1 Nisan 2010 Perşembe

O Neydi Abi?

İngilizce'de "outplay" diye bir kelime vardır. Rakibi, onlardan daha iyi oynayarak yenmek gibisinden bir anlamı var. Dün akşam Wenger, Arsenal taraftarı, Avrupa'daki futbolseverler ve ben öğrendik ki, Barcelona'nın lügatında böyle bir kelime yok. Yani sahaya çıkıp onlardan daha iyi oynamak gibi bir seçeneğiniz yok. Geçen sene Chelsea'nin, onlara karşı oynadığı futbolu "negatif" olarak tanımlayanlar, dün akşamdan sonra Hiddink'e hak vermişlerdir sanırım. Nitekim, Barca'dan sonuç almanın tek yolu onları bir şekilde "bozmak". Yok ben çıkar futbolumu oynarım derseniz, size Yiğit Özgür'ün adını hatırlayamadığım karakteri gibi, "Ehehe hadi bakalım" diyorlar.

Guardiola, maçtan sonra "Takımın başına geldiğimden beri en iyi futbolu ilk yarıda oynadık" dedi. Haklıydı da. Barca, ilk 15 dakika içerisinde durumu 5-0'a getirip, ilk yarıyı da 8-0 gibi bir skorla bitirebilirdi. Barcelona, orta sahada Arsenal'in topa dokunmasına izin vermeyerek, dün bahsettiğimiz 'topla oynama oranı'nı %71'lere kadar çekti. Bunu çok kolay bir şekilde yapmalarında Arsenal orta sahasındaki 3 adamdan sadece 1,5'unun sahada olmasının da etkisi büyüktü. Dün ilk yarı, orta sahada ayakta kalan tek adam Song'tu. Bence kendini geliştirme konusunda Galatasaray'lı orta saha oyuncularına ders vermek için Türkiye'ye çağıralım Song'u. Dün akşam sadece savunma yapmadı; Arsenal orta sahasında topu gereksiz bir şekilde kaybetmeyen tek adamdı da. O tek başına savaşırken, Fabregas'ın belli ki aklı başka yerlerdeydi. Barca'ya karşı oynamanın stresinden mi, yoksa aklının sakat ayağında olmasından mıdır bilmiyorum, ama ilk yarı sahada sadece bedeni vardı, ruhu başka alemlerdeydi. İlk yarıda sahaya beden ve ruh getirmeyen arakadaşımız ise Abu Diaby idi. Kendisi 90 dakika boyunca, inanılmaz derecede berbat bir oyun oynadı, ki maç boyunca kendisini tanımlamak için kullandığım kelimeleri televizyonda söylesem dünyanın en uzun "biiiiiiip" efekti rekorunu kırarım. Beni çıldırtan, maç boyunca kaptırdığı 50'ye yakın top değil, her top kaptırışında ayağından topu alıp, Arsenal kalesine doğru yardıran Barça'lı futbolcuların arkasından bakışıydı. Utanmasa mendil sallayıp, su dökecek herif; "Su gibi git Messim!" diye göz yaşı dökecek.

Wenger'in Diaby'e 90 dakika katlanmasının tek sebebinin oyuncu değişikliği haklarını çabuk kullanmak zorunda kalması olduğuna inanmak istiyorum. Çünkü, ben Arsenal kulübesinde olsam, kendisini 9. dakikada önce kenara alır, sonra da ıslatıp budaklı meşe odunuyla döverdim. Oyuncu değişikliği demişken, aklıma ilginç bir soru geliyor. Bir teknik adam olarak, ilk 15 dakikadaki Barcelona'yı karşınızda görseniz ne yaparsınız? Şok bir oyuncu değişikliği? Ekstrem bir taktiksel değişiklik? Arshavin sakatlandığında, Wenger'in eline oyunu değiştirme şansı geçti aslında. Topu bir türlü ileri götüremeyen takıma, o anda yapılacak bir Walcott eklentisi büyük bir fark yaratabilirdi. Nitekim ilk 25 dakika boyunca Barça'lı bekler kendi yarı sahalarına adım atmamışlardı. Maxwell'in boşalttığı alanlara koşular yapacak bir Walcott, hayat kurtarıcı olabilirdi. Ancak Wenger, "mantıksız" bir adım atarak Eboue'yi sağ açık olarak oyuna aldı. Bazen kendisinin çok iyimser bir adam olduğunu düşünüyorum gerçekten. Eboue'nin, Barça orta sahasına karşı etkili olabileceğini düşünmek için gerçekten de çok iyimser olmak gerekiyor. Bu hatalı değişiklik Arsenal'in sağ kanadının, 69'da Walcott girene kadar işlememesine neden oldu. Öte yandan, kameralar Gallas'ı yerde otururken gösterdiğinde, ben bir an, Fransızı "Oynamıyorum abi, bunlar çok güçlü oldular." diye mızıkladığını sandım. Meğersem adam sakatlanmış. Wenger, burada da kafamdan geçen tercihi yapmadı ve Sol Campbell'ın yerine Denilson'u oyuna aldı. Stopere geçen Song'un bu bölgedeki tedirginliğini ise, Arsenal'in yediği 2. golde girmediği kademeye bakarak ögrenmek mümkün.

İlk yarım saatteki inanılmaz Barça futbolunu, büyük bir şans eseri gol yemeden atlatan Arsenal, nihayet ilk yarının sonuna doğru birkaç top yapmayı başardı. Bu noktada Nasri'nin hakkını vermek lazım. Alves'in boşalttığı Barça sağ kanadını maç boyunca iyi işledi. Arsenal, yarının sonuna doğru Nasri'nin de gayretiyle bir iki pozisyon bulunca "Acaba fırtına dindi mi" dedim kendi kendime. Maç belki biraz eşitlenir diye umut ettim. İkinci yarıya bir umutla giren ben ve milyonlarca Arsenal taraftarı, rüyadan Almunia tarafından uyandırıldı. Kendisine kızsam mı, kızmasam mı bilemiyorum ancak Almunia ilk goldeki hatayı yaptığında ağzımdan solumuyordum. Nasıl olur da ilk 15 dakikada 5 tane kurtarış yapan adam böylesine berbat bir hata yapardı? Ya da "her maç berbat hatalar yapan adam, nasıl oldu da ilk 15 dakikada devleşti' mi demeliyim. Tek bildiğim içimden "Barça zaten golü haketmişti" diye söylenerek sakinleştiğim. İkinci yarıda, Fabregas'ın uyanmasıyla beraber biraz daha iyi futbol oynamaya çalışan Arsenal'in, kalesinde bir anda 2 gol görmesi gerçekten ironik değil trajik. İlk yarıdaki fırtınayı kazasız atlatıp, yağmur çiselerken boğulmak gerçekten daha bir acı verici.

Arsenal'in orta sahada top yapmaya başlamasıyla beraber dengelenen oyun, Wenger 42 dakika gecikmeyle Walcott'u oyuna soktuğunda, Arsenal lehine bile dönüyordu. Nitekim, Walcott oyuna girdi, bir kaçtı; olmadı. İki kaçtı, olmadı. Üçüncü bindirmesinde golü buluverdi. Gol, Arsenal takımının, Barcelona tarafından yok edilen kendine güvenini biraz olsun geri getirdi. Rakibin üzerine gidecek güveni kendinde bulan takım, bir anda Barcelona'nın gerisinin ilerisi kadar "insanüstü" olmadığını keşfetti. "Biz neden daha önce buralara gelmedik dayı?" diye sordu, Fabregas. "Buraya gelen bir daha geri dönemiyor evlat", dedi Puyol. İki kanadı da işlemeye başlayan Arsenal, Alves ve Maxwell ikilisinin tamamen geriye yaslanmasına neden oldu, ki oyundaki dengeyi sağlayan kritik nokta da kanatlardı. Arsenal'in iki golü de kanat akınlarının sonucu olarak geldi.

Maçın hakkı beraberlikti desem biraz fazla iyimser olmuş olurum heralde. İlk 45 dakikası görelilik teorisine kanıt olabilecek şekilde Arsenal taraftarı açısından geçmek bilmeyen, Barçalılar için ise 5 dakikaymış gibi geçen bir maç izledik ve bu sürede kafamdan geçen tek düşünce, "Nou Camp'a biz nasıl gideceğiz?" oldu. İkinci yarı; eh, dengelendi diyebiliriz belki. Arsenal'de Fabregas sezonu kapatmış bile olabilir. Onunla beraber Gallas ve Arshavin de ikinci maçı kaçıracak büyük ihtimal. Barca, iki stoperini de kartlara kaybetti. Gerçi Nou Camp'taki maça Iniesta yetişirse stopere falan ihtiyaçları olmaz. Nitekim Fabregas'sız Arsenal'in, Barcelona ceza sahasını görme ihtimali nedir hiçbir fikrim yok. Tek bildiğim, Barcelona dün akşam ilk yarıda oynadığına benzer bir futbol oynarsa Arsenal için utanç verici bir akşam olabileceği. Ha bu arada yazıyı sonlandırmadan, dün akşamki hakem için de bir iki kelime söylemek istiyorum: "Biiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiipppppppp!!"

1 yorum:

  1. ellerine sağlık BIGBONED bu maç ancak böyle özetlenebilirdi. sabırsızlıkla bekliyoruz nisanın 6 sını

    YanıtlaSil