5 Nisan 2010 Pazartesi

Korkuyorum

Hafta sonu, iş güç peşimi bir türlü bırakmayınca bloga uğrayacak vaktim hiç olmadı. En son Barcelona maçının ertesinde bir şeyler karalamıştım, bugün bir de baktım 2. Barca maçının arifesine gelmişiz bile. Yarınki maçla ilgili yazıma ne başlık atsam diye düşünürken aklımdan tek bir düşüncenin geçtiğini farkettim. Evet, düpedüz korkuyordum ben.

Aslına bakarsanız, dün akşama kadar içimde korku değil umut vardı. Tamam, Arsenal'in Nou Camp'a çıkarken eksikleri vardı ama Barcelona'nın da 2 stoperi, Iniesta'sı ve İbra'sı oynamayacaktı. Elimdeki bu fakirin ekmeğini de sabah, Song'un Barça maçı kadrosundan çıkarıldığı haberi çaldı. Wolves maçında 72'de oyundan alınan Kamerunlunun durumu sanıldığından ciddi çıkmıştı ve yarınki maçta oynayamacaktı. Haberi alır almaz içimdeki ufacık umut ışığı yerini büyük bir endişeye bıraktı. Ama bu, Arsenal'in Şampiyonlar Ligi'nden eleneceği endişesi değil; benim asıl korktuğum Nou Camp'ta yaşanacak bir utanç gecesinin, takımın zaten gidip gelen kendine güvenini tamamen yerle bir etmesi.

"Durum o kadar da umutsuz mu?" diyenler çıkacaktır mutlaka. Onlara ve hala yarınki maçtan umudu olanlara, Arsenal'in ideal dizilişini bir kağıda yazıp ortasından bir çizgi çekmelerini öneriyorum. Şimdi çizginin üzerinde yazan adamları bir okuyun: Van Persie, Fabregas, Song ve Gallas, yani takımın omuriliği. Hiç kuşkusuz, bu eksiklerin en çok hissedileceği yer orta saha olacak. Yarın dünyanın en iyi orta sahasına karşı, Arsenal'in göbeği, geçen haftaki maçta berbat oynayan Diaby ile her maç berbat oynayan Denilson'a emanet olacak. Fabregas'ın pozisyonu için ise doğal aday Nasri. Ancak Wenger, Wolves karşısında bu bölgede görev verdiği Rosicky'i, Barça karşısında da aynı yerde sahaya sürebilir. Bu, hem Nasri'nin sevdiği ve ilk maçta da oldukça etkili olduğu sol açığa kaymasına, hem de Eboue'nin kenarda oturmasına yol açacağından Arsenal açısından yararlı olacaktır; tabi ki Arsenal'e geldiğinden beri kanatlarda görev alan Rosicky'nin, Borussia Dortmund günlerinden kopup gelen bir performansla oynaması şartıyla.

Normal şartlar altında Nou Camp'tan sonuç çıkarabilmesi pek mümkün gözükmeyen Arsenal'in, istediği skoru alabilmesinin tek yolu var: O da Messi'nin, bu gece maymunlar tarafından dağa kaldırılması. Hayır, şaka tabi. Arsenal, yarın, beni utandırmak istiyorsa "efektif" olmak zorunda. "Efektif futbol" her zaman iyi futbol demek değildir hatırlatayım. Efektiflik, minumum girdiyle, maksimum çıktıyı alabilmektir. Basitçe futbol diline dökmek gerekirse minumum pozisyonla, maksimum gol sayısına ulaşmak.

Daha önce hiç Arsenal izlemediyseniz ve ilk izlediğiniz Gunners maçı Cumartesi günkü Wolves maçı olduysa, Arsenal'in pek de efektif bir takım olmadığı görmüşsünüzdür. Hatta, bunu anlamak için maçın tamamını izlemenize bile gerek yok. Arsenal'in, 95. dakikada 4'e 1 kalktığı kontra atağa bakarak takımın gol kaçırma kapasitesi hakkında fikir edinmeniz mümkün. Evet, Arsenal bayılıyor pozisyon harcamaya. Yarınki rakip, Wolves'tan azıcık daha güçlü olduğuna göre Arsenal'in de sahada biraz daha efektif olması gerekebilir. Bu efektifliği takıma kazandırması gereken 1 numaralı adam ise Theo Walcott.

Walcott'u nasıl bilirsiniz, bilmiyorum. Yıllardır beklenen patlamayı yapamamasından dolayı İngiliz basını tarafından zaman zaman çok sert eleştirilen Walcott'un duyduğu en sık eleştiri ise "sadece hızdan ibaret" bir oyuncu olduğu iddiası. Bu iddianın 'hız' kısmı doğru. Nitekim, SkySport'un son 3 yıldaki maç kayıtları üzerinde yaptığı araştırmanın sonuçları gösteriyor ki, Theo Walcott deparlarında ulaştığı maksimum sürati 10 saniye boyunca koruyabilirse, 100 metreyi 10 saniyenin altında koşabilme kapasitesine sahip. Yani, bu da demek oluyor ki Walcott'u geçen olimpiyata yollasaydık Bolt, Gay ve Powell'ın ardından dördüncü gelecekti. Hız güzel tabi de işin bir de öbür tarafı var.

Walcott'a gelen eleştirilerin çoğu, onun futbol zekasının olmadığından bahsediyor. Yani, rakiplerini dizen ve sıfıra inen Theo'nun, bu noktada ne yapacağına dair hiçbir fikri olmadığı iddia ediliyor. Barcelona maçında oyuna girdikten sonra Arsenal'i ayağa kaldıran adam oluşu belki bu eleştirilere güzel bir cevaptı, ancak Wolves maçını izleyenler tekrar bu 'oyun zekası' lafını hatırlamaktan kendilerini alıkoyamadılar. Cumartesi günkü maçta Eboue'nin oynadığı Arsenal sol açığı neredeyse hiç işlemedi. Dolayısıyla tüm maç boyunca, oyun, Walcott'un bulunduğu sağ kanada yığılıp kaldı. Bunun sonucu olarak da, saymadım ama, Walcott yaklaşık 20 kere sağ kanattan atağa kalktı. Bu atakların 90 dakika boyunca meyve vermemesinin sebebi Walcott'un oyun zekası eksikliği mi yoksa Arsenal'in bitirici oyuncusunun olmayışı mı tartışılır. Nitekim, dünyanın en zayıf fizikli golcüsü Eduardo çıkıp, ceza sahası içerisinde varlığı belli olan Bendtner oyuna girdiğinde sanki bu organizasyonlar daha bir sonuca ulaşır hale geldi. Yine de Walcott'un top kullanma konusunda eksiklikleri olduğu gözardı edilemez tabi ki. Yarın Arsenal'in bulacağı az sayıdaki kontra atağın baş kahramanı olacak Walcott'un, eline geçen bu fırsatları efektif bir şekilde kullanması, takımın alacağı sonuç açısından hayati önem taşıyor. Nitekim, Nou Camp'ta Barcelona'yı yenmek gibi bir amacınız varsa fırsat tepme gibi bir lüksünüz de yok demektir.

Uzun uzun yazdım ama aslında yarın izleyeceğimiz futbolun bir fragmanını geçen hafta Emirates'de gördük. Barcelona, sezonun sonuna dogru gaza basmış durumda ve eksik de olsalar çok etkili futbol oynayabileceklerini ilk maçta gösterdiler. Yarın da bunu yapmamaları için bir sebep göremiyorum. Arsenal'in ise sahadan istediği sonuçla ayrılması için kritik bölgelerindeki oyuncularının özel performanslar göstermesi gerekiyor. Benim ise tek beklentim maçın 'normal' bir skorla bitmesi. Ha bir de Messi'yi kaçıran maymunların yüksek fidye istemesi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder