31 Mart 2010 Çarşamba

Top Benim Abi Oynatmıyorum

'Topla oynama oranı' ilginç bir istatistiktir. Eğer topla oynama oranı yüksek olan takım her maçı kazansaydı, Fatih Terim'in ikinci dönemindeki Galatasaray, Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırırdı. Dün gibi aklımda Olimpiyat Stadı'nda oynanan, 70 dakika topa hakim olup hiç bir şey üretilmeyen maçlar. Neyse konumuz bu değil. 'Topla oynama oranı'nın yanıltıcı doğasını en iyi bilen takım, sanırım Barcelona'dır. Geçen sene 180 dakikasında %70'in üzerinde topa hakim oldukları eşleşmede az daha Chelsea'ye eleniyorlardı. Bu olsaydı, sanırım dünya futbol tarihinin en çok topla oynayıp buna rağmen kaybeden takımı olacaklardı. Gerçi konumuz bu da değil. Konumuz, tahmin edeceğiniz üzere Arsenal - Barcelona maçı.

Evet; 'topla oynama oranı' yanıltıcı bir istatistik. Ancak, bu akşam değil. Yazıya bu orandan bahsederek girdim çünkü bu akşamki maç, bu istatistiğin, maçın skorunu direk etkileceği bir karşılaşma olacak. Daha doğrusu Arsenal'in, Barcelona'ya ait olan topu, oyunun ne kadarında ayağına alabileceğinin skoru belirleyeceği bir maç bu; üstelik Fabregas'sız bir orta sahayla. (Kaptanın durumu maçtan hemen önce yapılacak kontrolden sonra kesinlik kazanacak) Diyebilirsiniz ki, 'Barcelona'da da Iniesta yok'; ama orta sahasında Messi ve Xavi'nin oynadığı bir takımı 'eksik' olarak nitelendirmeyi reddediyorum, izninizle. Fabregas'ın yokluğu Arsenal için çok büyük bir handikap olacak. Daha büyük handikap ise onun yerine oynayacak adamın Denilson oluşu. Wenger'in orta sahada kendisine görev vermesi ciddi anlamda intihar olacak, ki benim gönlümden geçen Denilson'un kendi kalesine 6 gol filan atması. Böylece, Peter Hill-Wood, maçtan sonra sözleşmesini yırtar da ben de kurtulmuş olurum.

Tekrar 'topla oynama oranı'na dönelim. Bildiğimiz gibi, Arsenal ve Barca'nın oyun felsefeleri birbirlerine oldukça benziyor. Her iki takımın hucümu da orta sahada topun hakimiyeti ve yoğun pas trafiğine dayanırken, savunmaları orta sahada boşluk bırakmayarak rakibi sıkıştırmak üzerine kurulu. Bu da demek oluyor ki, her iki takım da hem hücumunu, hem de savunmasını orta sahada yapıyor. Ne Barca'yı, ne de Arsenal'i geriye yaslanıp rakibi beklerken görmeniz mümkün değil. Zaten bu akşamki maçı, tarafsız bir adam için bir orgazma çevirecek olan da bu gerçek. Hani akşam 9-6 gibi bir skor görsem zerre şaşırmayacağım.

Oyun felsefesi bu kadar orta sahaya dayalı iki takımdan Barcelona, şu an Avrupa'nın en iyi takımı çünkü Messi, Xavi ve İniesta gibi "Siz çok güçlü oldunuz!" tadında üç oyuncuyu kadrolarında bulundurmaktalar. Arsenal, aynı oyunu daha mütevazi adamlarla oynamaya çalışıyor. Ancak şahsi görüşüm, orta sahaları bir kenara koyduğunuzda, iki takım arasında bir denge olduğu. Mesela defans dörtlülerinden bahsedeceksek, ben sabah akşam Arsenal'inkini alırım, halı saha maçına gidecek filan olsam. Hatta daha da ileri gider, sakat da olsa, Van Persie'yi de 'küçük maçların büyük adamı' İbrahimoviç'in önünde tercih ederim. Kaleye de kendim geçerim ki, iki takımın birbirinden rezil iki kalecisine, bırakın Şampiyonlar Ligi çeyrek finalindeki takımın kalesini, cumaya giderken dükkan bile emanet etmem.

Belki benim iyimserliğimden, belki de harbiden, birbirine denk görünen iki kadronun orta sahaları arasındaki fark, bu akşam Cesc oynamazsa, çok tehlikeli bir şekilde Barça lehine açılacak. Hatta Wenger, yine Denilson'da ısrar ederse görün şenliği. Bu maçta Arsenal'in, orta sahada topun kıymetini bilmesi hayati önem taşıyor. Bu sene topsuz oyununu geliştirmiş olsa da, takım henüz dünyanın en iyi topla oynayan takımına karşı kontrol oyunu oynayacak seviyede değil. Fabregas'ın yokluğunda, orta sahada sadece Diaby ile oyun kurmaya kalkacak Arsenal'in kaybettiği toplar, Barça'nın dalga dalga gelen ataklarının üzerinde sörf yapar gibi kayan bir Messi görmemizi sağlayabilir. Wenger'in, Messi için özel önlem alacağını sanmıyorum. Ancak kendisinin dünya üzerindeki herhangi bir sol bek ile yalnız bırakılması, o sol bekin anasına küfretmekten daha ağır bir hakaret herhalde. Bu noktada Song ve Arshavin'in 90 dakika boyunca Clichy'e yardım etmeleri çok önemli bir hal alıyor. Hatta Sagna da gelsin sol bekte oynasın, nitekim sağdaki Henry bizim oğlan, nasıl olsa o Arsenal'e yamuk yapmaz.

Arsenal, topu ayağına almayı başardığı takdirde, normal şartlarda fazlasıyla savurgan olan hücumunu da daha efektif hale getirmek zorunda bugün. Özellikle son 1 aydır, her ayağına gelen topu dağlara taşlara gömen Arshavin'in, ciddi anlamda kendine çeki düzen vermesi lazım. Fabregas'ın oynamaması halinde takımın tüm hucümu Arshavin ve Nasri'nin omuzlarına yüklecek ki, Barcelona'nın yumuşak karnı Abidal'a karşı oynacak Nasri'nin de maçı kaderine etki etme şansı var. Bu noktada, hakkında genelde olumsuz konuştuğum Bendtner'e de değinmek istiyorum. Premier Lig'deki haddinden fazla sert savunmalarla boğuşmaya iyice alışan Danimarkalı, bu akşam karşısında nispeten daha yumuşak bir stoper ikilisi bulacak. Eğer, gününde olur da, Barca ceza sahasında bir fiziksel üstünlük kurarsa, takımın topu ilerde tutması açısından çok yararlı olur. Kendisinin oynacağı iyi bir 'target man' oyunu, orta sahada alan daraltma işini mükemmele yakın yapan Barca göbeğini hızlı bir şekilde aşmak isteyecek Arsenal'e önemli bir alternatif yaratır.

Bendtner'in fiziksel üstünlüğünden bahsetmişken, Arsenal'in bu akşamki yegane avantajının İngiliz takımlarının İspanyollara sert gelmesi olduğunu söylemem gerekir. İspanya liglerinde oynanan, hakemlerin en ufak bir temasa izin vermediği, son derece yumuşak futbola alışkın Barca'lılar geçen sene Chelsea'nin oynadığı fiziksel futbol karşısında oldukça zorlanmışlardı. Tabi ki Premier Lig'in en yumuşak 2. kulübü olan Arsenal, Barça karşısında, Chelsea kadar fiziksel üstünlüğe sahip olamacayacak ancak yine de bu maça özel olarak biraz daha sert oynamaları beni şaşırtmaz. Bu noktada, geçen sene Şampiyonlar Ligi Finali'ni de yöneten hakem Massimo Bussacca'nın performansı da önemli bir hal alıyor tabi. Umarım yarınki maç yazısında hakem lafı hiç geçmez.

Dün akşamki, 'mantıksız' Bayern-Manu maçının aksine bu maçın nasıl gelişeceğini şimdiden gözlerimizin önüne getirebiliyoruz. Her iki takım da oyun felsefelerine sıkı sıkıya bağlı olduğundan maçın taktiksel analizini yapmak nispeten kolay. Hatta, daha ileri gidip 'topla oynama oranı yüksek olanın kazanacağı maç' bile diyebilirim. Umarım da yanılırım.

1 yorum:

  1. arsenal-barcelona maçı için "it is not fucking logical" yazısını bekliyoruz.

    YanıtlaSil