22 Nisan 2010 Perşembe

Gelişemeyenler: Bir Arsenal Sezon Sonu Analizi

Başarı Mı? Yoksa Hayal Kırıklığı Mı?
Gönül isterdi ki Arsenal’in sezonu Man Utd ve Chelsea ile aynı gün bitsin de ben de bu yazıyı yazmak için son maçın son düdüğüne kadar beklemek zorunda kalayım. Maalesef, Arsenal’in sezonu bir kez daha erken bitti ve Wenger’in takımı bir sezonu daha gümüşsüz kapattı. Peki bu, geçtiğimiz 8 ayı, bir hayal kırıklığı olarak nitelendirmemiz için yeterli mi?

Gerçekçi olmak gerekirse, 3.’nün 11 puan arkasında bitirilen 08-09’dan sonra, Adebayor ve Toure gibi 2 ilk onbir oyuncusunu satıp, kadrosunu sadece Vermaelen ile takviye eden Arsenal’in, bu sezon son 3 haftaya kadar şampiyonluk yarışında olmasını kimse beklemiyordu. Hatta, azımsanamayacak sayıda insan, Arsenal’in ilk 4 dışında kalacağını, City ve Tottenham’ın daha iyi ekiplere sahip olduğunu savunuyordu. Bu konuda cahilce yapılmış onlarca yorum sağda solda yayınlanıyor; Arsenal’in sonunun geldiği kehaneti, sezon öncesi adeta bir “moda” halini alıyordu. Yorumcuların yanıldıkları nokta ise futbolda 2+2’nin her zaman 4 etmediği gerçeğiydi. “Arsenal’den 2 adam gitti, 1 adam geldi; o zaman Arsenal zayıfladı” mantığı pek de isabetli sonuçlar vermiyordu. Wenger’in takımının gün geçtikçe gelişen yapısı göz ardı ediliyor, genç oyuncuların gösterdikleri aşama hesaba katılmıyordu. Arsenal takımı için çok önemli olan “gelişim” sözcüğünün, medya için bir şey ifade etmemesi normal, ki bu sözcük endüstriyel futbol camiasında “transfer” sözcüğüyle yer değiştirmiş durumda. Bu kelimeyi lügatlarından silen bir takım kulüpler şimdi neden ağır borç yükü altında olduklarını anlamaya çalışıyor. Bu felsefenin ateşli savunucusu Wenger ise Arsenal projesinin temelindeki ‘gelişim’ sözcüğünün yan etkilerini keşfediyor.

Gelişemeyenler
Wenger geldiğinden beri oyun felsefesi olarak pek de değişmeyen Arsenal, geçen sezon oynadığı 4-5-1’i terkedip, sezona hücum felsefesine daha uygun gibi duran 4-3-3 ile girdi. Dizilişlerin adı farklı olsa da, Arsenal’in sahaya yayılışında çok büyük bir farklılık yoktu. Yeni dizilişin getirdiği en önemli değişiklik orta sahadaki görev paylaşımındaydı. Kanat oyuncularının eskisinden de ofansif hal almasıyla, göbekteki 3 oyuncunun oyunun her iki yönünü de oynayabilmesi çok kritik bir hal alıyordu. Bu bölgede oynayacak oyunculardan Fabregas ve Song’un yeri garantiyken, 3. adamın kim olacağı konusunda Wenger’in hesap hatası Arsenal’in bir sezonunu daha gümüşsüz bırakıyordu.

Wenger’in yaptığı hata, Denilson ve Diaby’nin bu kritik orta saha görevlerini yüklenebilecek oyuncular olduklarını düşünmekti. Ya da Song’un gösterdiği gelişimin benzerini, bu iki son derece tembel adamdan da beklemekti. 2008’de yaptığı bir röportajda, o zaman Villa’lı olan Gareth Barry ile ilgilenmesiyle alakalı olarak, “Barry’i alsaydık Denilson ve Diaby’nin kariyerleri başlamadan bitecekti” diyordu. Kendilerine şans verilmesi uğruna Barry gibi bir oyuncudan vaz geçilen bu iki oyuncu, koskoca sezon bir arpa boyu aşama kaydedemiyor, sezon sonu geldiğinde ise Wenger hala kendi düşüncesinde inat ediyordu. Bu oyuncuların bir sezonu daha hakettiğini düşünen Wenger bu sezona da orta sahaya bir takviye yapmadan girdi ve bir kez daha Arsenal taraftarına aynı senaryoyu izletti. Bu iki oyuncunun yetersizlikleri Wenger’in de sabrını taşırmış olacak ki, sezon ortasında Aaron Ramsey, orta sahada ilk 11’de şans bulmaya başladı. Ancak Galli oyuncunun şanssız bir şekilde sakatlanması, Wenger’i tekrar tembel ikiliye mahkum bir durumda bıraktı. Fabregas’ın ve özellikle de Song’un gösterdiği inanılmaz gelişim olmasa Arsenal bugün çok daha trajik bir konumda olabilirdi.

Orta sahada hesap hatası yüzünden kan kaybeden Arsenal, forvette de benzer bir sebepten dolayı yara alıyordu. Sezon başında, Arsenal’in bir forvete ihtiyacı olduğu çok yazıldı, çizildi. Nitekim, Arsenal’in forvetteki ilk seçeneği olan Robin Van Persie’nin sakatlıklardan yana çok dertli olduğu bilinen bir gerçekti. Adebayor’un satılmasından sonra, bu bölgedeki diğer alternatifler, ağır sakatlıktan dönen Eduardo ve Bendtner’di. Wenger bu iki oyuncunun da beklenen patlamayı yapacağını düşünmüş olsa gerek, bu bölgeye de hiçbir takviye yapma gereği duymadı. Robin Van Persie tüm sezonu sağlıklı geçirmiş olsaydı belki Wenger’in bu kumarı tutacaktı ancak Hollandalı, kendi klasiğini bir kez daha tekrarladı ve sezonun 6 ayını hastanede geçirdi. Onun yokluğunda sahaya çıkan Eduardo da, tek kelimeyle “berbat” performanslar ortaya koyunca, Arsenal bir anda Bendtner’e mahkum bir takım halini aldı. Hatta, onun da sakat olduğu bir kaç hafta Arshavin’i forvet oynatmak zorunda kaldı.

Sezonun en sorunsuz bölgesi, ilginç bir şekilde, ‘takviye’ yapılan defans oldu. Vermaelen’in takıma son derece süratli bir şekilde uyum sağlaması ve Gallas’ın da eski günlerinden esintilerle oynaması stoper mevkiinde Wenger’in yüzünü güldürüyor; sağ bekte takımın en istikrarlı adamı Sagna ve yedeği Eboue iyi bir sezon geçiriyordu. Sakatlıklar yüzünden kan kaybeden sol bek ise Clichy’nin geri dönüp form tutmasıyla tekrar işlemeye başlıyordu. Aslında defansın sorunsuz olduğunu söylemek biraz fazla iyimser kaçıyor; çünkü defans, herkesin sağlıklı olduğu günlerde sorunsuz bir görüntü çizdi. Özellikle ‘yedek stoper’ konusunda sezon başında önlem alınmamasının, yani Silvestre’nin forma giymesinin, Arsenal’in başına büyük iş açacağı anlaşılınca, devre arasında eski dost Sol Campbell kurtarıcı olarak geri geldi. Bu arada ilk yarıda Arsenal ile antremanlara çıkan Sanderos’tan Wenger’in hiç yararlanmaması ve bu oyuncuyu Everton’a yollayıp yoluna Sol ile devam etmesi benim için ilginç bir gelişmeydi. Wenger’in genç bir oyuncuyu bırakıp 35’lik bir veteran ile yola devam etmesi görülür bir şey değildi. Ha bir de Djourou diye bir adam var kadroda, yüzünü hayal meyal bile hatırlamıyorum ne yalan söyleyim.

‘Gelişemeyenler’ başlığı altına yazmak oldukça insaflı olacak ama kaleci konusuna da burada bir parantez açmak gerekir. Bu sezon, transfer edilmeyen forvet ve orta saha oyuncuları konusunda Wenger’e kızsam da kendisini anlamaya çalıştığım noktalar da mevcut. Ancak kendisini, takımı, oynadıkları hiçbir maçı aptalca bir hata yapmadan bitiremeyen 2 kaleciye emanet ettiği için ne anlamam, ne de affetmem mümkün değil. Almunia + Fabianski ikilisi tek kelimeyle bir fiyaskodur ve bunun da tüm sorumluluğu bu adamlarla her gün yatıp kalkıp bu fiyaskoyu tespit edemeyen Wenger’indir.

Top Yoksa Arsenal de Yok
Arsenal’in, bu sezon, lig ve Şampiyonlar Ligi’nde kaybettiği maçları şöyle bir yan yana yazalım: “Man Utd, Man City, Sunderland, Chelsea, Olympiacos, Man Utd, Chelsea, Porto, Barcelona, Tottenham, Wigan” (Kupa maçlarını yazmıyorum çünkü Wenger kupaya bambaşka onbirlerle çıkıyor). Şampiyonluk iddiası kaybedildikten sonra çıkılan Wigan maçını da saymazsak, kaybedilen maçların neredeyse tamamı “büyük” takımlara karşı. Chelsea ve Man Utd’a 2’şer kere kaybedilmiş olması ise hepten düşündürücü. Peki Arsenal’in büyük takımlara karşı karnesi neden böylesine kötü?

Bu sorunun cevabı, Barcelona ile oynanan ilk maçta Abu Diaby’nin oynadığı futbola bakılarak anlaşılabilir. Yanlış anlaşılmasın, koskoca sezonun faturasını tek oyuncuya kesmek gibi bir niyetim yok. Ancak Wenger’in, bazı oyuncular konusunda ne kadar büyük bir yanılgı içerisinde olduğunun o kadar bariz bir örneği ki bu maç, çok vaktim olduğu bir gün, bütün maçı internetten indirip Abu Diaby’nin yaptığı top kayıplarını sayacağım.

Bu soruya daha mantıklı bir cevap aramaya kalkarsak, büyük maçların kaybedilmesinin sebebini, takımın “topsuz oyun” oynamaktaki zaaflarına bağlayabiliriz. Topsuz oyun, bir takımı fiziksel ve mental olarak test ettiğine göre, Arsenal’in bu 2 kategorideki performansına bakarak sorunları tespit etmemiz mümkün.

Öncelikle söylemek gerekir ki, Arsenal, top ayağında olduğunda son derece tehlikeli bir takım. Nitekim, as forvetinin 6 ay sakat olduğu bir sezonda, dünyanın en formda forvetini kadrosunda bulunduran Man Utd ile aynı sayıda gol atmış olması da bunun bir göstergesi. Gel gelelim, top rakibe geçtiğinde Arsenal, ilk önce mental olarak hazırlıksız yakalanıyor. Bendtner, Arshavin, Nasri, Diaby, Denilson, Rosicky, Walcott, Eduardo, Vela gibi oyuncuların hiçbiri, oyunun savunma yönünü oynamayı sevmiyor ve bu zaaflarını kapatmak için herhangi bir çaba sarfetmiyor. Bu isimlerin hiç birisi 90 dakika boyunca savunma disiplinini koruyacak mental kapasiteye sahip değil. Arsenal’e benzer futbol felsefesiyle oynayan Barcelona’nın, top rakipteyken oynadığı oyuna bir bakmak, Arsenal’in orta saha ve hucümundaki bu isimlerin daha ne kadar yol katetmesi gerektiğini anlamak için yeterli sanırım. Bu savunma disiplinsizliği, küçük maçlarda ortaya çıkmıyor, çünkü Arsenal bu tip maçların çoğunu %60’ın üzerinde topla oynama oranıyla kapatıyor. Ancak rakibin kalitesi artıp Arsenal’in ayağından topu biraz almaya başladığında takımdaki çatlaklar su yüzüne çıkmaya başlıyor. Hele ki rakip Barcelona olup, topu Arsenal’e hiç göstermeyince sonuç felaket oluyor.

Takımın ileri ucundaki savunma disiplinsizliğini, aslında fizik ile kapatmak mümkün. Yani, eğer Barcelona gibi 11 oyuncuyla savunma yapan bir takımınız yoksa, bir takım oyuncular, diğerlerinden fazla mücadele ederek takımdaki gedikleri kapatabilir. Gel gelelim, Arsenal’in kadrosundaki 30 oyuncuya baktığımız zaman “sert” veya “fiziksel” olarak tanımlayabileceğimiz sadece 2 adam görüyoruz: Song ve Vermaelen. Geri kalan 28 adam da teknik kapasitesi yüksek, yumuşak ve basitçe söylemek gerekirse “savaşmayan” adamlar. Tamamı ‘temiz’ çocuklar kadrodaki oyuncuların, ‘pis işler’i yapacak mentaliteye veya fiziğe sahip olan kimse yok ortalıkta. Tertemiz topumuzu oynarız ve herkesi kendimize hayran bırakırız diyorlar. Yarın bir gün Mourinho, Arsenal’in hocası olsa, şu anki takımdan en az 25 oyuncuyu kapının önüne koyar anlayacağınız. Tabi, yanlış anlaşılmasın Arsenal, güzelim futbolunu bıraksın ‘pis işler’ yapmaya başlasın demiyorum. Ancak takımı diğer büyük ekiplerle teraziye koyduğumuzda dolmayan bir şeyler var. Arsenal, ne Barça gibi teraziyi sadece tekniğiyle doldurabiliyor, ne de kendi güzel futbolunu destekleyebilecek fiziksel bir ağırlığa sahip. Yani topsuz oyun, takımı mental ve fiziksel olarak sınava tabi tuttuğunda Arsenal bir türlü geçer not alamıyor.

Wenger’in Sertleşme Problemi

Dedik ya Arsenalli oyuncuların hepsi temiz çocuklar diye, işte tertemiz bu takımın nur yüzlü filozof bir hocası olunca ortaya ilginç bir sorun çıkıyor: “Sonuç ne olursa olsun hep mutlu bir soyunma odası.” Yani saha içerisinde “güzel” oyundan taviz vermeyen bu grup, saha dışarısında da hep güllük gülastanlık bir ortam görüyor. Diyebilirsiniz ki bu güzel bir şey. Ancak, futbolcu psikolojisi dünyanın her yerinde aynı. Kötü oynadıkları bir maçın ilk yarısının sonunda soyunma odasına 2-0 geride giren takımın oyuncuları, eğer karşılarında götünden soluyan bir Mourinho, kafalarına krampon atacak bir Ferguson veya onları orta sahada azarlayacak bir Phil Brown bulmuyorlarsa yavaştan gevşiyorlar. Hatta bu atmosfere centilmen bir taraftar grubunu da eklerseniz, Arsenal, sıradan bir futbolcu için cennet bir mekan halini alıyor. Bir türlü gelmeyen iyi performansın hesabını ne hoca soruyor, ne yönetim, ne de taraftar. Bu sorunun somut bir örneği, sezon içerisinde ilk yarısı 1-0 geride kapanan ve Arsenal’in ikinci yarının hemen başında attığı 2 golle galip geldiği Liverpool maçı. O maçtan sonra 3-4 futbolcu söz birliği etmişçesine “Wenger’i hiç böyle görmemiştik” açıklamasını yapmıştı. Yani Wenger, soyunma odasında sertleşmiş, bunun da etkisi olumlu olmuştu. Peki, tamamen laubalilikten kaybedilen Wigan maçında nerdeydi bu sert Wenger?

Maalesef Arsene Wenger, transfer politikası, basına verdiği demeçler ve hatta oyuncu değişikleriyle bir türlü “cezalandıran” adam olamıyor. Ya da kendisinin tahammül sınırları o kadar geniş ki, bir oyuncuya ceza vermeye karar vermesi için, o oyuncunun takıma onarılamayacak zararlar vermiş olması gerekiyor. Bu sezonki Almunia performansı buna güzel bir örnek oluşturabilir, nitekim kendisinin bir daha Arsenal forması giymesini beklemiyorum. Saha dışında cezalandırmayan Wenger, maç sırasında da bunu yapmaya bir türlü yanaşmıyor. Sakatlıklardan dolayı yapılanları saymazsak Arsenal’in bu sezon erken sayılabilecek bir değişikliğe gittiğini hatırlamıyorum ya da üstüste hatalar yapan bir futbolcunun bir anda kendini kenarda bulduğunu veya ilk yarı kötü oynayan takımın ikinci yarıya 2 değişiklikle çıktığını. Hani bu yönüyle Phil Jackson’ı hatırlatıyor bana Wenger. Hani Jackson’un da “mola almam, sorunun sahada çözülmesini beklerim” felsefesi vardır ya. Aynen öyle. Wenger’inki maalesef sonuç vermiyor. Adı ne olursa olsun, futbolcu, kötü oynadığı maçtan sonra soyunma odasına giderken biraz düşünmek istiyor.

Gitsin, Kalsın

Yazdığım bu uzun yazıdan da anlayabileceğiniz üzere, bence Arsenal’in sezonunun ‘gümüşsüz’ bitmesinin sebebi futbol felsefesinde değil kadro yapısında yatıyor. Bu yüzden yazıyı da şu anki kadronun kısa kısa bir sezon değerlendirmesiyle kapatmak istedim. Oturduğum yerden “kalsın!” “gitsin!” ahkamı kesmek gibi olacak ancak, Arsenal’in oynadığı 54 resmi maçı da izlemiş biri olarak az biraz laf söyleme hakkını kendimde bulacağım izninizle.

Kalsın:
Fabregas: Fazla söze gerek yok. Bu sezon Fabregas’ın gençlikten sıyrılıp adamlığa adım attığına tanık olduk. Her geçen gün oyununu geliştiriyor. Bütün yaz kendisi ve Barcelona’yla ilgili haberleri okuyacağız ancak içimden bir ses kalacak diyor.
Song: Geçen sezon başladığında Song orta sahada oynayan bir stoperdi. Sezon bittiğinde ise iyi bir defansif orta saha oyuncusu olmuştu. Bu sezon kendini aynı hızla geliştirmeye devam eden Song, takımın önemli bir parçası haline geldi. Bu hızla giderse seneye ne hale gelecek bilmiyorum.
Vermaelen: Verminatör uzun yıllar Arsenal forması giyecek orası kesin. Daha ilk sezonunda gösterdiği performans oldukça umut verici. İyi bir partnerle daha da parlayacaktır.
Sagna: Takımın en istikrarlı oyuncularından birisi. Bu sene ofansif oyununda ciddi bir gelişme yaşandı.
Clichy: Potansiyel süper bir bek adayı. Defansif özellikleri üzerinde biraz daha çalışılırsa tadından yenmez bir hale gelecek.
Nasri: Biraz yavaş da olsa kendisini geliştiriyor. Yetenek olarak hiçbir eksiği yok ancak mental olarak oldukça zayıf. Bu sene ilk defa sorumluluk aldığına şahit olduk. Bu iyiye işaret.
Arshavin: Sezonun benim için en büyük hayal kırıklığı. Bütün sezonu gereksiz bir kendini kanıtlama çabası içerisinde geçirdi. İyi oynadı diyebileceğim bir maç hatırlamıyorum. Takımın eksikliğini çektiği tecrübeye sahip olduğu için kalsın listesinde.
Ramsey, Wilshere, Gibbs, Vela, Merida: Gençler bir yere gitmiyor tabi ki.

Kenarda Dursun:
Van Persie: Bir sezon daha gösterdi ki, Robin Van Persie çok yetenekli bir adam ancak kendisine eşeği bağlamak mümkün değil. Yarım sezon sağlıklı kaldığı görülmedi daha. Çok çok iyi bir yedek forvet olur kendisinden ancak üzerine takım kurulacak adam maalesef olmaz.
Walcott: Bir maalesef daha. Walcott ne zaman sağlıklı kalacak da beklenen patlamayı yapacak merakla bekliyoruz. Şu anki form durumuyla iyi bir “impact sub”. Daha ileri gitmesi için oyun zekasında iyi bir gelişim göstermesi gerekiyor.
Bendtner: Chamakh’ın gelişiyle 3. forvet pozisyonuna iniyor. Hakkettiği yer de orası zaten. Ama kendisini dev aynasında gördüğü için sezon sonu gitmek isteyebilir.
Gallas: İyi bir sezon geçirdi ve sezon sonunda kontratı bitiyor. Kendisi kalsa bile Arsenal’in daha iyi bir stopere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
Eboue: Zeka denilen nimetten zerre nasiplenmemiş bir arkadaşımız. ‘Dinamik yedek’ pozisyonu için ideal.
Campbell: 4. stoper pozisyonu için ideal. Tecrübesi ve kazanma hırsı soyunma odasında önemli bir faktör halini almış durumda.
Diaby: Gitsin listesine layık bir adam ancak Wenger onu satmayacağı için olmayacak duaya amin demek istemedim. Tembelliğin ve ruhsuzluğun bir tedavisi varsa yüksek dozda alması gerekiyor.

Gitsin!:
Almunia: Tek kelimeyle rezalet. Bileti kesilmiş durumda zaten. Düştü, bir de ben vurmak istedim.
Silvestre: Kendisi de Arsenal’de ne işi olduğunu benim kadar merak ediyor mu acaba? Yokluğu, varlığından daha az zarar.
Denilson: Gelişmedi; gelişmeyecek; Denilson’dan futbolcu olmayacak. Wenger büyük ihtimal 1 sezon daha inat edecek. Yine olmayacak; seneye bu listeye 1. sıradan girecek.
Eduardo: Topa vurmayı unutmuş durumda. İster sakatlığa bağlayın, ister zaten kalitesizdi deyin sonuç değişmiyor. Tek forvet oynayan Arsenal’in 4. tercihi durumunda. Bentdner giderse, belki kalır.
Fabianski: Ben değil, Arsenal'i çok yakından takip eden adamlar söylüyor Fabiaski'den kaleci olmayacağını. Şu ana kadar oynadığı her maçta hatalı bir gol yedi. Yol yakınken dönelim diye bir şarkı vardır bilir misiniz?
Rosicky: Sakatlıktan dönemeyen bir başka adam. Ramsey, Wilshere gibi gençler varken gerek yok.

5 yorum:

  1. müthiş doyurucu bir yazı olmuş.. elinize sağlık..

    YanıtlaSil
  2. harika gerçekten, arsenal takımının bu kadar derinlemesine bir analiz yazısını görmek çok sevindirici. elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  3. yep budur efenim.
    sadece bendtner benim listemde kalsın'da, campbell gitsin'de, rosicky'de kenarda beklesin'de.

    ama wenger iki kaleciyi birden göndermeyeceği için yüksek ihtimal yaşından dolayı da almunia gider, fabianski de mannonenin arkasında 3. kaleci olur gibi.

    YanıtlaSil
  4. Bendtner benim s. gitsin listemde hatta bu listeye denilson,fabianski de giriyor. Eskiden senderos 1. numaraydı listede de allahtan wenger doğru yolu buldu bu yılın en ümit verici anıydı benim için senderosun gitmesi Wengerin de gençler üzerinde ısrarının bi yere kadar olacağını gösterdi eğer bu yaz 2 3 hiç bir şey olmayacak gençtende vazgeçebilirse her şey çok güzel olcak:D

    YanıtlaSil
  5. ruhsuz arshavin'i de okutsak güzel olur.

    YanıtlaSil