30 Mayıs 2010 Pazar

Dünya Kupası'na Doğru: E Grubu

Turnuvanın ilginç gruplarından biri de E Grubu. İlk bakışta Hollanda için kolay bir kuraymış gibi gözüken grupta asıl çekişme ikincilik için olacak. FIFA Dünya sıralamasında 19 ve 36. sıradaki Kamerun ve Danimarka, 4. olan Hollanda'nın ardından ikinci tura yükselmek için mücadele verecek. Japonya ise sürpriz arayan taraf olacak.

Hollanda Milli Takımı'nı sevmeyen azdır. 70'lerde icat ettikleri "Total Futbol" anlayışının, seyir zevkinden ödün vermeyen pozitif futbolun, bugün Barcelona'nın başarısının altında yatan felsefe olmadığını kim söyleyebilir ki? Hollanda açısından üzücü olan, bu anlayışa genel olarak sadık kaldığı onlarca yıl boyunca hep şerefli ikinciliklerle yetinmek zorunda kalmaları. Bugün, hepimizin bildiği bir gerçek varki, Portakallar kağıt üzerinde gayet sağlam bir kadroya ve kupayı kaldıracak potansiyele sahipler, ancak turnuva başladığında bir yerlerde tıkanıp kalacaklar. Bu, benim izlediğim tüm turnuvalarda değişmeyen bir gerçek, ki Euro 2008'de de İtalya, Fransa ve Romanya'nın olduğu gruptan 9 puanla çıktıktan sonra gidip Rusya'ya elenmeleri bunun en güncel ve belirgin örneği. Güney Afrika öncesi de herşey Hollanda klasiğine uygun gelişiyor. Eleme grubundaki tüm maçları kazanarak, Dünya Kupası'nı garantileyen ilk Avrupa takımı olan Hollanda, Eylül 2008'de Avustralya'ya kaybettikleri özel maçtan beri oynadığı 17 resmi ve özel maçta yenilgi yüzü görmedi. Avustralya maçı, aynı zamanda Van Basten'den görevi devralan Bert van Marwijk'in, Hollanda'nın başında bulunduğu 2 senedeki tek yenilgisi olmakta. Tek tek baktığımızda son derece etkileyici bir kadroya sahipler ve özellikle Robben ve Sneijder, kulüp takımlarıyla çok başarılı sezonlara imza attılar. Kariyerinin en verimli dönemini yaşan Van Persie ise sağlıklı kaldığı sürece dünyanın sayılı forvetlerinden birisi. İlerideki bu yıldız isimlere ek olarak, geçmişte hep Hollanda'nın yumuşak karnı olmuş olan defansı da son dönemde formda gözüküyor. Nitekim, tecrübeli isimlerden oluşan geri dörtlü, eleme grubundaki 8 maçta sadece 2 gole izin verdi. Yani kağıt üzerinde Hollanda, her zamanki gibi, kupanın favorilerinden birisi. Ancak, hepimiz biliyoruz ki, çeyrek finale yükseldiklerinde karşılarında büyük ihtimal Brezilya olacak. İşte bu maç, Portakalların her zamanki 'erken veda'larından birine mi sahne olacak, yoksa Hollanda Milli Takımı'nın makus talihinin değiştiğine mi tanıklık edeceğiz; cevabı 2 Temmuz'da.

Büyük turnuvada sürpriz dedin miydi ilk akla gelen takım tabi ki Danimarka'dır. Bu konuda, onların 92'deki plajdan kupaya uzanan öyküsünün üzerine yoktur sanırım. Şu ana kadar sadece 3 kere Dünya Kupası'na katılma başarısı göstermiş olan Danimarka, ilginç bir şekilde bu 3 turnuvada da gruptan çıkmayı başarmış. Hocaları Morten Olsen, takımın başındaki 10. yılına girdi ve turnuvada, takımını ondan daha iyi tanıyan bir hoca yoktur sanırım. Kendisi milli takım formasıyla oyuncu olarak 102, teknik adam olarak da 108 maça çıkmış bir isim. Olsen'in elindeki kadroda Paulsen, Rommedahl, Tomasson ve Gronkaer gibi tecrübeli isimlere ek olarak turnuvada parlamaya hazır çok yetenekli gençler de var. Bu gençlerin en önemlisi olan Palermo'lu stoper Simon Kjaer, maalesef, Perşembe günkü Senegal maçında sakatlandı ve hala kadroda olmasına rağmen Dünya Kupası'nı kaçırma olasılığı var. Eldeki diğer yıldız adayı olan, 18 yaşındaki, Ajax'lı Eriksen ise turnuvanın en genç oyuncusu olma özelliğini taşıyor. Bu isimlere ek olarak genç ama tecrübeli diyebileceğimiz Agger ve Bendtner gibi oyuncularda Danimarka'nın turnuva performansında önemli rol oynacaklar. Dünya Kupası elemelerinde Portekiz, İsveç ve Macaristan'ın bulunduğu, en çekişmeli gruplardan birini lider bitirerek Güney Afrika bileti alan Danimarka, grup maçları sonrası yaptığı 7 hazırlık maçının da 5'ini kazanmayı başardı. Takımın göze batan tek problemi forvet mevkiindeki çeşitlilik sıkıntısı. Öyle ki Bendtner'in tek alternatifi emektar golcü Jon Dahl Tomasson ve Bendtner'e mahkum kalan takımların başına neler geldiği Arsenal örneğine bakılarak anlaşılabilir. Yukarıda saydığımızı gençlerinden performans alan bir Danimarka'nın, gruptan çıkma ihtimali var. Kamerun'la oynayacakları maç bu konuda belirleyici olacak.

Afrika'nın en iyi takımı ünvanı Nijerya'dan Gana'ya, Güney Afrika'dan Fildişi Sahilleri'ne doğru sürekli dolaşsa da, kıtanın en istikrarlı takımı pek değişmiyor. Dünya Kupaları'nın olmazsa olmaz takımlarından biri olan Kamerun, bu turnuvada esecek Afrika rüzgarından faydalanan takımların başında gelecek. 2006'yı kaçırdıktan sonra 2010 elemelerine de şok puan kayıplarıyla başlayan Kamerun, gruptaki 2. maç sonrası hoca değişikliğine giderek takımın başına Fransız Paul Le Guen'i getirdi. İlk icraatlerinden birisi kaptanlığı Song'tan alıp Eto'o'ya vermek olan Fransız, üstüste galibiyetlerle takımı Dünya Kupası'na taşıdı. Bu arada, Kamerun'un, elemelerde Eto'o'nun gol attığı 7 maçı da kazanması, yıldız oyuncunun bu takım için ne kadar hayati önem taşıdığının bir göstergesi. Kamerun'un da şansına, üstüste 2. Şampiyonlar Ligi kupasını daha yeni kaldıran Eto'o oldukça formda. Kadrosunun tamamı Avrupa'da oynayan Kamerun'da, diğer dikkat çeken isimler Arsenal ile çok parlak bir sezon geçiren Alex Song, Tottenham'lı defans ikilisi Assou-Ekotto ve Bassong ile Lyon'lu Makoun. Tamamı mücadeleci oyunculardan oluşan orta sahanın belki de tek sorunu yaratıcı bir ayak bulundurmaması. Bu da, takımın zaman zaman Eto'o'yu beslemesini engelleyen önemli bir sorunu aslında. Le Guen'in 23 kişilik kadroya aldığı isimler arasından ligimizden Song, Suleymanou ve Geremi de var ki, Song, Güney Kore'li Lee Woon Jae ile birlikte 1994 ve 2010 Dünya Kupaları'nda oynamış iki isimden birisi olacak. Dün, yarısı yedeklerden oluşan ve Eto'o'nun kadroda bile olmadığı bir kadroyla Slovakya ile berabere kalan Kamerun, turnuva öncesi asıl sınavlarını bu hafta Portekiz ve Sırbistan karşısında verecek. Taraftar desteği ve mücadeleci kadrosuyla yenilmesi zor bir takım görüntüsünde olan "Yenilmez Aslanlar", grupta Eto'o'yu çoşturabildikleri her maçın favorisi konumundalar.

Kayınçoları Güney Kore gibi Japonya'da, kıtadan dışarı adımını attığında borusu ötmeyen bir ülke görünümünde. Az önce biten maçta kendi kalelerine attıkları 2 golle İngiltere'ye yenilmeyi başaran Japonya, Honk Kong ve Bahreyn gibi zayıf takımlarla oynadıkları maçları saymazsak en son ciddi galibiyetini Ekim ayında İskoçya'ya karşı aldı. Geçen hafta kendi sahasında G.Kore'ye 2-0 yenilen Japonlar, Nisan'da da yine kendi sahasında Sırbistan'a 3-0 yenilmişti. Japonya'nın kıta dışında zorlanmasının en büyük sebebi tabi ki yurtdışına futbolcu ihracıtının hep sınırlı sayıda kalması. 2002 Dünya Kupası'ndan sonra yükseleceği düşünülen bu rakam, Inamoto ve Nakamura gibi isimlerin de annelerinin ligine dönmesiyle, 2010 kadrosunda sadece 4'te kalmış durumda. Bu 4 oyuncudan dikkat çekenler ise, CSKA'lı Keisuke Honda ve Catania'da iyi bir sezon geçiren Takayuki Morimoto. Defansta tecrübeli Nakazawa, orta sahada Nakamura ve Honda ile ilerde Morimoto'dan oluşan iyi bir omuriliğe sahip takımın teknik kapasitesi oldukça yüksek. Ancak, Asya futbolunun genel sorunundan onlar da muzdarip. Avrupa'daki takımlarla kıyasladığımızda Japonya'nın fizik gücü oldukça sınırlı. Tabi ki, Afrika'nın en diri ekibinin 3. takım olduğu bir gruba düşmüş olmaları da bir şanssızlık. Bu noktadaki ilginç bir istatistik ise Japonya'nın son 3 sene Afrika temsilcileriyle oynadığı 6 maçın 5'ini kazanmış olması. İlk maçları olacak olan Kamerun maçında bu istatistik kendilerine ne kadar yardımcı olur bilemem, ancak ilk maçtan birşeyler çıkaramadıkları takdirde gruptan çıkma şansları pek yok gibi.

E Grubu G B M P
Hollanda
3
0
0
9
Kamerun
2
0
1
6
Danimarka
1
0
2
3
Japonya
0
0
3
0

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder