1 Haziran 2010 Salı

Dünya Kupası'na Doğru: F Grubu

Gelelim İtalya'nın grubuna. Son şampiyon, 2006'dan beri çok düşüşteymiş gibi gözükse de hala dünya sıralamasında 5. sırada. Rakipleri Paraguay ve Slovakya'da güçlerini yansıtmayan 31 ve 34. sıralarda yer alıyorlar. Yeni Zelanda ise turnuvada olması bile tartışmalı bir ekip ve aynı sıralamanın 78'inci basamağında.

İtalya, dünya kupalarının Nuri Alço'su gibi. Onlar olmasa kimden nefret edeceğiz bilmiyorum. (Belki Yunanistan'dan). Neyseki dünya ahalisi, onlarsız turnuvayı 52 senedir görmedi. Onlarsızı geçtim 2. tura çıkamadıkları son Dünya Kupası, 1974'teki. Yani onlardan ve oyun anlayışlarından nefret edebilirsiz ancak turnuvalarda sonuç almayı başardıklarını inkar edemezsiniz. Bütün sene Mourinho'nun Inter'inden tiksinip Barcelona'yı destekleyen ahali, Dünya Kupası'nda da İspanya'yı destekleyip İtalya'dan nefret ederek aynı şablonu koruyabilir. Azurri, 2008 Avrupa Şampiyonası'nı çeyrek finalde kapatıp evine döndüğünde, takımda bir gençleştirme operasyonunun yapılması şart gibi gözüküyordu. Ancak, İtalyanlar, Lippi'yi göreve geri çağırarak 2006 kadrosuna bir şans daha verme yoluna gitti. Sonuç olarak, bugün Dünya Kupası'na gidecek kadronun omuriliği, Buffon, Cannavaro, Zambrotta, Pirlo, Gattuso, Camoronesi, Di Natale gibi 30+ oyunculardan oluşuyor. Yaş ve form haddinden emekliye ayrılan Totti, Del Piero ve Nesta'nın yerini de De Rossi, Chiellini gibi adamlar almış durumda. Gönül isterdi ki Lippi, biraz daha cesaretli davranıp, Balotelli, Santon ve Marchisio gibi gençlere de şans tanısın. Ancak, dedim ya 2006 kadrosu son barutu atıyor. (Marchisio'nun son 23'e girme şansı hala var) Bu 2006 kadrosu tercihi, eleme grubunda meyve verir gibi gözüktü ki, İtalya grubunu namağlup lider bitirdi. Ancak İrlanda ve Bulgaristan'lı grubun onları ne kadar test ettiği tartışılır. Geçen sene içerisindeki en ciddi 2 maçında, Azurri, önce özel maçta, sonra Konfederasyon Kupası'nda Brezilya'ya net skorlarla mağlup oldu. Defansı her zamanki gibi sağlam olacak olan, orta sahası De Rossi'nin formda oluşuyla sınıfı geçen İtalya'nın forvet hattında ise Gilardino, Iaquinta, Rossi, Di Natale, Pazzini, Boriello ve Quagliarella arasında çekişmeli bir forma savaşı var. Lippi'yi bilmiyorum ama ben bu adamların hiç birine kız vermem. Derseniz ki, İtalya'nın zaten forvete ihtiyacı yok; siz de haklısınız. Rakibin gol sayısını 0'da tuttuğu sürece İtalya için her şey yolunda gider. Ama erken gol yedikleri bir maçı nasıl çevirirler orasını pek bilmiyorum. Azurri, çeyrek finale kapağı atarsa, İspanya ya da Brezilya ile eşleşecek. Aynı Hollanda gibi onların da turnuvada ne yapacağı o noktada belli olacak. Tavsiyem, Avrupa Şampiyona'sında İspanya'yı penaltılara kadar süründürdükleri maçı hatırlayıp, yenilgilerine bahis oynamamanız.

F grubunda tecrübeli oyunculardan oluşan ve iyi defans yapan tek takım İtalya değil. Güney Afrika eleme grubunu, Brezilya'dan daha fazla maç kazanarak 3. bitiren Paraguay, medyanın pek gözü önünde olmayan, ancak maçlar başladığında herkesin dikkatini çekmeye aday bir takım. Avrupa medyasından fazla ilgi görmemesinin sebebi, tabi ki kadrolarının büyük çoğunluğunun Güney Amerika liglerinden gelen oyunculardan oluşması. Bu ilgisizlik, Avrupa takımlarının Paraguay'la özel maç yapma isteğini de etkileyen bir faktör ki, FIFA Dünya Sıralaması'nda hakettikleri yerde olmamalarının bir sebebi de, Şili, Umman, Peru gibi takımlara karşı oynadıkları kıtasal zorluk derecesi düşük özel maçlar. Dünya Kupası'na, gavur tabiriyle "under the radar" hazırlanmak Paraguay'ın işine gelen bir durum tabi ki. Öyle ki, bir 10 gün daha radara yakalanmazlarsa, ilk maçlarını oynayacakları İtalya'ya acı bir sürpriz servis etmeleri mümkün. Takımın, bizim radarımıza arada sırada yakalanacak kadar ünlü olan 2 oyuncusu, Man City'de gençliğini heba eden Roque Santa Cruz ve Benfica taraftarlarıyla, emektar CM oyuncularının sevgilisi Oscar Cardozo. Gel gelelim, elemelerde takımın attığı gollerin yarısında imzası bulunan forvet ikilisi, Dortmund'lu Nelson Valdez ve Meksika Ligi'nin gol kralı Salvador Cabanas'tan oluşuyor. Ne yazık ki bu ikili kupada bir arada oynamayacak çünkü, hatırlayacağınız üzere, Cabanas, geçtiğimiz Ocak ayında, bir bar kavgasında vurulmuştu. Forvetinde tanıdık isimler de olsa, Paraguay'ın asıl potansiyeli defans ve orta sahasında yatıyor. Tamamı 30+ oyunculardan oluşan defansın lideri, 96 kere milli takım formasını giymiş olan kaptan Caniza. Orta saha ise 2 hafta önce Sunderland'e imza atan Cristian Riveros'tan soruluyor. Kadrosunda 25 altı sadece 1 oyuncu bulunduran Paraguay, belki İtalya'dan sonra turnuvanın en tecrübeli takımı. Açıkçası ben ilk maçta Azurri'ye bir sürpriz yapacaklarını düşünüyorum. Zaten bu olursa gruptan lider çıkarlar ve İtalya'yı da 2. turda Hollanda'nın kollarına yollarlar.

Taze bir devlet olan Slovakya, Yugoslavya şemsiyesinden çıktıktan sonra, ilk defa büyük bir turnuvaya katılıyor. 4. torbadan girdiği Dünya Kupası eleme grubunu, Slovenya, Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Kuzey İrlanda'nın önünde lider tamamlayarak tarihinin en başarılı serisine imza atan Slovaklar, grup maçlarında 2 golü aynı maçta yemedi ve 5 deplasman maçının 4'ünden galibiyetle ayrılmayı başardı. Ancak, Avrupalı futbol ekolü ülkelerden hiç birinin olmadığı eleme grubundaki maçlar gerçekten ölçü müydü orası tartışılır. Nitekim Slovakların son 1,5 yılda oynadığı 9 özel maça baktığımızda sadece 1 galibiyet alıp 6 maçtan yenilgiyle ayrıldıklarını görüyoruz. İtalya ve Paraguay gibi tecrübeli, defansif takımlarla kıyasladığımızda, Slovakya'nın, bu iki takımın tersine genç bir kadroya sahip olduğunu ve daha açık bir futbolu tercih ettiğini söylemek mümkün. Takımın yıldızı, tabi ki, Avrupa'daki bilimum büyük kulübün transfer listesini de süsleyen Marek Hamsik. 19 yaşında A Milli olan Hamsik'in cebinde şimdiden 30 resmi maç var. Kadrodaki diğer tanıdık isimler, Liverpoollu Skrtel, Beşiktaşlı Holosko, Ankaragüçlü Sapara ve Galatasaray'a transferi gündemde olan Stoch. Slovakya'nın turnuvadaki şansı da, aynı Almanya ve Gana gibi genç oyuncularının performansıyla doğru orantılı olacak. Bu oyuncular ya aşırı tecrübeli iki takımı barındıran grupta dağılacaklar yada beklentilerin üzerine çıkıp önümüzdeki sezonki transfer listelerine adlarını yazdıracaklar.

Benim en yakın arkadaşlarımdan birisi bir kiwi. Çok da severim ben kiwileri. Geyik millettir Yeni Zelanda. Ama gel gelelim konu futbolsa, kiwiler alınmasın ama, Dünya Kupası'nda ne işleri var anlamış değilim. Zaten gazı pek olmayan Okyanusya konfederasyonu, Avustralya'nın AFC'ye geçmesinden sonra, resmen imamın abdest suyu kıvamında bir topluluğa dönüştü. Yeni Zelanda'da eleme grubundaki rakipleri, Yeni Kaledonya, Fiji ve Vanuatu idi. Bu grupta, Kiwilere dünya sıralamasında en yakın takım 153. Fiji oldu. Okyanusya elemelerini birinci biten Yeni Zelanda, AFC 5.'si Bahreyn ile playoff oynamak zorundaydı ki bu eşleşme Dünya Kupası yolundaki en zorlu 2 maçı oluşturuyordu. 0-0 biten ilk maçın ardından, kendi sahasında Bahreyn'i 1-0 yenen kiwiler kupaya adını yazdıran takım oldu. Ben, tabi ki Okyanusya'dan Dünya Kupası'na takım gitmesin demiyorum ancak Avustralya'nın ardından bu konfederasyonun tümüyle AFC'ye bağlanması daha adil olacaktır. Yeni Zelanda, 1 kere katıldığı Dünya Kupası'nda ve 3 kere katıldığı Konfederasyon Kupası'nda oynadığı 12 maçta 11 yenilgi ve 1 beraberlik aldı. Oynadıkları son 2 hazırlık maçında ise önce Avustralya'ya kök söktürmelerine rağmen kaybettiler, sonra da gidip Sırbistan'ı yendiler. Bu umut verici 2 maç Yeni Zelanda'nın turnuvadaki şansını arttırdı mı; zannetmiyorum. Kadrosunun iskeleti, A-League'i 3. bitiren Wellington Phoenix oyuncularından oluşan takımın, en yüksel profilli oyuncusu Blackburn Rovers forması giyen kaptan Ryan Nelsen. Kiwiler için üzgünüm ancak maalesef yaklaşan turnuva Rugby Dünya Kupası değil. Zaten öyle bişiy olsa All Blacks kafadan favorim olurdu. Ama aynı şeyi All Whites için söylemem zor ve bence kağıt üzerinde turnuvanın en zayıf takımı Yeni Zelanda. Tabi, futbol kağıt üzerinde oynanan bir spor değil; hele ki dünya kupasında.


F Grubu G B M P
Paraguay
2
1
0
7
İtalya
2
0
1
6
Slovakya
1
1
1
4
Yeni Zelanda
0
0
3
0

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder