4 Mart 2010 Perşembe

Yuhlamak ya da Yuhlamamak

John Terry'nin son bir kaç aydır ayaklar altına düşen imajı, İngiltere milli takım kaptanlığından alındıktan sonraki ilk milli maçında teste tabi tutuldu. Chelsea formasıyla gittiği her deplasmanda yuhlanan Terry, ulusal formayla Wembley'de 80.000 kişi tarafından yuhlanacak mıydı?

Sorunun cevabı ise İngiliz kamuoyunun kafası gibi karışık oldu. Dün, Terry'nin topla ilk buluşmasında stattan bir uğultu yükseldi. Ancak bu uğultunun sebebinin Terry'i yuhlayanlar mı, yoksa Terry'yi yuhlayan küçük bir bölüme "bari milli takımdayken rahat bırakın" diye çıkışanlar mı olduğu pek anlaşılamadı. Muhtemelen ikisinin karışımı, garip bir tepkiydi. Trajik olan ise, bu kadar bir uğultunun bile Terry'nin gelen pası ayağının altından kaçırmasına yettiğiydi. Maç boyu da bir türlü güven vermeyen oyuncu için Mısır maçı, hafta sonu önce Bridge tarafından es geçilip sonra da kaybettiği City maçından sonra ikinci bir kabusa dönüştü. Neyse ki dün, maç ilerledikçe Terry'i destekleyen çoğunluk sesini yükseltti de, İngiliz oyuncu berbat geçen haftayı az da olsa bir teselliyle kapatmış oldu.

Terry'nin şanssızlığı hem Chelsea hem de milli takım için vazgeçilmez bir oyuncu oluşu. Onun yerinde başka biri olsa basındaki curcuna yatışana kadar dinlendirilirdi. Ancelotti, karısıyla barışmak amacıyla Dubai'ye gitmesi için kendisine bir kaç gün izin verdi ancak Terry geri gelip Chelsea formasını sırtına giydiğinde basındaki cümayiş hala sürüyordu. Hele bir de hafta sonu Bridge tarafından örselenince tartışma tekrar alevlenmiş oldu.

İngiliz kamuoyu hala bu konudaki kararını vermiş değil. Terry'nin özel hayatında üstüste gelen skandallar adeta kendisini aşıp, sporcu ahlakı konusunda genel bir fikir çatışmasına döndü. Aynı çatışma, Amerika'da da Tiger Woods konusunda yaşanmakta şu sıralar. Komik olan, her iki sporcunun da krizini aynı halka ilişkiler şirketinin yönetiyor olması. Bu adamların yediği haltların sonuçlarını temizlemek için halkla ilişkiler firmalarına milyon dolarlar akıtılması tabi ki hiçbir şeyin çözümü değil.

İşçi sınıfı ailelerden gelip zorlu çocukluklar geçiren Terry gibi sporcular, normal çocuklar gazozuna maç yaparken, ailelerinin geleceğini kurtarma sorumluluğunu omuzlarına almış oluyorlar. Antrenmandan antrenmana taşınarak geçen bir çocukluğun sonucunda, diğerlerinin arasından sıyrılmayı başaran küçük bir grup ise, çocukluğun yerini gençliğe bıraktığı yıllarda astronomik kontralara imza atıp, endüstriyel futbolun hırslı kulüplerinin paralı askerleri haline geliyorlar. Bu astronomik ücretler, futbolcu olmanın getirdiği şöhret ile birleşince en sağlam karakterli gençleri bile sarsacak güce ulaşıyor. Terry gibi kişiğinde bir takım zayıflığı olanlar ise ilk çökenler oluyor.

Bu noktada, çocuk yaşta bünyelerine kattıkları bu oyunculara, kulüplerin ne tür bir psikolojik destek verdiği sorusu akla geliyor. Arsenal, Ajax gibi dört dörtlük akademilerden yetişen oyuncular belki bu konuda şanslı, ancak Avrupa'nın daha gerideki futbol ülkelerinden çıkan gençlerin durumu pek de iç acıcı değil. 16-17 yaşında antrenörü tarafından kafasına vurularak eğitilen, sonra da saha içinde ve dışında tam bir psikopata dönen oyunculardan bahsetsem sanırım hepinizin aklına aynı örnek gelir. Veya daha yeni kendini göstermekte olan bir yıldız iken "ben oldum" havasına girip kariyerini çöpe atan oyuncular desem aklınıza kaç yüz tane isim gelir? Bugün, Arda Turan'ın gelişimini kaygıyla izliyorsam, sebebi geçmişte gördüğümüz bu örneklerdir.

Milyon dolarlar kazanan ve milyonların hayalini süsleyen formaları sırtlarına geçiren futbolcuları kurban gibi göstermek amacında değilim aslında. Terry gibi oyuncular bu oyunu en üst düzeyde oynama şansına erişen azınlığın içerisindeler ve bulundukları konumda kendilerine gereken her türlü yardıma ulaşabilecek güçteler. Benim dikkat çekmek istediğim, bu adamların büyük kulüplerin kapısından girdikleri ergenlik dönemlerinde yaşadıkları tramvaların, daha sonra tedavisi zor yaralara dönüştüğü gerçeği. Bu sorunun çözümü de oyuncularına milyonlarca dolar yatırım yapan kulüplerin, bu paranın ufak bır kısmını da bu çocukların psikolojik gelişimine harcamalarında yatıyor. Hele ki annesi hırsızlık yaparken, babası uyuşturucu satarken yakalanan Terry gibi özel örneklere, ekstra özen gösterilmesi gerekiyor. Atalarımızın ender haklı olduğu sözlerden birinin belirttiği üzere 'armut dibine düşüyor'.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder