30 Mart 2010 Salı

Olmayacak...

Yaklaşık 1.5 yıldır evime gazete alan ve okuyan biri değilim. Öncesinde de çok sıkı bir gazete takipçisi değildim. Kısacası tek haber kaynaklarım Tv, internet ve dergiler. Ama haberi nereden okursam okuyayım, inandırıcılığı ve güvenilirliği her zaman benim için ön plandadır. Türk gazetelerinde de güven eşiği artık çok düşük olduğu ve genelinde manipülasyon amaçlı olduğu için, onlardan uzak durmaya çalışıyorum. Ama...

Bu kısa ve gereksiz girişin ardından bu sabaha gelmek istiyorum. Sabahları Tv'de sektirmeden takip ettiğim programlardan biri NTV Spor'da yayınlanan Spor Servisi'dir. Bu program sayesinde her sabah, gazetelerin spor sayfalarını da hakim olabiliyorum. Bu sabahki programda ise konu genel olarak ve de klasik olarak, gazetelerdeki Galatasaray başlıklı operasyon haberleriydi. Tabi ki hepsinin doğru olduğunu varsaymak gibi bir kafa yapısında değilim, bunu yazının ilk paragrafında da belirttim, ama yazılanlar o kadar tanıdık ki...

Sene başından beri hem Galatasaray'da hem Türk futbolunda hem de altyapı mentalitemizde değişikler olmasını(olacağını) umut eden, oluşturulacak istikrarla hem futbol kalitesinin artacağını hem de başarıların uzun vadede geleceğini hayal eden yazılar yazdım, yazdık. Şu anda geldiğimiz noktaya baktığımızda gerçekten de "hayal" kurduğumu, kendi kendime masal anlattığımı fark ediyorum. Peki böyle düşünmeme neden olanlar ne?

- Yönetim:

Türkiye'de profesyonel yönetici yok, sadece bireylerin yönetimiyle işliyor, herkes kendi çıkarını düşünüyor vs. demeye tekrar tekrar gerek yok herhalde. Haftasonu Adnan Polat yeniden başkanlığa seçildi. İlk aşamada istikrar açısından sevindiğim bir olaydı, ama orta çağ kliseleri kafasındaki yöneticiler, Fenerbahçe mağlubiyetiyle beraber dişlerini yine çıkarmış gibiler. Kişisel çıkarları için Galatasaray'lılara cennetten arsa da satmaya başladılar. Onlar için önemli olan, iyi ve faydalı olandan önce Türk'lük aracıyla kişisel çıkarlarını gerçekleştirmek...

Sonuç olarak saçmalamanın ilk ayağı, "Messi süper futbolcu yeaa" diyebilecek kadar dünya futbolundaki gelişmelere hakim olan yöneticilerden başladı.

- Skolastik Düşüncenin Son Temsilcileri: Eski Galatasaray'lı futbolcular:

Önce "oh be gittiler dedik, sonra Ne İstiyor Bu Adamlar dedik. Şimdi de yazılarıyla, tv yorumlarıyla kazın 2. ayağını oluşturuyorlar. Artık onların da isimlerini vermeye gerek yok. Nasıl kurtulacağız diye de sormayacağım, çünkü kurtulamayacağız... İşin daha da kötü tarafı, aynı adamlar zamanında "Türk" teknik adamların da başlarını yediler, bugün Ukrayna'da kendisine tapılan Lucescu'nun da. Bir futbolcu aklını sahada oynayacağı futbol için kullanmalı, taktik veya idman içeriği için değil gerçeğini değiştirmeyi ilke edinmiş "futbolcu"larımıza bu amaçlarında başarılar diliyorum...

- Mevcut Galatasaray kadrosunda yer alan, sahada topa "sadece" vuran adamlar:

Yine bugünkü gazeleterden birinde Galatasaray'lı beş futbolcunun Rijkaard hakkındaki yorumlarına yer verilmiş. Futbolcular verilen taktiği anlamamış. Rijkaard pres yapmadan başlayın demiş, bizimkiler sallamamış ve presle başlamışlar. Sonuç; maçın sonlarına doğru güçten düşen ve devamlı yerini kaybeden, şuursuzca koşan "futbolcu"lar. Kıssadan hisse; artık 90 dakika pres değil, top bölgesinde ya da sahanın belirlenen alanlarında presler ve çoğalmalar.
Elano sol kanatta başlayacak demiş Rijkaard, ama Elano hayatında hiç sol kanat oynamış mı? Bunu söylediği "iddia" edilen beş futbolcuya Dunga'nın telefon numarasını buradan vermek isterdim, ama kendisi bana kızabilir. O yüzden yazmayayım. Eğer isterlerse mail atsınlar, veririm.

Son olarak, bu konuda M. Demirkol şöyle bir yorum yaptı: Madem hocayı takmayacaksın, pres yapacaksın, kafana göre taktik uygulayacaksın. O zaman neden golden sonra prese başlamadın, defansı öne çekip daha fazla önde basmaya çalışmadın, neden insiyatif almadın. Sanırım bu soruları da, onlara akıl veren Hakan&Hakan ve Hasan abilerine vs. sormaları lazım.
Rijkaard'ın maç sonrası basın toplantısında dediği gibi, futbolcunun biraz akıllı olması lazım...

Neyse Ben M. Topal ve Mustafa Sarp'a, Suat Kaya'nın ve Fleurquin'in maç kasetlerini içeren bir paket hazırlayıp yolladım, ellerine geçince bir izlesinler bakalım. Sınırlı yetenek, zekayla ne hallere gelebiliyor.

- O Gitsin Bu Gelsin:

Artık sorun Rijkaard'ın uyguladığı felsefe, taktik vs. değil. Önlem alıp almaması da değil. O gitsin bir Türk gelsin, Bülent Korkmaz'da kendimizi iyi tatmin edemedik. Abdullah Avcı gelsin de, "büyük takım görmemiş adam getirdiniz, Avrupa görmemiş adam getirdiniz, vizyonu dar adam getirdiniz vs. diyerek tatmin olalım. Parayla yeterince tatmin olamıyoruz çünkü", diyen "adamlar" tatmin olsun.

Yazdıkça daha fazla boşa kürek çektiğimizi anlıyor ve sinirleniyorum. O yüzden şimdilik bu kadar yeter. Bu arada, yabancı basında Rijkaard'a budist olduğu için, budist felsefesiyle olaylara bakıyormuş ve sorunların kendi kendisine çözülmesini benimsemiş. Hiddink de ateist. Aman unutmayın, bir kenara yazın. Tatmin olacağınız zaman kullanabilirsiniz...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder