13 Ocak 2010 Çarşamba

Spor İçin Futbol mu, İdeolojiler İçin Futbol mu?


Siyasetle sporu bir araya getirmeyi sevmem. Siyasetin de yanında, farklı ideolojilerin futbolla anılmasının da, futbola ve onun üst kümesi olan spora büyük bir zarar verdiğini düşünürüm. Ama ne yazık ki, yüz yıllar öncesine dayanan temellerle, spor ve en popüler dalı olan futbol, devamlı siyasetin ve ideolojilerin içine çekilmiş ve çekilmeye de devam ediliyor. Ben ise, sporu toplumsal anlamlardan bağımsız bir “doğal” ya da “fizik” faaliyet olarak gören ve “siyasete alet edilmemesini” istemeyen bakışa sahibim. Futbol kültürünün daima toplumsal (ve dolayısıyla siyasal) bir bağlamın içinde yeralıyor olması ve “dışarıdan müdahaleler”le sık sık “doğallığına” zarar verilmesinin ise, bu bakışa sahip herkesi zor durumda bıraktığını düşünüyorum...

Peki bu konuya nereden geldim. Bir süre önce, bir muhabbet ortamında, sevdiğim arkadaşlarımdan birinin, sporun ve dolayısıyla futbolun milliyetçiliği körüklediğini ve spor yapanların, özellikle de futbolun içinde olanların bu ideolojiye alet edildiğini söylemesiyle, insanların sporun temel mantığından ne kadar uzaklaştığını farketmemle başladı. Üzerine de Afrika’daki olaylar vs. de patlak verdikten sonra, bu konuda hakkında birkaç kelam etmek istedim.

*Not: Aslında yazıya alıntı yaparak ekleyecektim, ama yazıyı uzatıp okunmasını zorlaştıracağını düşündüğüm için, öncesinde okuduğum, Akademisyen Necmi Erdoğan’ın yazısının linkini de vermek istiyorum;

http://www.birikimdergisi.com/birikim/dergiyazi.aspx?did=1&dsid=47&dyid=1469&yazi=Pop%C3%BCler+Futbol+K%C3%BClt%C3%BCr%C3%BC+ve+Milliyet%C3%A7ilik

Yazının bazı noktalarına katılırken, bazı noktalarına ise katılmadığımı belirtmek ister, okumanızı tavsiye ederim...

Yazıya geri dönersek;

Öncelikle itiraf etmeliyim ki, spor ve futbol bir kesim için her zaman araç durumunda ve uzun vadede de bunun değişeceğini sanmıyorum. Ama öncelikle sporun tarihi sürecine bir göz atmak gerektiğini düşünüyorum;

Önce bir örnek vereyim; Misal bir bebek doğduğunda, onun nasıl bir insan olacağı çevresel ve biyolojik faktörlere bağlıdır. Eğitimi önce ailede başlar, sonra içine doğduğu toplumla karşılıklı etkileşime girerek gelişimine devam eder. Çocuk doğduğunda saftır, ama kumarbaz bir babanın elinde kumarbaz olabilir, olmayadabilir. Bu noktada değişken çoktur, ama ağırlıklı yüzde babanın ya da annenin etkisidir, yani ailenin etkisi.

Bu örnekten sonra paranın, aslında metanın değişim değerinin ortaya çıkışına bakalım. İnsanlar en başta kendi ihtiyaçlarını karşılamak için meta üretmeye ya da çevresindeki nesneleri değiştirmeye başlamıştır. Zamanla doğa şartlarının da değişimiyle, üremenin artmasıyla, toplumların oluşmasıyla ve ihtiyaçların çeşitlenmesiyle, metalara değişim değeri kazandırılmıştır. Yani takas sistemi. Paranın bulunmasıyla da takas değeri yüksek olan meta yaratılmıştır. Sonrası malum, toplumların gelişimi, insan zekası, ticaret, doğa şartları vs. vs. gibi birçok değişkenle beraber ekonomik sistemler oluşmuş ve insan beyniyle de farklı farklı yoğrularak devamlı evrim geçirmiştir.

Şimdi asıl konuya gelirsek. Spor insanın oyun mantığının bir uzantısıdır. Medeniyet öncesinde güç gösterisi için ya da tanrıları tatmin etmek için yapılan bu aktiviteler, sonuç olarak insan beyninin ürünleridir. Zamanla da nihai amaçları olan zevk almak, insanları kaynaştırmak, barışçıl bir hayat yaratmak, sağlıklı olmak vs. gibi amaçlarla oyun kültürü gelişmiş ve spor yaygınlaşmıştır.

Başta verdiğim örneğe dönerek bir ilişkilendirme yaparsam, spor doğmuş saf bir çocuktur. Yoksa Kapitalistlerin, sosyalistlerin, dindarların ya da farklı ideolojilerin kendi amaçları doğrultusunda kullanmak için yarattığı bir araç değildir. Zaman içinde her birey gibi, her nesne gibi, her düşünce gibi sisteme entegre edilmiştir. Verdiğim bu örnekler ve açıkladığım şeyler doğrultusunda "bence" sporun içinde bulunduğu durum budur.

Hatta yine basit mantıkla bakarsak, her insan, mevcut küresel yapı içerisinde, her gün yaptığı her hareketiyle bir başka bireye ya da bir sisteme, bir ideolojiye alet oluyor. Alın size bir genelleme. İçinden çıkılmayacak bir döngü...

Bir de şöyle bir bakış açım vardır. Bir şey hakkında net yorumlar yapabilmek için yüzlerce kilometre uzakta olmamak lazım. Olayların içinde olmak ya da içinde olanlarla etkileşime girmek, onların bakış açılarını anlamaya çalışmak ve iyi bir bilgi birikime sahip olmak lazım. Ondan sonra genelleme yaparak yorum yapmak yerine, daha sağlıklı bir yorum yapılabilir. En azından aynı alandaki farklı bakış açıları daha görünebilir olacaktır...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder