2 Aralık 2009 Çarşamba

Depresif Argümanlar -1

Millet olarak devamlı bir şeyleri kurtarmayı, gelecek için kafadan planlar yapıp, bu planları oldukça basite indirgemeyi, yapılan şeylerin de aslında ne kadar basit olduğunu, fırsat verilse bizim de yapabileceğimizi söylemeyi çok severiz. Eleştiririz, ama eleştirilerimizin çeliştiğinin farkına varmayız. Hoş neden eleştirdiğimizi de bilmeyiz. Daha da kötüsü bildiğimizi sanarız.

Örneğin bir film izleriz ve sadece sonunu göz önüne alarak, tek kelimeyle, iyi ya da kötü diye yargıya varırız. O sona gelene kadar gerçekleşen bütün gelişmeler, ne kadar etkileyici ya da yaratıcı olsa da bizim için bir hiçtir. Aslında bu düşünce yapısı basitçe tüketebilmeye başladığımız, sinema, spor, kitap, fotoğrafçılık, yazarlık vs. gibi her alanda baş göstermektedir.

Bizim konumuz ise sporun bir dalı olan futbol olduğu için o noktadan devam edeceğiz.


Aklı selim yazarların, futbol dünyasının içinde etkin olan kişilerin daha doğrusu futbola bakış açısı mantıklı, futboldan almak istedikleri mantıklı olan kişilerin yıllardır vurguladığı istikrar konusu, Rijkaard gibi bir teknik direktörün bu sene Türkiye'ye gelmesiyle daha da ön plana çıktı(Tabi konu sadece Rijkaard değil. Şu anda o ön planda olduğu için, onu örnek göstererek yazıya devam edeceğim). Sadece bir çıkış noktası aradığında istikrar konusuna sarılanlar ise her hafta farklı frekanslardaki yorumlarıyla ceplerini doldurmaya, fark yarattıklarını sanmaya ve yapılacak önemli işleri şimdiden baltalamaya başladılar. Gerçi bu bugün olmuş bir şey değil. Aklımın erip de futbol izlemeye başladığım yıllardan beri devam etmekte. Peki her başı sıkıştığında istikrar söylemine sarılan bu kişilerin argümanları nelerdir bir bakalım:

--Herhangi bir Türk takımının Avrupa'da Man. Utd., Barcelona, Arsenal vs gibi bir takıma kaybettikten sonra, "Bir kere adamların süper bir altyapısı var. Ve yıllardır aynı futbolu oynuyorlar. X kişinin başlattığı ekol, takımın başına kim gelirse gelsin devam ediyor", argümanı:


Bu en sakız olmuş söylemlerden biridir. Her mağlubiyetten sonra söylenir. Ama uzun vadeli bir plan içinde olan Türk takımı, kendi liginde birkaç maç üst üste kaybettiğinde, bir sistem; ama altyapısıyla, a takımıyla genel olarak oluşturulacak bir sistem, oturtmaya çalışırken sendelediğinde, aşırı derecede eleştirilir hatta teknik direktörün işine hemen son verilmelidir.

--Yukarıdaki argümana bağlı olarak, "Burası Türkiye, farklı bir kafa yapısı var. Bizde bu tip uzun vadeli planlar işe yaramaz. Oyuncuya göre hareket edilmeli. Bizim kültürümüz farklı," argümanı ortaya konulur.

Bu da ikinci sakız olmuş söylemimizdir.Bu mantalite sonucunda, futbol yıllarca evrim geçirerek ilerlerken, biz üç gramlık beynimizi evrimleştiremediğimiz için yerimizde saymaya devam etmekteyiz.

--Bazıları da ironik bir söylem içine girerek altyapıya önem verilmesi gerektiği konusuna girer. "Altyapıya önem verilmelidir. Avrupa takımları altyapıları sayesinde buralara geliyor. Spor okullara inmeli" gibi argümanlarla bu ironik döngü devam eder. Son 20 yıldır o muhteşem spor mantalitemiz ise okullara bir türlü inememiş, eğitime entegre olamamıştır.


--Bir de, sadece yazarların değil, genel olarak türk halkının argümanı olan, "Ya biz beceremeyiz, biz de tutmaz, zaten başarılı olamayız, şampiyonlar ligini mi kazanacağız" tarzı olumsuzluk argümanı vardır. Sanırım bu depresif, histerik ruh hali millet olarak bahane üretme mekanizmamızın bir parçası haline geldiği için bir türlü kurtulamıyoruz ya da kurtulmak istemiyoruz.

Bu tarz argümanlar çok daha uzun bir liste haline getirilebilir. O yüzden gündeme göre, bu tarz çelişkili argümanları yazmaya devam edeceğim. Her ne kadar değişecekleri yönünde umutsuz olsam da...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder