31 Mart 2010 Çarşamba

It's Not Logical

Bayern Münih - Man Utd maçını Mr. Spock ile beraber izledik. Maç sırasında bir pozisyon sonrası "It's not logical" dedi bizimkisi. Dedim, "Spock, sizin ırkınız futboldan anlamıyor; allah aşkına bir sus! Vulcan takımlarının Avrupa'daki durumu ortada." Neden böyle sert çıktım bilmiyorum ama Spock biraz bozuldu bu sözlere. Sonra sessiz sessiz maçımızı izledik. Sessizlik beni düşünmeye sevk etti. Düşününce farkına vardım ki, izlediğimiz maç harbiden mantıklı değildi. Spock haklıydı. Gönlünü almak için hemen mutfağa gittim çay yaptım.

Ben bu satırlarda Man Utd'ı "şanslı" olarak tanımladıkça biliyorum ki bloga tahammül edebilen az sayıdaki Man Utd'lı okurun sinirlerini bozuyorum. Bu kura çekildiğinde 99'daki finalin tarihin en şanslı Şampiyonlar Ligi finali olduğundan dem vurmuş, daha dün, bu sezon rakipler tarafından 11 gol hediye edilen Man Utd'ın şansından bahsetmiştim. Dünkü maç öyle bir başladı ki United'ın, Fenerbahçe'nin Ali Sami Yen'deki balından daha fazlasına sahip olduğunu bile düşündüm bir ara. Evet, o derece ballıydı bu takım. Maçın ilk 62 saniyesinde önce gidip rakibe gereksiz bir faul yapan, sebep olduğu frikikte de ayağı kayıp adamını bomboş bırakan DeMichelis'i başka nasıl açıklayacaksınız? Man Utd golü bulduğunda topun oyunda kaldığı süre 12 saniyeydi. Şans işte bu. Çünkü "It's not logical".

Kaçırılmaması gereken nokta Manu'ya şanslı derken "Tüm maçlarını şansla kazanıyorlar" demek istemediğim. Futbolda her takımın az ya da çok şansa ihtiyacı var. Man Utd da bu şans faktöründen bol bol yararlanan bir takım. Yani "şanslı" demek, "kötü" demek değil. Yalnızca "şanslı" demek. Ayağına geldi mi kullanacaksın bunu.

Dün Manu golü erken bulunca "İkinci bir Milan vakası geliyor; Man Utd bir 3 gol daha atar", dedim Spock'a. O da "It's not sweet" dedi. Çayına iki şeker attım; maça döndüm. Bayern'in yüklendiği, Manu'nun da kontralardan gol bulduğu bir maç beklentisiyle izlemeye başladım. Ancak mantıklı olmayan bir şey daha vardı maçta. Bu bahsettiklerimin ikisi de olmuyordu. Ne en az 2 gole ihtiyacı olan Bayern, tempoyu arttırıp rakibin üzerine gidiyordu; ne de Man Utd, her zamanki efektif oyununu oynayıp tehlike yaratabiliyordu.

Bayern Münih'in rakibin üzerine gidemeyişinde Robben ve Sweinsteiger'in yokluğu büyük rol oynadı tabi ki. Takımın en yaratıcı 2 adamı olmadan, Bayern orta sahası oldukça sıradan bir hal aldı. Sahada yaratıcı bir tek Ribery kaldı ki, o da sadece kendisine oynayan bir arkadaş. Manu savunmasını kendi başına yarıp gol atmanın hayalleriyle yaşıyor. Bunların üzerine, Van Gaal'in Klose ve Gomez'i yanında oturtup forvete 'Dirk Kuyt'un Almanya şubesi' Olic'i koyma tercihi de eklenince Bayern'in gol atması imkansız gibi gözüküyordu. Olic, polen toplayacağım diye kendini paralayıp, bal yapma mevsimi geldiğinde yorulan bir arıya benziyor. Sahada sürekli mücadele halinde, ancak Bayern atağa kalktığında ya yanlış pozisyon alıyor ya da tamamen alakasız bir yerde yakalanıyor. Bayern'in ikinci golüne dikkat ederseniz, Mario Gomez topla bindirirken Olic'in ceza sahası içerisinde olması gerektiğini görürsünüz. Olic'in yanlış tercih yapıp, sağ açıkta beklemesinin golü atmasına neden olması ise bu maçla ilgili mantıksız olan şeylerden sadece birisi.

Spock'ın, "It's not logical" lafının altında yatan asıl neden ise hiç kuşkusuz Man Utd'ın oynadığı 2. yarıydı. Son dönemde gördüğüm en şanssız Man Utd performansıydı ikinci 45 dakika. Sürekli olarak "ballı" diye nitelendirdiğimiz bu takımın böylesine talihsiz bir maç oynaması tabi ki mantıksızdı. Ancak, ikinci yarının tam ortasında Alex Ferguson'un yaptığı bir hamle sanki Man Utd'ın düzenini asıl bozan şeydi gibi geldi bana. Takımın çok fazla top kaptırdığının farkında olan Fergie belli ki ileride top tutma özelliğinden yararlanmak için Berbatov'u oyuna almak istedi. Bu değişikliği yaparken bana çok "mantıksız" gelen bir hamleyle Carrick'i dışarı aldı ve klasik 4-4-2'ye döndü. Açık söylemek gerekirse, deplasmanda 1-0 önde giden ve rakibe hiçbir pozisyon vermeyen United açısından pek de akla yatmayan bir değişiklikti bu. Öyle ki, dünkü maç 90 değil 190 dakika oynansa sanki Bayern gol atamayacakmış gibiydi.

Ferguson'un bu değişikliği, resmen United için şanssızlıklar silsilesinin başlamasına neden oldu. Önce Van Gaal uyandı ve elindeki forvetleri sahaya atıverdi. Sonra Vidic'in kafası direkte patladı. Sonra Ribery'nin vurduğu son derece sıradan bir frikik baraj üzerinde zeybek oynayan Rooney'e çarpıp gol oldu. Son dakikada ise hem Rooney sakatlandı, hem de karambolden Olic bir gol daha buldu. Ferguson'un değişikliği resmen domino taşlarının ilkini deviren hamle gibiydi. Neden böyle bir değişiklik yaptı; Bayern'e bir gol daha atıp turu burda geçmek mi istedi yoksa Berbatov'un küçük maçların adamı olduğunu falan mı unuttu hiç anlamadım. Spock da anlamadı. Mantıksız!

Son olarak bana ilginç gelen bir olaydan daha bahsedeyim. Man Utd'ın en çok maruz kaldığı eleştiri "tek kişilik takım" yakıştırması. Rooney olmadan zorlandıkları aşikar ancak tek kişilik bir takımın Premier Lig ve Şampiyonlar Ligi'nde zirveye oynuyor olması bana pek mümkün gözükmüyor. Yani ben bu yakıştırmaya pek katılmıyorum. Ancak Rooney'in takım için ne kadar önemli olduğu aşikar. Dün Manu'nun yediği ikinci golde de bu adeta kanıtlandı. Gomes ile girdiği ikili mücadelede yere ters basan Rooney acı içerisinde yere düşerken, sahadaki diğer 10 Man Utd'lı futbolcu, adeta onu dehşet içinde izliyordu. Bu bir anlık "Eyvah! Rooney!" dalgınlığı tüm Manu savunmasının konsantresini kaybetmesine, Mario Gomes'in kaybettiği topu herkesin birbirine bırakmasına neden oldu. Bu dalgınlıktan da yanlış pozisyon almış durumda olan Olic yararlandı ve Manu'ya mantıksız bir gol daha attı. Böylece garip olayların birbirini takip ettiği bir maçı sonuçlandırmış oldu. Bu sonuç, Old Trafford'taki maçı biraz daha heyecanlı hala getirmiş olsa da ben Bayern'i, İngiltere'den sonuç alarak dönerken göremiyorum. Ama tabi bir başka "mantıksız" maçı haftaya Old Trafford'ta da izlersek o zaman her şey olabilir gibi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder