3
Nijerya01
2
1

Tahminlerde gelişme var en azından lideri tutturmuşum.

22 Haziran 2010 Salı

Psikolojik Yetmezlik



Fransa Federasyonu'nun Domenech'le devam etmesini, haksız geldikleri bir turnuvada ilk turdan elenmek istediklerini düşünerek "mantıklı" bir çerçeveye oturtmak istiyorum. Bu kadar "naif" düşünmeme rağmen, Domenech'i ve davranışlarını kesinlikle bir mantığa oturtamıyorum...

Domenech'in asistanı Parreira'ya, Parreira'nın İrlanda maçından sonra Fransa hakkında yaptığı yorumlardan dolayı elini sıkmadığını söylemiş. Peki, işaret parmağıyla bir dakika boyunca Parreira'ya ne anlattı acaba Domenech?

İlk Turun Ardından: A Grubu

Meksika - Uruguay ikilisinden hangisi A grubunu lider bitirirse kendini büyük ihtimal çeyrek finalde bulacağından, iki takımın bu akşamki maça beraberlik için çıkmalarını beklemiyordum, öyle de oldu. Grup liderliğinin getireceği avantajın farkında olan iki teknik adam da sahaya kazanmak için çıktı ve özellikle ilk yarıda, turnuvanın şu ana kadarki en iyi maçlarından birini izledik.

Her ikisi de ofansif gözüken iki takımdan Uruguay'ın Meksika'ya göre üstünlüğü, gerektiğinde kontrollü oyunu da oynayabilmesi. Bunu, grubun ilk maçında Fransa karşısında göstermişler, sonra da G. Afrika'ya karşı ofansif yönlerini sergilemişlerdi. Bu akşam da her ikisinin karışımı bir performasla maçtan galip ayrılmayı başardılar. Uruguay, gördüğüm en iyi takım savunmlarından birine sahip olmasa da, geri dörtlüsünün yüksek performansı ve uyumuyla bu açığını iyi kapatan bir takım. Nitekim, gruptaki 270 dakikayı gol yemeden tamamlayarak bunu gösterdiler. Gerçi Fransa ve G. Afrika gibi hücum özürlü iki takıma karşı oynadıklarını da gözardı etmemek gerekir. Meksika maçında defansın zaman zaman bocaladığını gördük. Hücümda ise Forlan'a biraz fazla bağımlı oldukları söylenebilir. Yıldız golcülerinin gününde olduğu her maçta çok tehlikeli bir takıma dönüşüyorlar. Bu akşam attığı gole rağmen Luis Suarez, henüz tam olmuş değil, ancak yine de Uruguay, sahanın her bölgesinde istikrara sahip, turnuvadaki ender takımlardan birisi. B Grubundan gelen kim olursa olsun çeyrek finale çıkacaklarına olan inancım tam.

Meksika, izlemesi zevkli bir takım olsa da bana göre biraz fazla maceracı. Özellikle sağ ve sol beklerinin hücuma destek verme pahasına sürekli rakip sahada gezmeleri, Meksika'nın defansta önemli açıklar vermesine neden oluyor. Hücum özürlü takımlara karşı çok ortaya çıkmayan bu zaaf, Uruguay'ın attığı gole bakarak açıkça görülebilir. Çeyrek finalde, turnuvanın en tehlikeli hücum hattına sahip takımı olan Arjantin karşısına çıkacaklarını göz önüne alırsak, bu zaafın başlarına iş açabileceğini söyleyebiliriz. Gerideki problemlere rağmen, oyunu karşı alana yıkabildiği her maçta Meksika tehlikeli olacaktır. Takım neredeyse her hücuma 7-8 oyuncuyla çıkıyor ve özellikle iki kanatta çok etkililer. Dos Santos, Hernandez, Vela, Blanco, Guardado gibi oyuncuların yetenekleri sayesinde pozisyona girmekte zorlanmayan takım maalesef iyi bir forvetin eksikliğini çekiyor. İleri uçtaki Franco, bence turnuvanın en kötü forvetlerinden birisi. Ona rağmen Meksika, Arjantin karşısına tamamen umutsuz çıkmıyor. Defanslarını biraz toparlayabilirlerse, ikinci turda bize turnuvanın en güzel maçını izletmeleri mümkün.

Grubun son 2 takımından fazla bahsetmeye gerek yok sanırım. Fransa'nın hali ortada, ki bu akşamki G.Afrika maçının hakemi de "Düşene bir tekme de ben atayım" dedi. Anelka, Ribery, Gallas gibi kişiliksiz adamların başına yanlış adamı verirseniz sonuç böyle oluyor işte. G. Afrika da turnuvaya ilk turda veda eden ilk ev sahibi ülke olma ünvanını eline alarak hayal kırıklığı yarattı, ancak teknik olarak oldukça yetersiz takımla 4 puan alan Parreira'ya başarısız diyemeyiz. Bütün maç borazan üflemek yerine, gerçek bir ev sahibi gibi maçı kontrolü altına alan bir taraftar kitleleri olsaydı belki sonuç farklı olurdu.

Turnuva öncesinde tahmin ettiğim tabloyla, bugün ortaya çıkanı yan yana koyasım var ki biraz gülelim.

Tedaviden önce,
A GrubuGBMP
Meksika1205
Fransa12
0
5
Uruguay0
3
0
3
G. Afrika01
2
1

Tedaviden sonra,
A GrubuGBMP
Uruguay21
07
Meksika
11
1
4
G. Afrika
1
1
1
4
Fransa
01
2
1

Görüldüğü gibi hiçbir takımın yerini doğru tahmin edememişim.

Vermaelen 2.0

24 yaşında, defansın göbeğinde oynuyor ve fiyatı €10m civarında... Wenger'in aradığı defans oyuncusunun, bu tanıma yakın bir yerlerde olması gerektiğini Vermaelen'den biliyorduk. O yüzden Arsenal'in, Gallas, Silvestre ve Campbell'ın ayrılışıyla boşalan defansına ilk eklentinin Fransa'dan gelmek üzere olduğunu söyleyebiliriz. Lorient'in Polonya asıllı Fransız defans oyuncusu Laurent Koscielny, hem Fransız hem de İngiliz medyasına göre Arsenal ile anlaşmış durumda. İki kulüp arasındaki son bonservis pazarlığında bir sürpriz olmazsa, kendisini yeni sezonda Gunners formasıyla izleyeceğiz. Umuyorum, her haliyle benzediği Vermaelen'e performans olarak da benzer.

Ben yine de isminin telafuzu daha kolay adamlar almaktan yanayım gerçi. Wojciech Szczęsny diyeyim derken telef olan arkadaşlarım var.

3. Boyut

Sony'nin ufak oyuncaklarından birisi Dünya Kupası'nı bir başka boyuta taşıyor.

20 Haziran 2010 Pazar

Dünya Kupası'nın Geleceği



Dünya Kupası'nın pek de beklendiği gibi gittiğini söyleyemeyiz. Şili, Meksika ve zorlasan Uruguay gibi heyecan verici ekipler haricinde beklentiyi karşılayabilen takım yok. Öyle ki, her maçı izleyen birisi olarak şuraya futboldan bahseden yazılar yazmak istiyorum, ancak inanın ki şu ana kadar izlediğim maçlarda kayda değer bir şey bulmak imkansız gibi. Hayal kırıklığının en yoğun yaşandığı yerler şüphesiz ki Fransa ve İngiltere kampları. Sanırım, benzer oyuncu yapılarına sahip bu iki takımın içerisinde bulunduğu durum bize Dünya Kupası'nın geleceği hakkında fikir veriyor.

Futbolun endüstrileşmesi hepimizin haberdar olduğu bir konu. Son 10 yılda, futbolun ciddi paraların döndüğü bir spora dönüşmesi ve paranın kokusunu alan zengin işadamlarının, arap şeyhlerinin ve hatta silah kaçakçılarının bu pastadan nasiplenmek istemesi sayesinde, bugün geldiğimiz noktada bu endüstrileşme inanılmaz bir hız almış durumda. Futbolun üzerinde dönen para hacminin artması da, doğal olarak, oyuncuların kazandığı paraların astronomik rakamlara doğru roketlemesine neden oldu. Üstüne üstlük, futbolcular artık sadece zengin değil; benim diyen Hollywood aktörlerinden daha ünlü, gün boyunca televizyonda tuvalet kağıdından jilete, motor yağına, tırnak makasına, her türlü reklamda boy gösteren şöhretler. Şampiyonlar Ligi, Premier Lig, La Liga gibi başarılı organizasyonlar sağolsun, Avrupa'nın elit futbolcuları paraya ve şöhrete doydular. Diyeceğim odur ki, bu adamları Dünya Kupası'nda ve genel olarak milli forma altında oynamaya motive edecek pek bir şey kalmamış durumda. Endüstriyelleşmenin en sert yaşandığı lig olan Premier Lig'in elit oyuncularının da gerek İngilitere, gerekse Fransa Milli Takım'larındaki skandalları beni pek şaşırtmadı aslında.

İngiliz Milli Takımı, komple ruhsuzlar ordusu görünümünde ve Capello'nun, kanıtlayacak çok şeyi olan Young, Johnson, Baines, Agbonlahor, Walcott gibi gençlerin tamamını görmezden gelmiş olması onların amacına pek hizmet etmedi. Takımdaki veteranların, ne 4 kulvarda 60 maç oynadıktan sonra Dünya Kupası'nda performans verecek halleri var ne de bunu yapmaya istekleri. Yukarıdaki videoda Rooney, taraftarların kendilerini yuhlamasından yakınıyor. İngiliz medyası ve kamuoyu tarafından sürekli pohpohlanan, el üzerinde tutulan beyefendi; berbat oynadığı 2 maçın ardından duyduğu yuh seslerinden pek memnun değil. Taraftar, utanç verici Cezayif performansından sonra ne yapsın istiyor, onu da anlayan beri gelsin.

İngilizler bu turnuvada yaşananları önlemek için piyasadaki en disiplinli hocalardan birine kamyon dolusu para ödüyorlar, sonuç yine de başarısız. Kötü hocayla yola çıkan Fransızların hali ise daha da berbat. Son 3 senedir geri sayan saatli bomba sonunda patladı ve Fransız Milli Takımı tek kelimeyle dağıldı. Anelka, bir süredir unuttuğumuz klasiğini sergiledi ve hocasına ana avrat düz gitti. Evra, takım içerisinde bir hain olduğunu açıkladı. Bana göre bahsettiği adam da Gallas'dan başkası değil, ki kendisinin Arsenal kaptanlığını kaybetmesiyle sonuçlanan olaylar daha dün gibi hafızalarda. Fransa'nın yaşadığı sorunlar ile İngilizlerinkilerin sebebi aynı temellere dayanıyor.

Dünya Kupası, yavaş yavaş büyüsünü kaybediyor ve bunun sebebi de günümüzün ekonomik koşulları. Amatör ruh denilen kavramın ortadan kalktığı futbol endüstrisini, Afrika gibi özel bir yere taşımak bile turnuvaya beklediği heyecanı getiremedi. Mourinho başta olmak üzere birçok Avrupalı spor adamı oynanan futbolun Şampiyonlar Ligi'nin 2 gömlek altında kaldığını belirtti. Şu ana kadar gördüğümüz kadarıyla, bir takımın barındırdığı yüksej profil oyuncu sayısıyla, gösterdiği performans arasında ters bir orantı var. Başta bahsettiğim Şili, Uruguay ve Meksika örnekleri tesadüf değil, ki takımların oyuncularının %80'i Avrupa'nın büyük takımlarına kapağı atmaya çalışan oyunculardan oluşuyor. Yani performans verenin de vermeyenin de derdi "ekonomik".

Dünya Kupası'nın özelliğini yitirmesinin bir başka sebebi de günümüz ekonomik koşulların 'milli' duyguları tamamen ortadan kaldırmış olması. Öyle ki bugün izlediğimiz Dünya Kupası'nda, milli takımın onurunu, şahsi çıkarlarının önüne koyan oyuncu sayı bir düzineyi geçmez bence. Kendisini yuhlayan taraftara gider yapan Rooney'in, üzerinde taşıdığı formanın ağırlığından ne kadar haberi var acaba? Ya da milli formayı kaybedeceğini bile bile hocasına "o. çoçuğu" diyen Anelka'nın? Çok uyumlu görünen İspanya kampında bile, geçmişin kabusu olan Barca-Real çekişmesinin hortladığı konuşuluyor. Hani bu açıdan baktığımızda Kuzey Kore, Cezayir gibi daha amatör olanlar hariç kupadaki tüm ekipler "milli" takımdan çok birer "karma" takım görünümündeler. Tamamında kişisel hesaplar, egolar, cüzdanlar, öncelikler listesinin tepesinde yer almakta.

Diyeceğim odur ki, futbol artık geçmişteki gibi bir masum oyun değil. Globalleşme, endüstrileşme, kapitalizm derken ortaya kocaman bir sanayi çıktı ve bu sanayinin ilk baltaladığı şey de Dünya Kupası olmakta. Yakın gelecekte Avrupa'nın elit ligleri birer NBA halini alacaklar ve buradaki oyuncular, aynı NBA oyuncuları gibi, milli takıma gittiklerinde "lütfetmiş" sayılacaklar. Dünya Kupası da gitgide amatör oyuncuların kendilerini göstermeye çalıştığı bir arenaya dönüşecek. Uzun vadede de milli takımların yavaştan terk edileceğini düşünüyorum açıkçası. Bu gidişat futbol için hayırlı mı olur, yoksa ortaya bambaşka bir 'şey' mi çıkarır bilemiyorum.

Dezenformasyon


Daha önce, Kim Jong-Il yönetiminin, Kuzey Kore'nin Dünya Kupası'ndaki maçlarını, elden geçirip montajlandıktan sonra yayınlayacağından bahsetmiştik. BBC sağolsun, Brezilya maçının özetini Kuzey Kore'de yayınlandığı şekliyle ele geçirmiş. İzleyince "Vay Hamdi neler olmuş burda ya" demeden edemiyorsunuz. Sayılmayan goller, Kore'nin 1950'de attığı ancak 2010'da geçerli sayılan golü, üstsüz hatunlar, askeri yan hakem, müneccim boku yemiş yayıncı kuruluşun Portekiz maçının skorunu bilmesi... Şaka gibi. Ama maalesef şaka değil.

17 Haziran 2010 Perşembe

Açılış Liverpool'da

Arsenal, yeni sezonu Liverpool deplasmanında açacak. Takım takım fikstürlere şuradan ulaşabilirsiniz.

AUGUST
14SatBarclays Premier LeagueALiverpool15:00
21SatBarclays Premier LeagueHBlackpool15:00
28SatBarclays Premier LeagueABlackburn Rovers15:00
SEPTEMBER
11SatBarclays Premier LeagueHBolton Wanderers15:00
14/15UEFA Champions LeagueNMatchday 1
18SatBarclays Premier LeagueASunderland15:00
22WedCarling CupNThird Round
25SatBarclays Premier LeagueHW.B.A.15:00
28/29UEFA Champions LeagueNMatchday 2
OCTOBER
02SatBarclays Premier LeagueAChelsea15:00
16SatBarclays Premier LeagueHBirmingham City15:00
19/20UEFA Champions LeagueNMatchday 3
23SatBarclays Premier LeagueAManchester City15:00
27WedCarling CupNFourth Round
30SatBarclays Premier LeagueHWest Ham United15:00
NOVEMBER
2/3UEFA Champions LeagueNMatchday 4
06SatBarclays Premier LeagueHNewcastle United15:00
09TueBarclays Premier LeagueAWolverhampton W.19:45
13SatBarclays Premier LeagueAEverton15:00
20SatBarclays Premier LeagueHTottenham Hotspur15:00
23/24UEFA Champions LeagueNMatchday 5
27SatBarclays Premier LeagueAAston Villa15:00
DECEMBER
01WedCarling CupNQuarter-Final
04SatBarclays Premier LeagueHFulham15:00
7/8UEFA Champions LeagueNMatchday 6
11SatBarclays Premier LeagueAManchester United15:00
18SatBarclays Premier LeagueHStoke City15:00
26SunBarclays Premier LeagueHChelsea15:00
28TueBarclays Premier LeagueAWigan Athletic15:00
JANUARY
01SatBarclays Premier LeagueABirmingham City15:00
04TueBarclays Premier LeagueHManchester City19:45
08SatThe FA CupNThird Round
12WedCarling CupNSemi-Final 1L
15SatBarclays Premier LeagueAWest Ham United15:00
22SatBarclays Premier LeagueHWigan Athletic15:00
26WedCarling CupNSemi-Final 2L
29SatThe FA CupNFourth Round
FEBRUARY
01TueBarclays Premier LeagueHEverton19:45
05SatBarclays Premier LeagueANewcastle United15:00
12SatBarclays Premier LeagueHWolverhampton W.15:00
15/16/22/23UEFA Champions LeagueNRound of 16 1L
19SatThe FA CupNFifth Round
26SatBarclays Premier LeagueATottenham Hotspur15:00
27SunCarling CupNFinal
MARCH
05SatBarclays Premier LeagueHSunderland15:00
8/9/15/16UEFA Champions LeagueNRound of 16 2L
12SatThe FA CupNQuarter-Final
19SatBarclays Premier LeagueAW.B.A.15:00
APRIL
02SatBarclays Premier LeagueHBlackburn Rovers15:00
5/6UEFA Champions LeagueNQuarter-Final 1L
09SatBarclays Premier LeagueABlackpool15:00
12/13UEFA Champions LeagueNQuarter-Final 2L
16SatBarclays Premier LeagueHLiverpool15:00
(Or FA Cup Semi-Final)
23SatBarclays Premier LeagueABolton Wanderers15:00
26/27UEFA Champions LeagueNSemi-Final 1L
30SatBarclays Premier LeagueHManchester United15:00
MAY
3/4UEFA Champions LeagueNSemi-Final 2L
07SatBarclays Premier LeagueAStoke City15:00
14SatBarclays Premier LeagueHAston Villa15:00
(Or FA Cup Final)
22SunBarclays Premier LeagueAFulham16:00
28SatUEFA Champions LeagueNFinal