28 Mayıs 2010 Cuma

Dünya Kupası'na Doğru: D Grubu

Her Dünya Kupası'nın olduğu gibi 2010'un da bir ölüm grubu var. Genel kanının aksine ben bu turnuvadaki en zorlu grubun G değil, bu grup olduğuna inanıyorum. G grubunda en azından Kuzey Kore var. Bugünkü konumuz olan D'de ise zayıf takım yok gibi. Fifa sıralamasında 6. (alm), 15. (sır), 20. (aus), ve 32. takımların karşılaşacağı bu gruptaki maçlara kalp dayanmayacak.

Grubun büyük abisi Almanya. Dünya Kupası dedin mi bir Almanya bir de Brezilya zaten. Almanlar, son 7 turnuvayı en az çeyrek finalle, son 14 turnuvayı da en az 2. turla kapatmışlar. 14 turnuva dile kolay tabi, 56 yıldan bahsediyoruz burda. Jenerasyon değişiminin yaşandığı kadrolarıyla katıldıkları son 3 büyük turnuvada 2 ikincilik ve bir üçüncülük almayı başarmaları da ne kadar sağlam bir turnuva takımı olduklarının en güncel kanıtı. Joachim Low ile gelen Avrupa Şampiyonası'ndaki 2.'lik ve başarılı bir eleme grubu performansından sonra aslında Almanlar bu turnuvadan bayağı bir umutluydular (Gimme Hope Joachim hesabı). Ancak, önce Arjantin mağlubiyeti ve sonra da sakatlanan kaptanları Ballack'ın turnuvayı kaçıracak olması nedeniyle moralleri biraz bozulmuş gibi duruyor. Kaptanın yokluğunda Almanya kadrosunu oluşturan 23 isim de Bundesliga'da forma giyiyor ve bu isimlere tek tek baktığımızda, Bayernli Lahm ve Scweinsteiger ile ex-Bayern Podolski dışında hiçbirinin en üst düzeyde yeterince test edilmediğini görüyoruz. Takım, genel olarak, genç ve uluslararası arenada kendini kanıtlamamış oyunculardan oluşuyor. 30 üzeri sadece 3 oyuncunun bulunduğu ve orta saha oyuncularının yaş ortalaması 22.5 olan Alman Milli Takımı'nın, her zaman güçlü olduğu kalesi bile 24 yaşındaki Neuer'e emanet. Bu tecrübesizlik, başka bir ülkeden bahsetseydik belki daha büyük bir sorun gibi gözükebilirdi. Ancak biliyoruz ki Almanlar hiçbir zaman takımdaki yıldız oyunculara eşeği bağlamazlar. Onları 'turnuva takımı' yapan, her koşulda korudukları disiplinleri ve mücadeleridir. Ancak yine de, İspanya ve Brezilya gibi yıldızlar topluluğu kadroların arasından kupayı kaldırmak istiyorlarsa, eldeki gençlerden birkaçının patlamasına ihtiyaçları olacak. Bu patlamayı gerçekleştirmesi gereken en önemli isim de Mesut Özil. Ballack'ın olmadığı bir orta sahada onun performansı Almanların turnuvada nereye kadar gideceğini direk etkileyecek. Macaristan ve Bosna ile 2 hazırlık maçı daha yapacak olan Almanya, Ferguson'un "tipik Almanlar"ı gibi yine turnuvaya ağırlığını koyar mı, yoksa bu kadro gerçekten çok mu tecrübesiz, zorlu D grubu sağolsun, bu sorunun cevabını hemen ilk turda öğreneceğiz.

"Aussie, Aussie, Aussie! Oi Oi Oi!" Türkiye'nin yokluğunda ikinci memleketim Avustralya'yı desteklediğimi sanırım direk belli ettim. Ama ne yapayım kendilerini desteklemek için o kadar çok neden var ki... Bir kere dünya üzerindeki en sportmen ülke Avustralya, takımın kaptanı Neill ve altın çocuğu Kewell Galatasaray'da oynuyorlar, Avustralya'nın kızları güzel, havası güzel. E ben daha ne sayayım size? Tamam, sululuğu bırakalım da ben size Avustralya Milli Takımı'nı 2 kelimeyle özetleyeyim: "Tim Cahill". Cahill, dünya üzerindeki en iyi futbolcu olmayabilir ancak, kendisi Socceroos'un oyun anlayışının vücut bulmuş hali. Orta sahadaki fiziksel mücadele, 'direct play' ve rakip ceza sahasında hava hakimiyeti. Aussieler bunları yapabildiği zaman başarılı olan bir takım. Zaten 2006'daki 2. tur ve yeni katılınan Asya Konfederasyonu'ndaki başarılı trendin altında yatan sebep de bu. Tabi ki bu oyun anlayışının temelleri 2005-2006'da Hiddink-Neeskens ikilisi tarafından atıldı. Aradan geçen 4 yılda, Pim Verbeek hem bu fiziksel oyunu, hem de Hiddink'in rakibe göre kadroya ince ayar çekme anlayışını büyük ölçüde korudu. Gel gelelim, Avustralya, büyük şanssızlık eseri, fizik gücü konusunda kendilerinden aşağı kalır yanı olmayan Almanya ile UEFA torbasındaki en sert takım olan Sırbistan ile eşleşti. Yani, takımın en büyük kozu, rakiplerin isimleri okunduğu anda nötrlenmiş oldu. Tabi ki bu saatten sonra bütün oyun anlayışını ve kadro yapısını değiştirmek zor. Ancak Verbeek'in ne yapıp edip, Socceroos'a bir 'B planı' aşılaması gerekiyor. Nitekim, takım Viduka'nın yerini doldurabilmiş değil ve forvet adayları Kennedy ve Kewell, Alman ve Sırp savunmalarıyla boğuşmak için biraz fazla yumuşaklar. Bu haliyle Aussiler, savunmayı yine sağlam yaparlar ancak hucümdaki tek şansları duran toplar olur. Hani, Cahill kopar gelip bir uçan kafa atar hesabı. Son hazırlık maçlarında, turnuvanın en zayıf ekibi görünümündeki Kiwiler karşısında ecel terleri döken Socceroos'un geçen turnuvadaki başarıyı tekrarlaması biraz zor gözüküyor. Ha yine de seviyorum kendilerini o ayrı.

Sırbistan, FIFA ve UEFA'daki kura çekmekle görevli adamlara ne kadar küfretse az. Nitekim, 2006'da Arjantin, Hollanda ve Fildişi Sahilleri ile o turnuvanın ölüm grubunda yer alan Sırplar, Güney Afrika'da da bir başka zorlu gruba denk geldiler. Hatta, buraya gelmek için oynadıkları eleme grubu bile Fransa, Romanya ve Avusturya'nın bulunduğu zorlu bir karışımdı. Sırbistan'ı kahvehane ağzıyla tanımlamak gerekirse kendilerine rahatlıkla "sakat takım" ismi yakıştırılabilir. Defansının boy ortalaması 1.87 olan takımın ideal 11'inde 1.80'in altında adam yok. (En kısa oyuncu 1.81'lik Stankovic). "Devede de boy var" diyebilirsiniz ancak böyle bir takımın en ucuna 2.02'lik Zigiç koyduğunuzda attığınız her korner, her frikik rakip takım için öldürücü bir hale dönüşüyor. Zaten bu sebeptendir ki Sırbistan, Avustralya gibi bir takım için çekilebilecek en kötü kura olmakta. Tabi ki fiziğin getirdiği hız kaybı Sırbistan açısından bir dezavantaj, ancak D Grubu'nda bu zayıflıktan faydalanacak süratte top oynayan takım yok (belki Gana). O yüzden, genç Almanlar beklenen patlamayı yapamazlarsa Sırbistan'a grup liderliği şansı bile doğabilir. Kurt hoca Radomir Antiç'in yönetimindeki takım, kollektif olarak iyi performanslar vermesine ek olarak isim isim baktığımızda da etkileyici. Vidiç, İvanoviç, Krasiç, Stankoviç, Jovanoviç ve Panteliç gibi üst düzey takımlarda oynayan oyuncularıyla ilk turun sürpriz takımı olmaya adaylar. Önümüzdeki 7 gün içerisinde Yeni Zelanda, Polonya ve Kamerun ile 3 hazırlık maçı daha oynayacaklar ki kendileri hakkında biraz daha sağlıklı bir yorumu ilk tur maçları başladığında yapabiliriz.

Almanya'nın Ballack'sız kalmasını takiben grubun kaptansız kalan bir diğer takımı da Gana oldu. Essien'in geçirdiği sakatlık sonrası morallerin sıfırlandığı Gana'da tek umut genç kadronun beklentilerin üzerine çıkması. Aslında bunun olabileceğinin işareti Ocak ayındaki Afrika Kupası'nda geldi. Muntari ve Appiah'sız kadrosuyla, turnuvayı Fildişi Sahilleri ve Kamerun gibi takımların önünde 2. bitiren Gana, Dünya Kupası öncesi güven depolamış oldu. Buna ek olarak geçen yaz yapılan 20 yaş altı Dünya Şampiyonası'nı da kazanan Gana, o turnuvanın gol kralı olduktan sonra Milan'a transfer olan Dominic Adiyiah'ı da kadrosunda bulundurmakta. Genç oyuncu, bu turnuvada şans bulur da bir patlama yaparsa, hem kendisini "Afrika'dan çıkan son yıldız" olarak ilan eder, hem de ülkesini turnuvada ileri taşır. Ganalı genç oyuncuların bu turnuvada kendilerini göstermeleri Essien'in kaybından sonra daha bir önemli hale geldi. Formsuz Appiah, sağı solu belli olmayan Muntari'nin varlığında genç oyuncular da ortaya çıkmazsa, orta sahada tüm yük Udinese'li Asamoah'ın omuzlarına binecek. Defansta da, Mensah'ın bu sezon düzenli forma giyemeyişi ve Pantsil'in de sakatlıktan yeni dönmüş olması sorun yaratabilir. Tabi Gana'nın kalesinin hala bizim Richard Kingson tarafından korunduğunu da hatırlatmak gerekir. Bu sene oynadıkları tek hazırlık maçını Bosna'ya kaybeden Gana, 1 Haziran'da Hollanda ile önemli bir hazırlık maçı oynayacak. Daha göz önünde olan Fildişi Sahilleri, Kamerun ve Nijerya gibi takımların aksine sessiz sedasız yeni bir jenerasyon oluşturan Gana, Afrika rüzgarını sırtına alıp bu grupta sürpriz yapabilir mi merakla bekliyorum açıkçası.

Bilmiyorum neden bu grup tahmini işine girdim ama başladık bir kere.

D Grubu G B M P
Almanya
2
0
1
6
Sırbistan
1
2
0
5
Gana
1
1
1
4
Avustralya
0
1
2
1

(Üzgünüm Socceroos!)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder