14 Mart 2010 Pazar

Kötü Zamanlama

Tam "Arsenal acaba ritmini buldu da istikrarlı olarak iyi futbol oynamaya başladı mı" diye düşünürken dün akşam sezonun en kötü futbolunu izlemek, benim için tam anlamıyla hayal kırıklığı oldu. Koca ikinci yarıyı 10 kişi kalmış rakibine karşı %70'e yakın topla oynama oranıyla oynayan Arsenal, Hull kalecisi Myhill'i test etmeyi ilk kez akıl ettiğinde dakika 92'ydi. İronik olan bunu yapanın, dün akşam da dahil olmak üzere, her sahaya çıktığında maçın en kötü adamı olmayı başaran Denilson olmasıydı. Myhill, üstüne gelen topu Bendtner'e hediye etmeseydi Arsenal şampiyonluk yarışının -bu sezon 71. defa- dışında kalacaktı.

Hediye demişken, Hull City'e bir penaltı hediye ederek onları maça ortak eden hakem Andre Mariner'den bahsetmeden de geçemeyeceğim. Bu sezon Premier Lig bitti bitecek, sahadaki eyyam bir türlü bitmek bilmedi. Arsenal'in yediği golde önce 1 metre ofsayttaki Hesselink'i kaçıran, daha sonra Campbell'ın yapmadığı faule penaltı çalan ve nihayet son adam olan Hesselink'i düşürdüğü için Campbell'a kırmızı kart çıkartmayan Mariner, verdiği penaltı ve gösterdiği sarı kartla maçın gidişhatına direkt etki etmiş oldu. İlerleyen dakikalarda Boateng'in, önce Bendtner'in sırtına çıkıp sonra da Danimarkalının gözünü oymaya çalıştığı pozisyonda Bendtner'e gösterdiği sarı kart ile eyyama devam eden hakem, aynı Boateng'in Sagna'nın dizine bastığı pozisyonda kullandığı sarı kartla eyyam olayında yeni bir çığır açmış oldu. Bu sarı kart, neden 4 sezonda 3 Arsenal'li oyuncunun bacağının kırıldığı sorusunun cevabı gibiydi. Diaby, Eduardo ve Ramsey'in bacaklarını kıran Hull Birmingham, Stoke gibi kasap takımlar veya onların "vur" emri veren hocaları değil, tamamen rakibi sakatlamaya yönelik hareketleri sarı kartla ödüllendiren hakemler ve onları yöneten federasyondur.

Mariner'in kötü yönetimi, tabi ki ikinci yarıyı bir kişi fazla oynayan Arsenal'in kötü oyununun özrü olamaz. 10 kişi kalmış rakibine karşı tek yapması gerekenin klasik pas oyununu oynayıp rakibi yormak olduğunun farkında olan takımın, maç boyunca 3 pası üstüste yapamamasının sebebi orta sahada yatıyor. Orta sahanın ofansif beyni Fabregas ve defansif akciğeri Song'un sahada olmayışı tabi ki bu bölgenin performansını direk etkiledi. Porto maçından sonraki yazıda, Fabregas'ın yerinde iyi bir performans sergileyen Nasri'den bahsederken, bu maçta bulduğu boş alanı kendisine hiç bir Premier Lig takımının vermeyeceğini söylemiştik. Nitekim Hull City'nin sert orta sahası dün akşam Nasri'yi tamamen sahadan silmeyi başardı. 90 dakika boyunca bırakın olumlu hareketi, topla buluştuğunu bile hatırlamıyorum Fransızın. Onun bu etkisiz oyunu, Arsenal'in orta sahadaki organizasyonu tamamen Diaby'nin omuzlarına bıraktı. Nitekim Arsenal'in pozisyonları, Diaby ve sağ açıkta oynayan önce Eboue ve sonra da Walcott'un gayretleriyle yaratıldı. Bu noktada Arhavin ve Bendtner'in ceza sahasın içerisinde dağlara taşlara vurduğu 5 topu, takımın gollerini yine bu oyuncular attığı için görmezden gelelim. Özellikle Arshavin, geçen hafta Burnley karşısındaki Bendtner'e benzer bir performansla oynadı ki maç kazanılmasaydı, gol atmasına rağmen yenilginin baş sorumlularından biri Arshavin olacaktı.

Hucümda organize olamayan Arsenal, geleneksel olarak başı dertte olan bir Arsenal'dir. İleride topun kıymetinin bilinmediği maçlarda, top kayıplarının kalesinde pozisyon olmasını koca takımda engelleyecek tek adam var; o da Song. Dün akşam onun yerinde oynayan Denilson'dan sanırım bahsetmeye hiç gerek yok. Kendisi her zamanki gibi berbattı. Neyse ki takımın defans 4'lüsü hatasız oynadı ki Hull City maç boyunca hiç pozisyon bulamadı. Wenger, Tottenham maçında Crouch tehlikesine karşı uyguladığı ofsayt taktiğini dün akşam da Hesselink'e karşı sahaya sürdü. Defansı mümkün olduğu kadar öne çıkararak Hollandalı oyuncuya sağ ve sol dipten orta yapılması ihtimalini tamamen ortadan kaldırmış oldu. Wenger'in ofsayt taktiğinin tek riski hakemin bu pozisyonlardan birini kaçırmasıydı ki Hull City'nin golü de yan hakemin atladığı bir ofsayt pozisyonundan geldi.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen eksik ve kötü oynayan Arsenal'in deplasmandan 3 puan almayı bir şekilde başarması ligin bitmesine 8 maç kala çok önemli. Ligin son düzlüğünde en önemli sınavları Tottenham deplasmanı ve Man City ile içerde oynacağı maç olan Arsenal'in diğer iki rakibine karşı ciddi bir fikstür avantajı var. Nitekim Chelsea, Tottenham, Man City ve Liverpool deplasmanlarına gidip Villa ile içerde oynayacakken, Man Utd ise City deplasmanına gidip Chelsea, Liverpool ve Totteham'ı ağırlayacak. Tabi ki bu fikstür avantajı sahaya çıkıp bu maçları kazandığınız zaman anlam kazanan bir şey. Ligin sondan ikinicisini, 45 dakika 10 kişi oynadığı maçta yenememe ihtimaliniz varsa orda bir 'avantaj'dan bahsetmek iyimserlik olur.


1 yorum:

  1. hull'un içerde uzun süredir maç kaybetmediği ortada, fabregas yok, song yok, defansta gallas yok.

    premier ligde kolay maç yok, daha geçenlerde celsi bıraktı burada 2 puanı.

    artık bundan sonra önemli olan kazanmak, ne olursa olsun. son dakika, kötü oyun, iyi oyun farketmez.

    biz çok iyi oyun oynadığımız maçlarıda kaybettik geçen yıllarda. bu yüzden ne olursa olsun kazanmalıyız.

    YanıtlaSil