29 Ocak 2010 Cuma

Financial Fair Play

UEFA'nın, bünyesindeki kulüplerin 650'si üzerinde yaptığı ve sonuçlarını önümüzdeki günlerde açıklayacağı detaylı bir araştırmaya göre Avrupa'daki kulüplerin yarısı düzenli olarak zarar ediyor. Zarar eden kulüplerin %40'ının ise zararları büyük boyutlarda (gelirlerinden %20 ve daha üzeri oranda fazla). 650 kulübün 3'te 1'inin futbolcularına verdikleri ücretler bütçelerinin %70'inden fazlasını oluşturuyor.

Bilindiği üzere, Chelsea ve Man City gibi kulüplerin haksız rekabete yol açtığının büyük bir savunucusu olan Platini, UEFA yönetim komitesine 2013-14 sezonundan itibaren uygulamaya girecek olan Financial Fair Play (FFP) programını kabul ettirmeyi başarmıştı. Daha geçen hafta açıklanan rakamlardan sonra Man Utd gibi dev bir kulübün bile resmen borç batağına saplanmış olduğunun anlaşılması ise herşeyin üzerine tuz biber ekti. Şu an gelinen noktada, Avrupa'nın en büyük kulüplerinin bile kontrolden çıkan maliyetleri (2009'da %18 oranında artmışlar) konusunda yardıma ihtiyaçları olduğu çok açık ortaya çıktı. Zaten Platini, FFP kabul edilirken kulüp yönetimleri, oyuncu temsilcileri ve federasyonların tam bir uzlaşı halinde olunduğunu, hatta bu programın Avrupa'nın büyük kulüplerinin talebiyle ortaya çıktığını söyleyip duruyordu. Yani bu program sanıldığı üzere büyük kulüpleri durdurmayı hedefleyen bir kurallar bütünü değil.

FFP'nin ne olduğunu en iyi bilen adamlardan birisi olan UEFA Genel Sekreteri Gianni Infantino, geçenlerde Reuters'e detaylı bir röportaj verdi. İsteyenler haberin tamamını buradan okuyabilir. Yok o kadar okuyamam diyenler için özetini ben aşağıya yapacağım.

Öncelikle FFP'nin tanımından başlarsak, bunun basit anlamda bir "ayağını yorganına göre uzat" programı olduğunu görüyoruz. Kulüplerin gelir-gider dengelerinin sağlanmasını amaçlayan programda, bu dengeyi sağlayamayan kulüpler için bir takım yaptırımlara gidilmesi planlanıyor. Bilanço dengesinin temelini oluşturduğu FFP'de gelirlerin dağılımı konusunda ise bir kısıtlamaya gidilmiyor. Yani, bir kulüp gelirlerinin %80'ini transfer harcamasına ayırırken, diğeri bu oranı %50'de tutup geri kalan parayla stada, altyapıya yatırım yapabilecek. Bu özgürlüğün varlığına rağmen transfer harcalamarı %65'in üzerine çıkan kulüpler, UEFA'nın Finansal Kontrol Paneli tarafından inceleme altına alınabilecek.

FFP'nin temelindeki bilanço dengesi tabi ki sadece 1 sezona odaklı bir veri değil. UEFA, bu konuda yaptırıma gidilmeden önce kulüplerin en az 3 sene boyunca izleneceğini söylüyor. Yani kötü bir sezon geçirip zarar ettiğinizde başınız derde girmeyecek. Yine aynı şekilde, Man Utd gibi astronomik borç yükü altında olan kulüplerinde başı UEFA'yla direk derde girmiyor. Bu borçları ve getirdikleri ekstra maliyetleri gelirlerinizle karşılayabildiğiniz sürece bilançonuzu ve finansal yapınızı sağlıklı tutmanız mümkün. Yine bu şartlar altında aldığınız borçların, kulübe uzun vadede getireceği finansal faydayı UEFA'ya açıklayabildiğiniz takdirde bir takım yaptırımlardan da kaçabiliyorsunuz. Yani, Arsenal gibi aldığınız borcu bir stadyuma çeviriyorsanız, yaşayacağınız geçiş döneminde UEFA size daha anlayışlı olacak. Hatta bu yatırım kalemleri'nin bilanço dengesi hesaplarına dahil edilmeyeceği de konuşulanlar arasında. Ancak, Man Utd ve Liverpool gibi transfer harcamaları yüzünden aldığınız kredilerin faizini ödemek için borç alır durumdaysanız, işte o zaman başınız derde girebilir. Man Utd'ın tüm transfer gelirine rağmen neredeyse hiç bir harcama yapmamasının sebebi de burada yatıyor. FFP uygulamaya girene kadar elindeki borçları eritemeyen bir Manu, kendini UEFA organizasyonlarının dışında bile bulabilir.

FFP hala geliştirilme aşamasında olan bir program olduğundan bilanço dengesi dışındaki standartları ve bu standartlara uymayan kulüplere uygulanacak yaptırımlar henüz netleşmemiş durumda. Söz konusu yaptırımların en ağırının 'UEFA'nın organizasyonlarından men' olacağı bilinirken böyle ağır bir kararın tam olarak hangi şartlar altında alınacağı netleşmiş değil. Buna ek olarak inceleme altına alınma, transfer kısıtlamaları gibi cezalar da FFP'nin parçası olabilir gibi görünüyor. UEFA'nın kendi organizasyonlarında uygulayacağı cezaların ülke federasyonları tarafından da takip edilip edilmeyeceği ayrı bir tartışma konusu.

Reuters'in röportajı oldukça faydalı olsa da aslında herkes tarafından merak edilen soruya bir cevap veremiyor: Chelsea ve Man City gibi kişisel sermayeler tarafından beslenen takımların durumu ne olacak?

Bu soru, daha FFP'nin içeriği tam olarak netleşmediğinden sorulmamış olabilir. Çünkü bilanço dengesine dayalı bir FFP, City ve Chelsea'nin başını bayağı ağrıtacakken, borç-gelir dengesine dayalı bir sistem Abramoviç ve şeyhlerin kullandığı banka borçlarını, yeni hisse alarak özsermayeye döndürme yöntemini meşrulaştırır. Yani daha basit anlatmak gerekirse UEFA, takımın zengin sahibinin üstlendiği borçları denge hesabına katarsa, City ve Chelsea gibi takımların sahiplerinin üstlendiği bu miktarları gelirleriyle karşılamaları imkansız bir hal alır. Programın detayları ortaya çıktığında konuyla ilgili daha isabetli yorum yapma fırsatımızı olacaktır.

Son olarak, şahsi kanaatimin UEFA'nın böyle bir uygulamayı yürürlüğe koymakta çok geç kaldığı yönünde olduğunu söylemek istiyorum. Bu projenin temelleri 10 sene önce atılmış olsaydı, şu an astromik bir hal alan maliyetlerin önüne geçilmiş olurdu. Durumun ciddiyetinin farkına varamayanlara şaka gibi gelse de, Manchester United ve Liverpool şu an yeni bir Leeds United vakası olma yolunda ilerliyorlar. Bu iki devin olası çöküşü, Premier Lig'i ve dolayısıyla tüm Avrupa futbolu'nu bir duraklama dönemine sokabilir. Böyle bir senaryonun da baş sorumlusu gerekli önlemleri zamanında alamayan UEFA ve ona bağlı federasyonlar olur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder