30 Kasım 2009 Pazartesi

Seninle 270 Dakika (270)

Maçın kader anı yukarda sanırım. İlk yarı, son 1,5 senedir Barcelona orta sahasını en hızlı geçen takımı gördük sahada. Real Madrid, Barca'ya pek alan bırakmadı ve kaptığı topları gerek Kaka'nın sürati, gerekse Alonso'nun isabetli paslarıyla Ronaldo, Higuain ikilisine taşımayı başardı. İlk 45 dakikada Real 2 gol bulup maçı bağlayabilirdi; ama olmadı. El Clasico'da girdiğiniz pozisyonları değerlendirememenin faturası genelde ağır oluyor.

Real Madrid'in ilk 45 dakika iyi yaptığı alan daraltmayı 90 dakikaya taşıyıp taşıyamayacağı maçın sonucunu belirleyici faktör olacaktı. Guardiola'nın, bu sezon bir türlü işleyemen 4-6-0'dan vazgeçmesini takip eden 5. dakikada Real Madrid savunmasının açık vermesi ilginç oldu. Oyuna bir golcü girdiği gerçeği bile yetti, Real'in narin savunmasını tedirgin etmeye. Yedikleri gole rağmen, Barca'nın 10 kişi kalmasıyla Real'in eline maçı çevirme şansı geçti. Ancak, değerlendirilemeyen bu şans, derbiyi iyi yönettiğine inandığım Pellegrini'nin Ronaldo değişikliği nedeniyle Aforoz edilmesine sebep olabilir. Futbolun ilginçliği de burada zaten. Eğer Ronaldo ve Marcelo ilk yarıda pozisyonları değerlendirse Guardiola, İbrahimoviçle başlamadığı için topa tutulacaktı; Barca maçı kazanınca Pellegrini gitti giyotinin altına.

El Clasico'yu kaybeden taraf Real Madrid olsa bile, lig yarışında hala avantajlı olduklarını düşünüyorum açıkçası. "Yok artık" postundan da görüleceği üzere sezona mümkün olan en zorlu fikstürle başladılar ve Barca ile aralarında sadece 2 puan var. 13 Aralık'ta ki Mestalla ziyaretinden sonra Real'in tüm zorlu maçları kendi sahasında. Barcelona'nın şampiyonluk şansı geçen seneki formlarına ne kadar yaklaşabilecekleri ile doğru orantılı. Şu ana kadar ne Şampiyonlar Ligi'nde ne de ligde bekleneni vermiş değiller. Son maça kadar sürecek bir La Liga bekliyor bizi gibi.

29 Kasım 2009 Pazar

Seninle 270 Dakika (180)

Bu akşam Liverpool'un oynadığı futbolu eleştirdikten sonra Arsenal'i klasik yenilgilerinden birini alırken görmek ilginç oldu. Sahada hiç bir şey yapmayan ama sonuç alan bir Liverpool mu, yoksa herşeyi deneyen ama sonuç alamayan bir Arsenal midir doğru yolda olan?

Bu akşamki maçı tekrar yorumlamak sanırım anlamsız olacak. Çünkü aynı maçı onlarca kere yaşadı Arsenal'i izleyenler. Topu kontrol eden taraf olup golü bulamayan bir Arsenal ve az ve öz fırsatları büyük bir yüzdeyle değerlendiren rakipler. Sanırım kimse bu sonuca şaşırmamıştır çünkü daha Sunderland maçında belli olmuş gibiydi Chelsea maçının sonucu.

Bu sezonki Arsenal, her maçta en az 1 gol yiyen ancak gol yollarında da fazlasıyla etkili bir görüntü çizen bir takım görüntüsündeydi. Sakatlanana kadar 7 gol 8 asistle oynayan Van Persie de bu işleyen hucüm çarkının en önemli dişlisiydi. Persie'nin oynamadığı 2 lig maçında Arsenal gol atmayı başaramayıp 2 yenilgi birden aldı. Bir sistemin tek bir oyuncunun varlığına bu kadar bağımlı olması şüphesiz ki bir zayıflıktır ve Arsenal bunun faturasını bir kez daha ödemeye başladı. Bu sezona berbat başlayan Eduardo'nun, Chelsea gibi bir savunma karşısında patlama yapmasını beklemek hayalcilik olacaktı ve nitekim Wenger'de kendisine 55 dakika dayanabildi. Kendisinin Premier Lig metaryali olmadığı sanırım bu sene daha bir ortaya çıkacak. Gelecek sezon Arsenal'in kadrosunda olacağını da zannetmiyorum.

Yarın, basında, Arsenal'in harcamadığı bütçe ve yapmadığı transferler konusunda tonlarca yazı çıkacaktır muhtemelen. Bunlara hak vermek ya da vermemek herkesin kendi görüşü ama dönüp yaz transfer dönemiyle ilgili pişmanlıklardan bahsetmenin pek bir anlamı yok şu an. Daha önce Chelsea'nin turnusol özelliğinden bahsetmiştim, Arsenal de bu testten geçemedi ve şu an elindeki kadrodan bir Premier Lig şampiyonu çıkmayacağı bir kez daha kanıtlanmış oldu. Sanırım elindeki kadroya büyük bir inançla bağlı olan Wenger de 2-3 "önemli" eklentinin gerekli olduğunu kabul etmiştir bu akşamdan sonra. Bu eklentilerin Ocak'ta mı yoksa Temmuz'da mı yapılacağı ise tamamen Arsenal'in transfer açıldığındaki konumuyla ilgili. Geçen sene sezon ortasında ilk 4'ün dışına düşmek üzere olan Wenger, kadroyu Arshavin ile desteklemek zorunda kalmıştı. Bu sezon da benzer bir senaryo yaşanması olası. Ocak'taki takviyenin büyüklüğü takımın sezondan beklentisinin büyüklüğüyle doğru orantılı olacak.

İlk paragraftaki soruya gelirsek. Takımın sonuç almasını istemeyen bir taraftar yoktur sanırım. Ancak ben Arsenal'in futbol felsefesinden ödün vermesini kesinlikle istemeyenler tarafındayım. Sahada 8 defans oyuncusuyla adam kovalayan bir Arsenal göreceğime Wenger'in projesinin bir kez daha sonuç vermesini beklemeye razıyım. Bu felsefenin doğru oyuncularla neler yapabildiğini geçen seneki Barcelona'ya bakarak görmek mümkün. Ha Arsenal, Barcelona olana kadar bizim saçlar dökülür mü orasını da zaman gösterecek.

Seninle 270 Dakika (90)

Senede 1 denk gelecek 3 derbilik bir akşamla karşı karşıyayız bugün. 270 dakika boyunca salyaları toplayarak televizyona bakıp beyin hücrelerimizin bir kısmını futbol aşkına feda ediyoruz.

İlk paragrafı şevkle yazdıysam da orgazmik 270 dakikanın ilk 90'ı, Rafa Benitez sağolsun, işkenceyle geçti. Sakatlıklardı, şanssızlıklardı, Benitez'i çok fazla suçlamayalım diyoruz ama sahaya 8 defansif adamla (Kuyt'u da saymak lazım aslında) çıkıp aldığı topları ileri diken bir takım yarattığı için kendisini tebrik etmek lazım. Tamam, deplasmandaki bir derbi maçına çıkıyor ancak hem rakibi formda değil, hem de kazanmaktan başka bir seçeneği yok Benitez'in. Üstüne üstlük yıldız forveti de sakat. Böyle bir ortamda, elindeki pas yapan, yaratıcı adamlar olan Riera, Benayoun ve Aquilani'yi yanına oturtup dikine pas yapmaktan aciz Lucas, Aurelio, Kuyt üçlüsüne "Aman beyler deli gibi basalım Everton'u bozalım!" dersen böyle dandik bir maç çıkar işte ortaya.

Benitez'in bu "bozma" işini iyi yaptığı ortada. Premier Lig'de, Hull, Stoke, Burnley yerine Barca, Real, Inter olsa Liverpool uzak ara şampiyon olur zaten. Boz bozabildiğin kadar o zaman. Bu güzel bir özellik tabi de Liverpool ne zaman kendi futbolunu oynamaya başlayacak onu bilen yok. Hadi bugün Mascherano'nun balı tuttu, yarın kimin götüne çarpacak o top? Her takımın defans göbeğinde Yobo oynamıyor ki sana 2 gol hediye etsin. Koca Liverpool, tek bir organize atak yapmaktan aciz olur mı yahu? Gerrard bile silindi gitti pas yapamayan orta sahanın göbeğinde. 75. dakikada Benayoun ve Riera girince takım daha iyi futbol oynar diyorum ama bu seferde sahadaki tek golcüsünü kenarı aldı Benitez; 4-6-0'a döndü. Ama öyle Barca'nın, Arsenal'in 4-6-0'ına benzemiyor bu orta saha blok halinde hucüm etsin. Burdaki 0 bildiğin 0, yani ilerde kimse yok. 2,5 ay sonra ilk defa skora katkıda bulunmayı başaran Kuyt gidiyor arada göstermelik olarak. Sonra ana görevi(?) olan orta sahada adam kovalamaya dönüyor.

Deplasmanda derbi kazanmış bir takım için bu kadar olumsuz konuşmak belki saçma ancak aynı Liverpool, Man Utd'ı da yendi sonra 1 ay boyunca maç kazanamadı. Takımın seri galibiyetler alması için bir an önce kendi futbolunu hatırlaması gerekiyor. Bu halleriyle 4.lük mücadelesinden öteye gitmeleri zor.

Gol Sevincinde Yeni Açılımlar

Phil Brown Half-time Team Talk on the Pitch - Click here for more home videos

Hull City teknik direktörü Phil Brown'ın geçen sene oyuncularıyla devre arasında sahada yaptığı konuşma herkesi şaşırtmıştı. Bu hafta oynanan Man. City maçında ise, bu konuşma Jimmy Bulard'a gol sevinci malzemesi yarattı ve takım arkadaşlarıyla bu konuşmayı taklit ederek golün sevincini yaşadı.

Hull City taraftarları da, bu sayede muhtemelen en eğlenceli gol sevinçlerini yaşamışlardır.



Edit: Golün videosu da posta eklenmiştir. Gol sevincini videonun sonlarında görebilirsiniz:

27 Kasım 2009 Cuma

Futbol Aşkı


"At topu Bob Marley amcanın göğsüne"

Benitez Futbolcu Vakfı

Hazır Liverpool'dan gidiyorken ben de http://www.redandwhitekop.com/ forumlarında yapılan bir derlemeyi yazayım dedim. Benitez'in transfer "verimliliğini" görmek açısından faydalı olabilir. Harcanan paralar ve transfer trafiğine bizim üç büyüklerin 15 yıllık toplamı bile yetişemez sanırım. İşte Benitez'in son 5 yılda yaptığı transferler ve ligde aldığı sonuçlar:

2004/05

£2m - Josemi: peanuts and was moved on in a swap for Kromkamp 18 months later
£1.5m - Antonio Nunez: part of the Michael Owen deal and filled a gap for a while. Peanuts.
£10.7m - Xabi Alonso: Massive success and sold for £30m+ in the summer when he wanted to leave
£6m - Luis Garcia: Massive success and sold to Athletico Madrid for £4m
Free - Pelligrino: Stop gap that allowed us to rest Sami for league games, benefitting us massively in Istanbul. Now on the coaching staff.
£6.3m - Fernando Morientes: Pretty much everyone made up when we signed him, top class, but never settled. Sold for £3m to Valencia.
£1m - Scott Carson: One the most highly rated young keepers around. Lost out through injury and signing of Reina when Dudek left the club. Sold for £3.25m.

Total bought: £27.5m

Free - Marcus Babbel: Released to Stuttgart at the end of his career.
£2.5m - Danny Murphy: Xabi Alonso signed to fill the role Murphy had in the side
£8.5m - Michael Owen: Wouldn't sign a new contract and sold before he left on a free. He's done nothing since that is a masterstroke with hindsight.
Free - Stephane Henchoz: Released to Celtic at the end of his career

Total sold: £11m

A total of £16.5m net spend in his first year at the club, with the vast majority of that being spent on Xabi Alonso.

2004/05 net spend: £16.5m

2005/06

£240,000 - Antonio Barragan: Kid for the future. Sold for £675,000 to Deportivo a year later.
Free - Boudewijn Zenden: Signed for nothing and released for nothing. Did a job for us.
£6m - Pepe Reina: In the top 3 or 4 keepers in the world now and still young. One of Rafa's best signings.
£5.6m - Momo Sissoko: Brilliant for a few years, had that eye injury and sold to Juventus when his form dipped for £8.2m. Replaced by Mascherano.
£7m - Peter Crouch: One signing I did question but proved to be a great bit of business. Turned him from a laughing stock into an international. Sold for £11m.
Unkown - Miki Roque: Kid bought for peanuts. Sold again for an unknown amount.
£150,000 - Jack Hobbs: Highly rated 16yr old signed from Lincoln. Didn't progress as hoped and sold to Leicester for a reported £1.5m, although figure not confirmed.
£190,000 Besian Idrizaj: No idea who he is
£1.5m - Mark Gonzales: Cheap player to provide back up for the left wing. Sold for £3.5m to Real Betis.
Exchange - Paul Anderson: Swapped for John Welsh. Sold for £250,000.
Exchange - Jan Kromkamp: Swapped for Josemi. Later sold for £1.75m
£5.8m - Daniel Agger: Blighted by injuries but potentially top class and great signing for the money.
£250,000 - David Martin: Young reserve keeper
Free - Robbie Fowler: Pay as you play deal and no risk involved. Scored a few goals. Released in the summer.

Total bought: £26.73

Free - Vladimir Smicer: Out of contract and released. Played a small part in Istanbul.
£3.5m - El Hadji Diouf: The best £3.5m Rafa has ever recieved.
Free - Pellegrino: Filled the gap in the last 5 months of the previous season, not good enough and released.
£2m - Alou Diarra: Sold for £2m. One of Houllier's buys.
£2m - Antonio Nunez: Bought for £1.5m and now sold for £2m when didn't work out.
£6.5m - Milan Baros: A Houllier signing sold at a profit. He's done nothing since.
Exchange - John Welsh: Swapped for Paul Anderson
Exchange - Josemi: Swapped for Kronkamp.

Total sold: £14m

2005/06 net spend: £12.73m



2006/07


£6m - Craig Bellamy: Good signing and later sold for £7.5m to fund Torres deal.
£2m - Gabriel Palletta: Played a few league cup games, not good enough and sold for £1.2m
Free - Fabio Aurelio: Very injury prone but a good player when fit. Great signing for nothing.
£6.7m - Jermaine Pennant: Second choice after missing out on Alves. Ran his contract down and released. Attitude stank.
£9m - Dirk Kuyt: Has his critics, but has been brilliant for the money. 15 goals last season from wide and vital to the way we play. Ultimate pro. Great signing.
£200,000 - Nabil El Zhar: Few cameos last season and improving. Injured now. Promising still. Peanuts.
£750,000 - Astrit Ajdarevic: No idea who he is, and released on a free to Leicester.
Loan - Daniele Padelli: Reserve keeper, made one appearance and never seen again.
Undisclosed - Jordy Brouwer: Young reserve.
£2.5m - Alvaro Arbeloa: Bargain signing, great service for a few years and sold for £3.5m when running his contract down.
Loan - Javier Mascherano: Rescued from West Ham, now one of the best defensive midfielders in the world and will probably be sold to Barca this summer for a massive profit. Paid £18.6m for him a year later at end of loan deal.

Total bought: £27.15m

£200,000 - Zak Whitbread: Youngster
Undisclosed - Bruno Cheyrou: Houllier flopped, sold for a reported £1.5m.
£3m - Fernando Morientes: Didn't work out. Cut his losses.
Free - Didi Hamann: Great servant, released at the end of his career
£675,000 - Antonio Barragan: Paid £240,000 for him.
£2m - Djimi Traore: Houllier signing and daylight robbery getting £2m for him
£500,000 - Neil Mellor: Signed as a kid and did a job for a while. Not good enough and released.
£1.75m - Jan Kromkamp: Nunez bought for £2m, swapped for him, who then sold for £1.75m. Stop gaps at minimal expense.
£525,000 - Darren Potter: Acadamy lad, not good enough and robbery getting that much for him.
£1.5m - Steven Warnock: Probably sold to cheap and looks a mistake with hindsight. Good squad player.
Free - Salif Diao: The clearout of Houllier's flops continues.

Total sold: £10.15m

2006/07 net spend: £17m

2007/08


£5m - Lucas Leiva: Brazilian player of the year when signed. Could still go either way but a lot to prove.
Undisclosed - Krisztian Nemeth: Promising youngster currently out on loan in Athens.
£270,000 - Mikel San Jose Dominguez: Youngester plays in the reserves.
£1.8m - Sebastian Leto: Left winger signing but refused a work permit. Sold for £3m.
£20.2m - Fernando Torres: Bargain of the century
Free - Andriy Voronin: Free transfer to strengthen the squad. Plays well in Germany, garbage over here.
£5m - Yossi Benayoun: Took a while to settle but now a key player. Superb signing and an absolute bargain.
£11.5m - Ryan Babel: Highly rated dutch international. Absolute waste of space. Bad signing on reflection, but nobody knew how he'd turn out. Still got potential but he can't be arsed.
Undisclosed - Charles Itandje: Back up keeper signed for peanuts. Now released.
£1.3m - Emiliano Insua: Youngster who is now a full Argentinian international and massive potential. Bargain.
£6.5m - Martin Skrtel: Been off form this season so far, but brilliant last year and a good signing for the money.
£18.6m - Javier Mascherano: Completion of loan deal

Total bought: £70.7m

£2.7m – Florent Simana-Pongolle: Houllier youngster sold wanting first team football.
£100,000 – Daniel O’Donnell: Kid sold
Free – Jerzy Dudek: Released at end of contract
Free - Zenden: Released at end of contract
Free – Robbie Fowler: Released at end of contract
£4m – Luis Garcia: Wanted to return to Spain. Great service.
£6m – Djibril Cisse: Houllier signing sold to part fund Torres deal.
£7.5m – Craig Bellamy: Sold at profit to part fund Torres deal
£3.5m – Mark Gonzales: Signed for £1.5m and sold when didn’t work out.
£1.2m – Gabriel Palletta: Bought for £2m but never worked out. Young defender.
£3.5m – Chris Kirkland: Houllier signing. Injury prone and wanted first team football.
£8.2m – Momo Sissoko: Great signing, good service, sold when lost his form at a profit.

Total sold: £36.7m

2007/08 net spend: £34m

2008/09

Free – Philip Degen: Garbage, but free.
£7m - Andrea Dossena: Italian international left back. Hasn’t settled. Bad signing.
£3.5m – Diego Cavalieri: Reserve keeper. Only played league cup games so far.
£1.5m – David N’gog: Young French striker. Promising.
£19m – Robbie Keane: Everyone made up when we signed him. Didn’t work out and sold back to Spurs for £16m.
£8m - Albert Riera: Spanish international. Started well but jury still out.

Total bought: £39m

£4m – John Arne Riise: Good servant but form tailed off. Snapped their hands off at £4m.
Free – Harry Kewell: Harry who?
Undisclosed – Anthony Le Tallec: Houllier youngster finally released. Fee not known.
£11m – Peter Crouch: Laughing stock bought for £7m. Great signing. Wanted first team football.
£2.25m – Danny Guthrie: Youngster from Acadamy thought not good enough.
£3.25m – Scott Carson: Injury prone and Reina now first choice. Sold at profit.
Undisclosed – Steve Finnan: Sold for a fee believed to be £1m
£16m – Robbie Keane: Didn’t work out.
Undisclosed – Jack Hobbs: Young defender that didn’t progress. Sold for believed to £1.5m.

Total sold: £36.5m

2008/09 net spend: £2.5m


2009/10

£17.5m – Glen Johnson: Big fee, but has been brilliant so far.
£17.1m - Alberto Aquilani: Injured so far but meant to be a class act. Highly rated in Italy.
£2m – Sotirios Kyrgiakos: Last minute signing to fill Hyypia’s shoes. Only money we had to spend.
£160,000 – Daniel Ayala: Young defender, played a few times this season and looked promising.

Total bought: £36.76m

£250,000 – Paul Anderson: Youngster that didn’t progess.
Free – Jermaine Pennant: Out of contract. Poor signing.
Free – Miki Roque: No idea who he is. Bought for peanuts.
£3m – Sebastian Leto: Signed for £1.8m but didn’t get a work permit. Had to sell.
£3.5m – Alvaro Arbeloa: Wanted to leave and out of contract in the summer.
£30m – Xabi Alonso: Wanted to leave. Bought for £10.7m. Great signing.

Total sold: £36.75m

2009/10 net spend: £10,000


Total Players Bought: £228,976,000
Total Players Sold: £145,100,000

Total Net Spend: £83,876,000



2004/05: Finished 5th – 58 pts
2005/06: Finished 3rd – 82 pts
2006/07: Finished 3rd – 68 pts
2007/08: Finished 4th – 76 pts
2008/09: Finished 2nd – 86 pts

World Cup 2018

2018 Dünya Kupası'nın düzenleneceği İngiltere'de aday şehirler belirlendi. O kadar çok alternatifin içinde seçim yapmak gerçekten zor olmuş olmalı. İşte şehirler ve stadlar:


Birmingham

Stadium: Villa Park (Capacity 44,000)

Pros Two large football clubs, central location and good transport links

Cons Traffic can be a problem on the M6 around the city

What they say Birmingham has one of the most dynamic and wide-ranging cultural scenes in the country

According to the Crap Towns website Selly Oak is a terrible place to spend three years at university

Bristol

Stadium New stadium to be built at Alderman Moores (40,000)

Pros New stadium would be custom-planned to please Fifa

Cons Alderman Moores hinges on sale of Ashton Gate

What they say Bristol is an enthralling, international destination boasting major cultural venues

According to the Crap Towns website In nearby Yatton the bones of children do not grow properly

Derby

Stadium Pride Park (capacity would be raised to 44,000)

Pros 80% of the UK's population live within a two-hour drive

Cons One of three cities in the east Midlands to have submitted a bid

What they say Includes the only world heritage site in the east Midlands

According to the Crap Towns website The bid team will be glad to discover Derby escapes the notice of Crap Towns

Hull

Stadium KC Stadium (capacity would be raised to 44,000)

Pros Ferry services to the continent. City has undergone regeneration

Cons Struggles to rival Leeds and Newcastle for attractions

What they say Hull offers an unmissable mix of culture and entertainment

According to the Crap Towns website The silent threat of violence hangs in the air

Leeds

Stadium Elland Road (40,000)

Pros Well-equipped for hotels and restaurants. Close to M1, good rail links

Cons Area around the stadium could do with some redevelopment

What they say The fast-paced, buzzing city centre is complemented by stunning local countryside

According to the Crap Towns website The London of the North, if you're going on the number of homeless

Leicester

Stadium Walkers Stadium (capacity would be raised to 40,000)

Pros Sporting city, with strong rugby tradition as well as football

Cons Could be seen as a rugby town. Host of bids from other Midlands cities

What they say Football fans in Leicester are amongst the most passionate in the country

According to the Crap Towns website The town is smothered by a blanket of blandness

Liverpool

Stadiums Proposed new grounds in Kirkby (50,000) and Stanley Park (60,000), or Anfield (45,500) if neither is built

Pros World famous football city. European capital of culture in 2008

Cons New stadium plans have stalled

What they say A spirit of adventure inspired enlightening and light-hearted contributions to mankind

According to the Crap Towns website Misunderstood. Misinterpreted. Patronised. Unappreciated. Scousers

London

Stadiums Wembley (90,000), Emirates Stadium (60,000), Olympic Stadium (80,000), Proposed new White Hart Lane (56,000)

Pros Capital city, world-class stadiums

Cons Public transport can be unreliable

What they say London is a destination that inspires sporting theatre

According to the Crap Towns website Overrated. Over-priced. It does not swing. It does have lots of rain

Manchester

Stadiums: Old Trafford (76,000), City of Manchester Stadium 48,000

Pros Old Trafford is a world-class venue. Boasts a rich football history

Cons One of two bids from a small area of the north-west

What they say Manchester lives and breathes football and the city's name is known all over the world

According to the Crap Towns website It's always raining. The greyness engulfs everything

Milton Keynes

Stadium: stadium:mk (capacity would be raised to 45,000)

Pros Good transport links. Close to London

Cons Stadium capacity would need to be doubled. Not known as a sporting town

What they say Families from across the globe have chosen to move to Milton Keynes because it is safe and friendly

According to the Crap Towns website Concrete cows are the redeeming feature in this Legoland hell

Newcastle Gateshead

Stadium: St James' Park (52,000)

Pros St James' Park is ready to host international football

Cons The stadium is in the city centre, which can be congested around matches

What they say Newcastle now boasts one of the most iconic cityscapes in Europe

According to the Crap Towns website Another city happy to escapes the site's gaze

Nottingham

Stadium: Plans for new stadium to be built near Gamston (40,000)

Pros Bid features plans for redevelopment along the river Trent

Cons Plans for new stadium are yet to be finalised

What they say Mixes modern with medieval, urban with rural and the contemporary with the traditional

According to the Crap Town website The attractions of Sherwood Forest mean Nottingham doesn't feature

Plymouth

Stadium: Home Park (capacity would be raised to 45,000)

Pros Only city on the south coast to submit a bid

Cons A long way from other host cities, could be considered isolated

What they say For centuries, the region and Plymouth have been one of the jewels of the English countryside

According to the Crap Town website A relatively low profile and attractive countryside allow Plymouth to escape

Sheffield

Stadiums: Hillsborough (39,812), Bramall Lane (33,000)

Pros Two major football teams. Home to world's oldest club, Sheffield FC

Cons Stadiums may need minor upgrading but looks a strong bid

What they say A hub of sporting excellence and a city well equipped to host World Cup games

According to the Crap Towns website More trees per person than any other city in Europe, it doesn't get a mention

Sunderland

Stadium: Stadium of Light (49,000)

Pros The stadium of Light is an excellent ground with its own metro station

Cons Close to Newcastle, which has more obvious visitor attractions

What they say With a population of 280,000 and another 2.5 million people nearby, we know how to party

According to the Crap Towns website Not so much a town as a mortuary. Industry has long departed

Kaynak: The Guardian

Bir Koltukta İki Karpuz

Flamengo'lu Willians ve Airton'un birbirlerine karşı olan sevgisi görülmeye değer.

Shut Up and Show More Football

Kovaman

Liverpool krizde olunca bütün hafta onlardan bahsettim. Haftayı da onlarla kapatayım. Liverpool medyasının bir kısmında, olası bir Everton mağlubiyeti sonucunda Benitez'e kapının gösterelebileceğini haberleri dolaştı son bir kaç gündür. Ancak aklı başında olan Liverpool'lular biliyorlar ki sezon ortasında Benitez'in kovulması biraz zor. Bunun da basit bir açıklaması var: An itibariyle Benitez'i kovarsanız, teknik ekip içerisinde kritik bölgelerde bulunan 9 İspanyol'da kapıyı çeker çıkar. Kim bunlar?

Mauricio Pellegrino - A takım antrenörü
Paco De Miguel - Kondisyoner
Eduardo Parra Garcia - Kondisyoner
Albert Riera Gonzalo Rodriguez - Rezerv takım kondisyoneri
Xavi Valero - Kaleci antrenörü
Antonio Gomez Perez - Rezerv takım antrenörü
Eduardo Macia - Baş Scout
Felix Fernandez Ledesma - Fizik terapi uzmanı
Ivan Ortega - Fizik terapi uzmanı

20 kişilik teknik kadronun 10 tanesinin sezon ortasında takımdan ayrılması, içerisinde bulunan krizi daha da derinleştireceği gibi işin bir de mali yönü var tabi. Benitez'e 6 ay önce £22.5m değerinde bir kontrat yapıldı ve Liverpool, İspanyolu kovarsa bu paranın tamamına yakınını kendisine ödemek zorunda kalır. Yeni hocanın da maliyetini işin içine katarsanız, mali krizdeki takımın böyle bir radikal kararı kaldıramayacağı sonucuna varırsınız.

Zaten Liverpool yönetimi Benitez'e "Arkandayız" mesajını verdi. Pazar akşamı Goodison'da hezimet olsa bile bu kararın değişeceğini sanmıyorum. Ha Benitez çıkar da istifayı basar mı? Onu da sanmıyorum.

26 Kasım 2009 Perşembe

Mambo Italiano

Serie A'yı midem kaldırmadığından İtalyan takımlarını sadece Şampiyonlar Ligi'nde izliyorum ama o bile midemi ekşitmeye yetiyor. İtalyan liginin parlak günlerinden uzaklaşmasının, yıldız oyuncuları kaçırmasının sebeplerini, bu ligi daha yakından takip edenlerden okumuşsunuzdur. Bence bir sürü sebep aramaya gerek de yok. Bu kadar "çirkin" bir futbolu kim, neden izlesin ki?

İtalya ligini son 5 yıldır domine eden Inter'in, eksik Barca karşısındaki çaresizliği her şeyi anlatıyor. Diğer 3 İtalyan takımı da düne kadar rakipten saymadıkları Fransızlar karşısında tel tel dökülüyor. Ayakta kalan bir tek Fiorentina ki onlar da gruptan çıkmayı garantilemiş, son maçında içerde Debrecen'i yenerek lider olacağının farkında olan Lyon ile oynuyor. Bordeaux, koca Juventus'u sahadan siliyor. Az biraz kımıldanan Milan ise 1 puanı zor kurtarıyor.

Serie A'da yıldız oyuncu olmadığını söylemek zor. İsim isim baktığınızda, 4 büyük takımın kadroları fena değil. Ancak İtalyanların sorunu bu oyuncularla ne yapıldığında. 100 yıllık italyan geleneği olan "savunma disiplini" futbolu artık sonuç vermiyor. Bütün oyuncuların sahada ne yapması gerektiğinin çok katı çizgilerle çizildiği, oynanan direkt futboldan 90 dakika boyunca taviz verilmediği, tüm maçlarının 0-0 bitiren teknik direktörün başının ağrımadığı bir futbol anlayışı bir daha dünya futboluna geri döner mi bilmiyorum. Ancak Barcelona, Arsenal, Chelsea, Man Utd gibi takımların önderliğinde, yüksek tempolu akıcı futbol anlayışının hakim olduğu bir Avrupa'da gömülü savunmayla oynamanın intihar olduğu çok açık. Belki 10 sene önce belki bu oyun anlayışı sonuç veriyordu ancak artık ortada o dönemin klasik 3-5-2 / 4-4-2'leri yok. İngiliz ve İspanyol devleri neredeyse 2-8-0'a evrimleştiler. Takım halinde inanılmaz efektif hucum eden ekiplere dönüştüler. Buna karşılık İtalyanlar hala eski tas eski hamam, "baba biz gömülelim, nasolsa gol atarız" kafasındalar.

Dün Milan-Marsilya maçını izlerken diğer kanaldaki Hull-Everton maçını da takip etmeye çalışıyordum. Son 30 dakikalara girilirken elim artık Milan maçını atmaya gitmez oldu. Dedim Seria A izlemiyorsak bir sebebi var. İzlenecek gibi değil meret.

Genç Afrikalılar Heyecanlı

Dünya kupası boyunca vuvuzelaya doyacağız...

25 Kasım 2009 Çarşamba

Hakemin Gözünden

Thierry Henry İrlanda maçında yaptığı hareketle, Maradona'nın elinden beri, o tarz bir malzeme arayanlara süper bir hizmette bulundu. Ve her zaman olduğu gibi çeşit çeşit çözümlerde ortaya atılmaya başlandı. Şahsi kanaatim kale arkası çizgi hakemlerinin kullanılmasının en iyi çözüm olacağı. Çünkü işin içine video girerse, sınırlarının çok iyi çizilmesi gerekecek. Yoksa şimdikinden daha alengirli tartışmalar ortaya çıkacaktır.

Bu konuyla ilgili olarak ise, çok sevdiğim Arsene Wenger'le aynı fikirde değiliz. Ama bu çözümlerden biri en kısa sürede hayata geçmeli. Bunun nedenini ise zavalı hakemlerin görüş açılarını simüle eden görselde görebilirsiniz:

Kaza

- Aha kafası yarıldı

Astarı da Pahalı

Hazır Liverpool ve kriz demişken, bu sezon Benitez'in adeta eleştiri bombardımanı altında kalmasına neden olan Xabi Alonso/Albeto Aquilani değişikliği ile ilgili bir bilgiye daha denk geldim. Aquilani'nin transfer detayları Roma'nın resmi sitesinde yayımlandı.

Buna göre,

Bonservis bedeli olan €20m 4 taksitte ödeniyor.

* €5m peşin
* €3m 4 Ocak 2010'da
* €7m 30 Haziran 2010'da
* €5m 30 Haziran 2011'de

Ek olarak

* 2014/2015 yılına kadar Liverpool'un Şampiyonlar Ligi'ne katıldığı her sezon €300,000 (Liverpool her sene kalırsa toplam €1.3m ek gider)
* Aquilani'nin Liverpool formasıyla oynadığı 35, 70, 105, ve 140. maçtan sonra €250,000 (5 senede 140 maç oynaması halinde potansiye €1m ek gider)
* Liverpool'un Şampiyonlar Ligi veya Premier Ligi kazanırsa 1 defaya mahsus €1m (Potansiyel €1m ek gider)
* Bir sonraki satıştan elde edilen gelirin %5'i. (€20m civarında bir bonservis bedeli olduğu düşünülürse €1m ek gider)

Toplam: €20m + potansiyel €4.3m = €24.3m
İtalyan'ın iyi bir oyuncu olduğunu, ancak müzmin sakat oluşunun, Roma'nın son 3 sezonda oynadığı maçların %77'sini, son 5 sezondaki maçlarının %68'ini kaçırmasına neden olduğundan daha önce bahsettim. Durum böyle olup 24 milyonluk Aquilani daha Liverpool ile maça çıkamadan takım hem ligde hem de Şampiyonlar Ligi'nde havlu atınca tabi ki bu eleştiriler patlama noktasına gelmiş durumda. Benitez'in elindeki tıkır tıkır işleyen Alonso'yu 30 milyon pounda satıp, 24 milyona sakat olan Aquilani'yi alması şu an için akla mantığa sığan bir hareket gibi gözükmemekte. Bu yüzden bir önceki postta, hafta sonu Goodison'a çıkacak Liverpool'un ilk 11'inde Aquilani'nin de olması gerektiğini söylememin sebebi de bu zaten.

İtalyan oyuncu bu hafta sonu başlayacak Liverpool kariyerine, sakatlıklarla boğuşmadan uzun yıllar devam ederde, takımın orta sahasının değişez adamına dönüşürse dönüp hepimiz Benitez'in elini öperiz o ayrı.

Makro Kriz Üstü Mikro Kriz

Liverpool'un patronları Gillett ve Hicks, sezon başında, Liverpool'un borç yükünü finanse etmek için banka müdürleriyle masaya oturduğunda, ellerindeki finansal tablolarda gelir kalemlerinin başında Şampiyonlar Ligi, varlıkların başında ise Fernando Torres yazıyordu muhtemelen. Dün akşam bu gelir kalemlerinden birinin üzeri çizilmiş oldu. Aynı zamanda Ocak transfer bütçesi de güme gitti tabi.

Eğer Liverpool ligde iyi bir yerde olsaydı belki Şampiyonlar Ligi'nden elenmek çok fazla koymayacaktı taraftara ve bütçeye. Ancak, an itibariyle Chelsea'nin 13 puan gerisinde kalmış durumdaki takımın şampiyon olma şansı yok gibi gözüküyor. Üstüne üstlük 4. sıra için çok hararetli bir rekabet bekliyor Liverpool'u. Tottenham, Villa ve City üçlüsünden birisi, sezon sonunda Benitez'i 5'liğe iterse işte o zaman asıl finansal kriz patlar. Liverpool en değerli varlığı Torres'i astronmik bir rakama satıp o parayla takım düzmek zorunda kalabilir. Torres'i satışını taraftara kim, nasıl açıklar orası ayrı bir mesele tabi.

Liverpool'un sezon sonu makro kriz senaryolarını bir an önce bir kenara koyması gerekiyor çünkü hafta sonu Goodison Park'ta Mersiyside derbisi var . Benitez, takımın ve kendinin üzerindeki baskıyı biraz olsun azaltmak istiyorsa 2 konuda taraftarı tatmin etmek zorunda. Birincisi tabi ki derbiyi kazanmak ancak tek başına bu da yeterli değil. Sezon başından beri en önemli eleştiri konusu oluşturan Alonso/Aquilani değişikliğine cevap verilme zamanı artık geldi. İtalyan 1 aydır takımla antremanlara çıkıyor ve Aralık ayına girmek üzere olduğumuz bu günlerde çıkıp kendisine verilen paranın karşılığını verme zamanı çoktan geldi. Benitez, Aquilani'li kadrosuyla çıkar Everton'ı yenerse taraftar geleceğe biraz olsun umutla bakmaya başlayacaktır. Aksi halde 2005 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunun Benitez'e kazandırdığı kredi Goodison Park'ta resmi olarak biter. Ondan sonrası da tufan zaten.

24 Kasım 2009 Salı

Ballon D'or 2009

Ballon D'or'un 2009 adayları açıklandı. Listede İtalyan olmaması ilginç. Kazanan 1 Aralıkta belli olacak. Giggs'e versinler bence. Şekilli olur.

1. Andrei Arshavin (Zenit/Arsenal - Rusya)
2. Andres Iniesta (Barcelona - İspanya)
3. Cesc Fabregas (Arsenal - İspanya)
4. Cristiano Ronaldo (Manchester United/Real Madrid - Portekiz)
5. David Villa (Valencia - İspanya)
6. Didier Drogba (Chelsea - Fildişi Sahili)
7. Diego (Werder Bremen/Juventus - Brezilya)
8. Diego Forlan (Atletico Madrid - Uruguay)
9. Edin Dzeko (Wolfsburg - Bosna Hersek)
10. Fernando Torres (Liverpool - İspanya)
11. Frank Lampard (Chelsea - İngiltere)
12. Frank Ribery (Bayern Munich - Fransa)
13. Iker Casillas (Real Madrid - İspanya)
14. John Terry (Chelsea - İngiltere)
15. Julio Cesar (Inter Milan - Brezilya)
16. Kaka (AC Milan/Real Madrid - Brezilya)
17. Karim Benzema (Lyon/Real Madrid - Fransa)
18. Lionel Messi (Barcelona - Arjantin)
19. Luis Fabiano (Sevilla - Brezilya)
20. Maicon (Inter Milan - Brezilya)
21. Nemanja Vidic (Manchester United - Sırbistan)
22. Ryan Giggs (Manchester United - Galler)
23. Samuel Eto'o (Barcelona/Inter Milan - Kamerun)
24. Steven Gerrard (Liverpool - İngiltere)
25. Thierry Henry (Barcelona - Fransa)
26. Wayne Rooney (Manchester United - İngiltere)
27. Xavi Hernandez (Barcelona - İspanya)
28. Yaya Toure (Barcelona - Fildişi Sahili)
29. Yoann Gourcuff (Bordeaux - Fransa)
30. Zlatan Ibrahimovic (InterMilan/Barcelona - İsveç)

9 Aylık

Hafta sonu 3 gün boyunca eve uğramayınca 3 maçı P.tesi akşamı banttan izledim. Biraz geç de olsa hafta sonuyla ilgili birkaç şey yazasım var.

Titus Bramble, Newcastle Utd'dan ayrılınca, Shay Given bir basın toplantısında "Bu adam senelerdir önümde oynuyor, senelerdir de takımı katlediyor. Sonunda gitti iyi oldu." gibisinden bir açıklama yapmıştı (ilgili haberi çok aradım ama bulamadım). Tabi ki Wigan'ın yediği 9 golün faturasını Bramble'a kesmek yanlış olur. Hatta Bramble'ı takımın sol beki Edman ile kıyaslarsak, kendisi için iyi oynadı bile diyebiliriz. Takım halinde son yıllarda gördüğüm en rezil oyunu sergilediler ve 9 gol yedikleri için şanslılar. Nitekim Tottehham'ın maç poyunca girdiği pozisyon sayısı 26. Yine de Titus Bramble, ilk golde topu ıskalayıp Tottenham'ın yolunu açınca aklıma Shay Given'ın sözleri geldi.

Bu arada bu sezonki hakem rezaletine bir başka örnek de Wigan'ın attığı gole bakılarak gözlemlenebilir. Bir elle oynama daha ne kadar bariz olabilir ben bilemedim.

Arsenal'in Sunderland deplasmanında kaybetmesi nedense bana hiç sürpriz olmadı. Bu sene Liverpool ve Man Utd dahil tüm rakiplerine orta sahada fiziksel üstünlük kuran Sunderland karşısında Arsenal'in de çok zorlanacağı belliydi sanırım. Her maç 1 golü kalesinde görmeyi alışkanlık haline getiren Gunners'ın maçtan alacağı puanlar Van Persie'siz forvetinin etkinliğiyle doğru orantılıydı. Son 3 haftada akıl almaz goller kaçıran Eduardo yine kaçırıp Arsenal'in penaltısı doğal olarak verilmeyince bu ihtimal de ortadan kalktı. Persie'nin takım için önemi bir kez daha ortaya çıkmış oldu. Haftaya benzer bir fiziksel orta sahaya karşı oynacak Arsenal için iyi bir prova olmadı.

Liverpool yine kazanamadı ama yaşanan şanssızlıkları gördükçe Benitez'e de kızamıyor insan. İlk 20 dakikada 2 oyuncusu sedyeyle terk etti sahayı. Buna rağmen üstün oynayan taraftılar. Tabi bu beraberlikle son 10 maçlarının sadece 1 tanesini kazanmış oldular ve bir an önce bu krizi atlatmak zorundalar. Yarın Floransa'dan gelecek kötü haberle Şampiyonlar Ligi yarışının dışında kalabilirler ve sezonu ilk 4'te bitirememeleri kulübü finansal bir krize sürükleyebilir. Bu arada üstüste 6. beraberliğini alıp kulübün 90 yıllık rekoruna ortak olan City, belki Anfield'den aldığı puanı başarı olarak görüyor olabilir ancak "İlk 4" hayalleri kuran bir takım bu kadar yaralı rakibine karşı oyun üstünlüğü kuramıyorsa ortada biraz yükseğe konulmuş bir çıta vardır bence. 2 senedir takımın başında olan Mark Hughes hala takıma bir kişilik kazandırabilmiş değil. City'nin oyun anlayışı nedir bilen varsa bana da anlatsın bir zahmet.

19 Kasım 2009 Perşembe

Euro 2016 - Adaylığın Ötesi


Yıllardır büyük bir turnuvanın Türkiye'de yapılmasının hayallerini kurar dururuz. 2001 Avrupa Basketbol Şampiyonası dışında da şimdiye kadar hiçbirisi gerçekleşmemişti. 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası ise, basketbolla beraber gerçekleşen en büyük hayellerimizden biri olacak.

Futbolda ise, bence oldukça şanslı olduğumuz büyük bir fırsat var elimizde: EURO 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası. Türkiye gerçekten sağlam projelerle ve çalışmalarla bu turnuvayı almak için uğraşıyor. Biz de birer futbolsever, sporsever olarak elimizden geleni yapmalıyız. Bunun için de www.gosterkendiniturkiye.com adında bir ön destek sitesi yayına girmiş durumda. Bu site üzerinden facebook grubu, twitter ve friendfeed aracılığıyla desteğimizi ortaya koyabiliyoruz. Kısa bir süre sonra ana site de açılacak. Onun da bilgisini yine buradan duyuracağız. Bu turnuva öncesiyle ve süreciyle kanımca gerçekten Türk Futbolu'nun çehresini değiştirebilecek kapasiteye sahip olacaktır, o yüzden biraz bizim de çabalamamız lazım...

Şaşıran Var Mı?

Sezon başında Eduardo kendini yere atıp 2 maç ceza aldığında UEFA'yı bayağı bir eleştirmiştim. Bu eleştirilerin dayanaklarından birisi de Eduardo'nun sicilinin temiz olmasıydı. Sahada her türlü cinliği yapmayı alışkanlık haline getirmiş bir sürü futbolcu futbol hayatlarını herhangi bir ceza almadan bitirirken; Eduardo gibi temiz bir adam bir anda tüm Avrupa'nın gözleri önünde fişleniyordu.

Thierry Henry, senelerdir bu işleri yapan bir kardeşimiz. Gerek milli takımda olsun gerek Arsenal ve Barcelona'da hep "Kazanmak için herşey mübah" düstüruyla hareket etmiştir. Çok yetenekli bir futbolcu olmasının yanı sıra "cinlik" konusunda da pek bir yaratıcıdır. İlk aklıma gelen, hakem düdüğünü çalmadan kullandığı frikikleridir mesela. Kaç takımın canı yanmıştır bu yolla. Tüm futbol kariyeri boyunca bu yaptıkları yanına kalan Henry'nin dünkü hareketine şaşıran var mı peki?

Henry, maçtan sonra, pozisyonda elle oynama olduğunu kabul etti. "Ben elle oynadım; hakem devam etti. Nedenini gidin hakeme sorun" dedi. Bu kadar kolay yani olayın sorumluluğundan kaçmak. Bunu diyorum zannedilmesin ki olayda hakem sütten çıkmış ak kaşık.

"Şaşıran var mı?" başlığı aslında sadece Henry ile alakalı değil. Daha önce "Bu Kaçıncı?" postunda da bahsettiğim bir sorunun can alıcı örneklerinden birisi daha yaşandı dün akşam. Yine çok önemli bir maç bir İskandinav hakem tarafından katledildi. Geçen sene Chelsea'nin 5 penaltısı verilmediğinde, olaydan faydalanan Barcelona olduğu için, UEFA, olayı resmen görmezden geldi. Bu sezon da izlediğim İskandinav hakemli maçların tamamında skoru etkileyen hakem hataları var. Sezon boyunca yönettiği en önemli maç Elfsborg - AIK olan Martin Hansson gibi hakemlerin, Dünya Kupası Playoffları kadar kritik eşleşmelerde görevlendirilmesi resmen intihar.

Bu blogda hiç istemediğim kadar hakemlerden bahsettim bu sezon ancak öyle bir sezon yaşıyoruz ki hangi maça açsam hakem rezaletiyle karşılaşıyorum. Dün akşam da, Fransa'nın attığı golde önce ofsayttaki 2 fransızı, sonra da Henry'nin elini göremeyen Hansson, bir ulusu resmen ağlattı. İsveçli büyük ihtimal 3-4 hafta dinlendirilecek UEFA tarafından; sonra da "daha iyi bir hakem" olarak dönecek görevine; Şampiyonlar Ligi çeyrek finali yönetecek, başka bir takımın başını yakacak. Başı yanan takım Barcelona olana kadar sürecek bu döngü. Biz de şaşırmamaya devam edecez hep beraber.

Show is Going On




18 Kasım 2009 Çarşamba

Hayır İşleri

Kasım Kapıdan Baktırır

Fabianski

Clichy - Djourou - Gibbs

Walcott - Wilshere - Denilson - Diaby - Vela

Van Persie - Bendtner

Tamam ne 3-5-2 kaldı, ne de böyle bir defans üçlüsüyle maça çıkılır ama yine de fena 11 sayılmaz yukarıdaki. Dün İngiltere U21 maçında Kieran Gibbs sakatlanınca Arsenal sakatları 11'i tamamlamış oldu. Özellikle sol beklerin her ikisinin birden sakatlanması baş ağrıtacak gibi.

Wenger, Benitez ve Ancelotti, ulusal takımlara ne kadar küfretse az. Hazırlık maçları uğruna 3 takım da revire döndü. Arsenal yine maksimum sakat sayısı rekorunu kimselere bırakmayacak gibi. "Bu sene Kasım ayı fena değil" yazmamı takip eden 3 günde 3 sakat verdiler. Şom ağzımı bir daha açmam gayri.

Bu arada "Arsenal'in Kasım Laneti" diye bir kurum var bildiğiniz gibi. Her sene bu ayda önemli sakatlar verip ligde yara almasıyla ünlü Gunners. Geçenlerde resmi sitede Wenger dönemindeki Kasım ayı istatistikleri yayınlandı. Son 5 seneye baktığımızda 05/06 hariç pek de iç açıcı olmadıklarını görüyoruz. Wenger, bu ayda, her sezonun ilk sakatlık dalgasının yaşandığını ve zorlanmalarının buna bağlı olduğunu söyledi. Bu sene, Kasım ayındaki ilk iki maçını 4-1'lik galibiyetlerle kapattı Arsenal. Ancak ay bitmeden Sunderland deplasmanı ve Chelsea derbisi var. Bir de içeride Standard Liege maçı. Özellikle ligdeki karşılaşmalar Arsenal'in şampiyonluk yarışındaki varlığı açısından oldukça önemli. Lanetin kırılıp kırılamayacağını göreceğiz.

2008/09
01-11-2008 - PL - Stoke 2-1 Arsenal
05-11-2008 - CL - Arsenal 0-0 Fenerbahce
08-11-2008 - PL - Arsenal 2-1 Man Utd
11-11-2008 - LC - Arsenal 3-0 Wigan
15-11-2008 - PL - Arsenal 0-2 Aston Villa
22-11-2008 - PL - Man City 3-0 Arsenal
25-11-2008 - CL - Arsenal 1-0 Dynamo Kiev
30-11-2008 - PL - Chelsea 1-2 Arsenal
Toplam: O:8 G:4 B:1 M:3
Lig: Oynadığı 5, Puan 6

2007/08
03-11-2007 - PL - Arsenal 2-2 Man Utd
07-11-2007 - CL - Slavia Prague 0-0 Arsenal
12-11-2007 - PL - Reading 1-3 Arsenal
24-11-2007 - PL - Arsenal 2-0 Wigan
27-11-2007 - CL - Seville 3-1 Arsenal
Toplam: O5 G2 B2 M1
Lig: O3 Puan 7

2006/07
01-11-2006 - CL - Arsenal 0-0 CSKA Mosc.
05-11-2006 - PL - West Ham 1-0 Arsenal
08-11-2006 - LC - Everton 0-1 Arsenal
12-11-2006 - PL - Arsenal 3-0 Liverpool
18-11-2006 - PL - Arsenal 1-1 Newcastle
21-11-2006 - CL - Arsenal 3-1 Hamburg
25-11-2006 - PL - Bolton 3-1 Arsenal
29-11-2006 - PL - Fulham 2-1 Arsenal
Toplam: O8 G3 B2 M3
Lig: O5 Puan 4

2005/06
02-11-2005 - CL - Arsenal 3-0 Sparta Prague
05-11-2005 - PL - Arsenal 3-1 Sunderland
19-11-2005 - PL - Wigan 2-3 Arsenal
22-11-2005 - CL - Thun 0-1 Arsenal
26-11-2005 - PL - Arsenal 3-0 Blackburn
29-11-2005 - LC - Arsenal 3-0 Reading
Toplam: O6 G6
Lig: O3 Puan 9

2004/05
02-11-2004 - CL - Arsenal 1-1 Panathinaikos
06-11-2004 - PL - C Palace 1-1 Arsenal
09-11-2004 - LC - Arsenal 3-1 Everton
13-11-2004 - PL - Tottenham 4-5 Arsenal
20-11-2004 - PL - Arsenal 1-1 West Brom
24-11-2004 - CL - PSV Eindhoven 1-1 Arsenal
28-11-2004 - PL - Liverpool 2-1 Arsenal
Toplam: O7 G2 B4 M1
Lig: O4 Puan 5

17 Kasım 2009 Salı

Kabak Tadi

Ben kabak sevmem. Okuyucularımız arasında katalan varsa gücenmesin ama ben Barcelona'yı da sevmem. Barcelona, kabak tadı verene kadar, Arsenal'in kaptanını taciz edince de kızarım. "Bi Gidin Çay Koyun!" derim.

Transfer kapanalı aylar oldu; o günden beri, abartmıyorum, her hafta 2-3 tane Cesc ve Barcelona haberi okudum düzenli olarak. Laporta'nın paralı basın sözcüleri nerede mikrofon görseler "aman efendim Fabregas, Barcelona'ya çok yakışır" dediler. Özellikle Xavi, bıkmadan usanmadan konuştu. İşi resmen terbiyesizliğe kadar götürdü.

Bu arada her hafta Barcelona'nın Fabregas'a yaptığı teklifler yer aldı basında. 30 milyon, 40 milyon, 50 milyon, 30 milyon + Gudjohnsen + Hleb, 25 milyon + Bold Pilot, 100 bin lira + sigortalı iş..

Bugün yine bir transfer haberi ve bir Barcelona'lı oyuncunun açıklamalarıyla uyandım. Güya Barca, Arsenal'e 30 milyon pound + Yaya Toure + Bojan Krkic'i önermiş.

Üstüne eski Manulu Pique, çıkıp "Cesc eninde sonunda Barca'ya gelecek" diye açıklama yapmış. "Real Madrid'e gideceğini sanmıyorum" diye de eklemiş. Böyle terbiyesizlik görmedim ben. Cesc, Arsenal'in kaptanı ve elin Manu eskisi Pique çıkıp, Real ve Barça arasında tercih yapıyor bu adam için.

Barcelona'nın eninde sonunda Fabregas'ı alacağını, ben dahil herkes biliyor. Ancak transfer dönemi bile açık değilken sürekli konuşmak, oyuncunun kafasını karıştırmak için her türlü ucuzluğu yapmak adil midir? Bunların bir kulübün yanına kalması doğru mudur? UEFA ne için vardır? "Kapatın çenenizi" diyecek bir delikanlı yok mudur futbolu yönetenler arasında? Yapan Barcelona olunca herşey mübah tabi. 1 maçta 5 tane penaltıya sebebiyet vermek de mübah, Fabregas'a ve Arsenal'e sabah akşam terbiyesizlik yapmak da. Katalan olmak varmış bu dünyada.

Şakkaa!

15 Kasım 2009 Pazar

Kuytudaki Tehlike

Dirk Kuyt'ı nasıl bilirsiniz bilmiyorum. Mutlaka seveni çoktur Liverpool taraftarları arasında. Bu Kuytseverlerden hangisine sorarsanız sorun size "Çok koşuyor, mücadele ediyor, yorulmak bilmiyor" gibi meziyetler düzerler. Peki bunlar takımda sağ açık/forvet arkası oynayan birinden beklenen özellikler midir?

Öncelikle haftalardır Kuyt ile yazmak istediğimi belirteyim. Hatta daha bu blog ortada yokken bile sözlüğe yazasım vardı. Beni engelleyen elimde somut rakamların olmayışıydı. Elle tutulur veriler olmadan, oturup "Kuyt adam değil" tadında bir yazı yazmak da istemedim. Sağolsun Liverpool-Kop'un yazarlarından Jamie Kanwar bu tip bir yazıya temel olabilecek ilginç bir istatistik yayınladı geçenlerde. Buna göre, Dirk Kuyt, son 3 senede ligin önemli haftalarında kısır dönemler yaşıyor. Bunlardan en can alıcısını ise bu sene şu ana kadar oynanan maçlarda gözlemlemek mümkün.
Çift forvetli formasyonların tarih olmak üzere olduğu bir dönem yaşıyoruz ve ister 4-3-3, ister 4-5-1, 4-6-0 oynayın, en uçtaki adamın etkinliği büyük ölçüde arkadan aldığı desteğe bağlı. Bu desteği vermede de en büyük görev golcüye en yakın isim olan sağ/sol açıklara düşüyor. Dünyanın en pahalı 3 oyuncusunun da benzer 'destek' görevleri üstlenmiş adamlar olması tesadüf olmasa gerek. Bu 3 oyuncunun da değerlerini astronomik yapan, sahada ne kadar mücadele ettikleri değil, skora direk yaptıkları katkı.

Dirk Kuyt'un oynadığı mevkiye benzer görevler üstlenen oyunculara bir bakın: Ronaldo, Messi, Kaka, Arshavin, Anelka, Bellamy... Hepsinin ortak özelliği asist ve gol olarak skora yaptıkları direk katkı. Peki skora katkı yönünde 'kısır' bir sağ açığın, sadece mücadele ettiği için vazgeçilmez oyuncu yapılması ne kadar doğru?

Vazgeçilmez diyorum çünkü, Benitez'in bir röportajından da hatırlıyorum, Liverpool ilk 11'i yazılırken Gerrard, Reina ve ya Carragher'dan önce yazılan ilk isim Dirk Kuyt. Takım Lig Kupası maçına çıkarken bile A takımdan tek temsilci yine Kuyt. Benzer mevkide senelerdir yedeğe mahkum olan ve Ocak ayı satış listesinin tepesindeki Ryan Babel, gol atamadı diye apar topar yollanan Robbie Keane, Kuyt'ın ilk 11'deki garanti yeri yüzünden harcanan en son 2 isim.

Benim görüşüm, Dirk Kuyt'ın modern bir forvet arkasıdan beklenen özelliklerin hiç birisini taşımadığı yönünde. Herşeyi yapan ancak hiç birisini öldürücü keskinlikte yapamayan bir adam bana göre. Hızı bölgesindeki diğer oyuncularla karşılaştırıldığında idare eder, bitiriciliği vasat üzeri, hava hakimiyeti vasat üzeri, pas yeteneği vasat üzeri, şutları vasat ve belki de en önemlisi yaratıcılığı tek kelimeyle felaket. Yossi Benayoun'un oynamadığı bir maçtaki Liverpool'u izlerseniz, Dirk Kuyt'un kaç tane topu Torres'e geçiremeden ezdiğine bir dikkat edin. Zaten bu seneki 1 asisti de bu kısırlığın açık bir göstergesi.

Çok fazla uzatmak istemiyorum aslında. Dirk Kuyt'un parçası olduğu her takım için yararlı bir adam olduğuna ben de inanıyorum. Ancak şu anda oynadığı mevkinin gerektirdiği özelliklerden hiç birisini taşımaması bence Liverpool için gizli bir sorun gibi. Takıma ilk yazdığınız adam belki de yaşadığınız sıkıntının kaynaklarından birisi.

Geçmiş Olsun


Tam bu sene Arsenal, Kasım ayını ucuz atlatıyor demiştim ki dün gece beklenen haber geldi. İrlanda'dan kötü haber bekleyen bendeniz, hazırlık maçı olmasından dolayı kasap Chiellini ve arkadaşlarını hesaba katmamıştım. Sağolsunlar Arsenal'in sezonunu dinamitleyiverdiler. Van Persie'nin sakatlığı çok ciddi ve en az 2-3 ay deniyor; sezonu kapattığından bahsedenler bile var. Tedavisi Niek van Dijk tafafından yapılacak. Bendtner'in de sakatlığında tek forvet Eduardo kaldı takımda. Wenger, büyük ihtimal, Ocak'ta bir forvet alır bu durumda.

13 Kasım 2009 Cuma

Aman Diyim

Futbol dünyası daha Robert Enke'nin şokunu atlamamışken, dün Carlo Cuducini'nin motoruyla kaza yaptığı haberiyle bir kez daha sarsıldı. BMW motorsikletiyle bir Ford Fiesta'ya çarpan Cudicini'nin her iki bileğinden ve kalçasından sakatlandığı belirtiliyor. İtalyan kaleciyle ilgili resmi açıklama, uygulanan testlerin sonuçlanmasından sonra yapılacak.

Sakata Geldik

Sakatlık belasına bulaşmaya görün; bir başladı mı ardı ardına gelir bu meretler. Geçen sene Arsenal ve Galatasaray resmen revire dönmüştü. Bu sene de sakatlık belasına ilk kurban Liverpool. Torres ve Gerrard'ın ameliyatlarını ertelemeye çalışan, Johnson ve Agger'in de hala sakat olduğu Liverpool'a, bir kötü haber de dün geldi. Birmingham maçında sakatlanan Riera ve Benayoun 1 ay yok. Tabi ki bu 1 aya, Şampiyonlar Ligi'nde kulübün kaderinin belirleneceği ve ligde Everton derbisinin oynanacağı önümüzdeki 3 haftalık periyod da dahil.

Öte yandan rakiplerine nazaran sakatlıklar konusunda biraz daha şanslı görünen Chelsea'ye de, Ashley Cole'un sakatlığından sonra, bir kötü haber de Katar'daki İngiltere Milli Takımı'ndan geldi. Dünkü antremanda sakatlanan Lampard'ın, 2 ay kadar sahalardan uzak kalacağı söyleniyor. Kamptan ayrılıp Londra'ya dönen oyuncunun kesin durumu kulüp doktorlarının incelemesi sonrası açıklanacak. Ocak ayında Drogba, Essien, Mikel ve Kalou'yu Afrika Uluslar Kupası'na yollayacak olan Ancelotti için takımın geri kalanının sağlıklı olması hayati önem taşıyor.

Öte yandan her sene Kasım ayında kabuslar gören Arsenal'de bu sene sakat sayısı normal seviyelerde. Şu an Clichy, Bendtner, Denilson ve Djourou ciddi sakatlığı bulunan isimler. Bendtner kasığından ameliyat olacak ve en az 2 ay futbol oynaması zor. Geri kalan üçlünün ise 3-5 hafta daha sahalardan uzak kalması bekleniyor. Sakatlıkları düzelme aşamasında olan Wallcott, Wilshere ve Fabianski'nin ise Sunderland maçına yetişmesi olası. Tabi ki şu an için ucuz atlatılmış görünen Kasım ayı, Fransa'nın İrlanda ile oynayacağı 2 maçta bir anda değişebilir. Gallas, Sagna, Diaby ve Nasri gibi direk Arsenal ilk 11'indeki oyuncular zorlu 2 maça çıkacak ve başlarına bir iş gelmemesi için Wenger dua ediyor olacak.

Hakem Demeyin Bana

Alex Ferguson, geçtiğimiz senelerde hakemlerle ilgili yorumları yüzünden hep para cezasıyla yırtardı. Ancak, Sunderland maçının hakemi Alan Wiley hakkında yaptığı yorumlar kendisine 2 maç hak mahrumiyeti ve £20,000 para cezası getirdi.

FA, bu cezanın verilmesinde Ferguson'un yorumlarının 'tekrarlanan' doğasını göz önüne aldıklarını ve onun tecrübesindeki bir teknik adamın diğerlerine örnek olması gerektiğini açıkladı.

Hakemler sendikası ise verilen cezanın hiç bir caydırıcılığının olmadığını, federasyonun eline ligdeki tüm teknik adamlara bir mesaj yollama fırsatı geçtiğini ancak FA'in bunu kullanamadığını belirten bir açıklama yaptı.

Tekrarlanan demişken, Alan Wiley'den sonra, Andre Mariner'i "tecrübesiz", Martin Atkinson'u da "gülünç" olarak tanımladı Ferguson. Eskiden tüm hakemlerin Man Utd maçı yönetmek için can attığı, ancak bu günlerde kimsenin Ferguson'un takımının maçını yönetmek istemediği konuşuluyor İngiliz basınında.

'Hakemleri etki altına almak' diye birşey varsa böyle yapılıyor işte. Sistematik olarak, yenilseniz de yenseniz de hakemler hakkında konuşarak. Devamı gelecek bunun..

12 Kasım 2009 Perşembe

Ne Diyorsun?

Alex Ferguson, kendisini eleştiren oyunculara yavaştan yol vermesiyle ünlü bir hoca. Geçmişte bunun bir çok örneği yaşandı. Paul Ince, Jaap Stam, Ruud Van Nistelrooy, David Beckham ve Roy Keane gibi yıldız oyuncular, zamanında gözünün yaşına bakılmayan isimlerden bir kaç tanesi.

Durum böyle olunca Nani'nin bugün gazetelerde yer alan açıklamaları adeta istifa dilekçesi niteliği taşıyor. Portekizli, Ferguson'u açık açık eleştirirken, İskoç hocanın soyunma odasında Giggs ve Neville başta olmak üzere herkese hakaret ettiğini de söylüyor Ayrıca hiç bir büyük maçta kadroya alınmadığından da şikayet eden adamımız, "Süper bir maç oynasam bile ertesi maç kendimi kulübede buluyorum. Bu da motivasyonumu olumsuz etkiliyor" diye de ekliyor.

Ben Nani'yi Querasma'ya benzetiyorum aslında. Koy Porto'ya, Sporting'e oynasın. Ama Man Utd'ın ağırlığını kaldırmasını bekleme. Zaten 2 yıldır da 2 maç üstüste oynamışlığı yok. Bu yüzden Fergie, bu yaptığı yorumları pek hoş karşılamayacaktır diye düşünüyorum. Sezon sonunda satış listesinin başına yazılması sünnettir bence.

Shaolin World Cup

Dünya Kupası'na katılacak ülkeler giyecekleri formaları tanıtmaya başladılar. En renkli tanıtım da Japon'lardan geldi. Manga, gaz, Shaolin Soccer atmosferi, seviyorum Japonları.

Kaynak: http://www.footballshirtculture.com

Rent a Star

Rafael Benitez'in derdi çok ama bu dertlere çare olacak bütçesi yok. Bundan dolayı, Ocak'ta transfer yapması zor gözüküyor. Yazılan o ki, Andrea Dossena'nın Napoli'ye satışından gelecek parayla bir kaç oyunuyu kiralık getirmekmiş İspanyolun amacı.

Listenin başında, geçen gün Tottenham'dan kesinlikle ayrılacağını açıklayan Roman Pavlyuchenko var. Bu sene Tottenham kulübesinde resmen harcanan Pavlychenko, Rusya ile Dünya Kupası'na gidebilmek için mutlaka oynayacağı bir kulübe gitme isteğini de belirtmişti.

Benitez'in ilgilendiği diğer isim, bir başka harcanma vakası olan Rafael Van Der Vaart. Ancak Hollandalının başka talipleri olduğu da bilinmekte.

Hem Real, hem de Tottenham bu iki yıldızı öncelikle satmak isteyecektir. Ancak, şu anki halleriyle çok para etmeyecekleri açık. Bu oyuncuların Liverpool'a kiralanıp tekrar forma girmeleri ve sezon sonunda Dünya Kupası'nda oynamaları halinde, değerleri ikiye katlanacaktır. Benitez de belki berbat giden sezondan bir şeyler koparmayı başarabilir bu sayede. İki tarafında kazanacağı bir senaryo olur.

Ne İşimiz Var?

İngilizler, Cumartesi günü Brezilya'yla oynamak için Doha'ya gidiyor. "Doha nere?" derseniz, Katar'ın başkenti oluyor kendisi. Maç, Khalifa International Stadium'da oynanacak.

Tahmin edeceğiniz üzere, maçın Katar'da oynanmasının sebebi para. Ancak, Brezilya'nın kazanacağı para. İngilizler, Wembley'in açılışında konuk ettikleri Brezilya'ya olan borçlarını ödüyorlar. O yüzden bu maçtan sadece £400,000 gibi bir para alacaklar. Buna karşılık Brezilya federasyonu bunun 10 katını cebe indirmekte. Zaten onlar, anlaşmalı oldukları Kentaro isimli şirket sayesinde her hazırlık maçından bu tip paralar kazanıyorlar. Bundan dolayı, son 11 hazırlık maçlarını 11 farklı şehirde oynadılar ve bunlardan 10 tanesi Brezilya'da değildi.

Öte yandan, Premier Lig teknik adamları sezonun en kritik döneminde, yıldız oyuncularını toplayıp Arabistan'a götüren federasyondan pek de mutlu değiller. Ancak FA, Çarşamba gününe hazırlık maçı koymayıp, oyuncuları erken geri göndererek gönüllerini almış durumda.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Ruhe in Frieden

Yeni Fabregas Adayları

İngiliz basını Arsene Wenger'in, Fabregas'ın olası ayrılığınının yaratacağı boşluğu Almanya'dan bir isimle dolduracağından pek bir emin. Bu hafta Mesut Özil ismi ön plana çıktı bu adaylar arasında.

Mesut'un Haziran 2012'ye kadar sözleşmesi var Werder Bremen'le. Alman kulübünün genel direktörü Klaus Allofs, kendisiyle yeni bir kontrat için görüşmediklerini açıkladı hafta içi ve "Umarım oyuncu ve menejeri de bizim gibi dikkatli olurlar" dedi. Arsenal'in 15 milyon poundluk bir teklif yapacağı söyleniyor. Fabregas'ın ayrılması halinde bu teklif daha da artabilir. Tabi ki Mesut'un Dünya Kupası performansı da önemli bir rol oynayacak bu transferin gerçekleşmesinde.

Özil, Wenger'in aradığı oyuncu profiline çok uygun olduğu için bu dedikodularda gerçeklik payı olduğunu düşünüyorum ben.

Arsenal'e ile yazılıp çizilen oyuncuların içinde bir başka öne çıkan isim de Zvjezdan Misimovic. Arsenal'in şimdiden 6 milyonluk bir teklif yaptığı ancak Wolfsburg'un 10 milyon poundtan aşağı bu oyunucuyu satmayacağı belirtildi İngiliz basınında. Her ne kadar bölgesinde yoğun bir rekabet olsa da Wenger'in profiline uygun bir isim olduğu için bu transferin de gerçekleşme ihtimali düşük de olsa var.

Bardak Taştı

Mike Ashley'in, 117 yıllık St. James' Park'ın adının önüne monte ettiği ek, Newcastle Utd taraftarlarının sabrını taşıran son damla oldu. Dün, Newcasle United Supporters Trust (NUST), kulübün hisselerinin tamamını Ashley'in elinden almak için resmen harekete geçti. 40.000 taraftara gönderilen destek çağrısı, kulübün Barcelona modeli bir yapıya dönüştürülmesi için ilk adım oldu. NUST sözcüsü Mark Jensen, önümüzdeki günlerde girişime destek veren büyük finansal kuruluşların isimlerini de açıklacaklarını, ilk etapta amaçlarının gerekli olan 80 milyon poundu toplamak olduğunu söyledi.

Gerçekten de büyük bazı firmaların desteği alınır da, taraftlar bu firmaların liderliğinde bu işe destek verirse, kulübü 2 kere satılığa çıkarıp geri çeken Mike Ashley, 80 milyonun altında bir rakama bile razı olabilir bence. Senelerdir Newcastle United'ın önündeki en büyük engel olan bu beceriksiz arkadaşımız da dönüp ayakkabı dükkanlarını işletmeye devam eder.

Nankör İstatistik(ler)

Futbolda, belki de istatistiğinin tutulmasının en zor olduğu pozisyon kaleci pozisyonudur ve Türkiye'de de bu zorluğunun yanında en saçma şekilde tututalan bir istatistiktir.

Kalecinin geçmişine bakılır ve oynadığı maç sayısına göre yediği gollerin ortalaması alınır ve bu istatistik üzerinden kalecinin iyi ya da kötü olduğu gibi bir sonuca varılmaya çalışılır. Sonuçta da anlamsız ve sağlıksız bir istatistik çıkar ortaya. Bu noktadaki en acı durum ise, boş medya kanallarını saymazsak, bu alanda yaptıkları işlere değer verilen medya kuruluşlarının da bu tip istatistikler üzerinden yorum yapmasıdır.


Aslında bu soruna bir taraf olarak yorum yapmak istemiyorum, çünkü yıllardır bir çok kaleciye, karalamak amacıyla olsun, başka amaçlarla olsun bir çok kez yapılmış bir şey. O açıdan, bu sorunu genel bir şekilde ele almak bence daha doğru olacaktır.

Peki bir kaleciye doğru istatistiksel bakış nasıl olmalıdır dersek, bence bir kaleci kısmen sağlıklı bir şekilde değerlendirilmek isteniyorsa, yediği gollerin yanında oynadığı maçlarda kaleyi bulan şut sayısıyla yediği gol sayısının oranlanması gerekir. Gerçi burada, kalecinin önünde oynayan defans oyuncularının kalitesi, kendi kalesine atılan goller, kontrpiyede kalarak yediği goller, direkten dönen toplar vs. gibi bir çok değişken var, ama bunları sayısal hesaba katmak zor olduğu için göz ardı ediliyor. Bu da saçma bir kaleci değerlendirmesinini ortaya çıkarıyor. Ama dediğim gibi en azından kaleyi bulan şut/yenen gol istatistiği göz önüne alınırsa, bu saçma durumun biraz da olsa önüne geçilecektir.

Sonuç olarak, bunu kalecilere yapanlar, her yeni transfer olan defans ve orta saha oyuncularının oynadığı maç/attığı gol sayısı istatistiğini de vermeye devam ediyorlar. Bakalım bu olay ne zaman düzelecek merakla beklemekteyim. Umarım fazla sürmez...

10 Kasım 2009 Salı

Arsenal 2010 - 2011 Sezonu Formaları

- Pişik yapmasa bari abi..

Hayal Dünyası


Wayne Rooney, Chelsea'ye kaybettikleri için çok kızmış olacak ki "Ulan 12 adamla oynadık , yenemedik" diye söyleniyor maç sonunda.

Değil tabi. O da hocası gibi bir hayal dünyasında yaşıyor. Ona göre hakem Chelsea'nin tarafındaydı Pazar günü. Bu ettiği laf şu an incelemede ve olası bir disiplin cezası getirebilir kendisine.

Öte yandan Darren Fletcher da dün yaptığı açıklamada "Arsene Wenger, hakemleri bana karşı kışkırttı" dedi. Sahada olduğu her maçta 6 ile 10 arası sarı kart görmesi gereken, ancak üzerindeki kırmızı forma sayesinde futbolculuk yapabilen bu arkadaşımız da hayal dünyasında anlaşılan.

Evet, Manchester United cephesinde herkes konuşuyor ama bir allahın kulu çıkıp biz kötü oynadık demiyor. Guardian'ın sitesinde güzel bir anket var bu konuda: "Sizce Alex Ferguson, takımın kötü oyununu örtbas etmek için mi sürekli hakemleri eleştiriyor?". Şu ana kadar %70 evet demiş.

Bugün İngiliz basınında Ferguson, Fletcher ve Rooney'nin ağlamaları, Jonny Evans'ın cinayet teşebbüsünden kat kat daha fazla yer kapladı. Amaç da bu zaten.

Bu konuda tek ses City taraftarlarından çıktı dün. Evans'ın, Bayor'un aldığı cezayı alması için federasyona çağrıda bulundular. Haksız da değiller. Sonucunu bekleyip göreceğiz.

Bu arada hakem rezilliği dün akşam Liverpool maçında da devam etti. Sonumuz hayra çıksın.

9 Kasım 2009 Pazartesi

Evlere Şenlik

Alex Ferguson, bu sene, Premier Lig'in en antipatik adamı ünvanını kimselere bırakmayacak. Gözlerini tüm gerçeklere kapamış, sürekli olarak hakemlere laf söyleyen, mızmırz ihtiyar kişiliği yetmiyormuş gibi, takımı kötü oynadıkça çenesi daha da düşüyor. Kendisini dinlemek gerçekten sabır isteyen bir hal almış durumda.

Dün gece, Martin Taylor, Eduardo'yu biçtiğinden beri gördüğüm en sert ve en kasti faul Jony Evans tarafından Drogba'ya yapıldı. Manchester derbisinde, Man Utd'a 7 dakika uzatma hediye eden Martin Atkinson, bu hareketin ardından gidip kaburgaları sağlam kaldığı için çok şanslı olan Drogba'ya sarı kart gösterdi ve Premier Lig'de bu sene yaşanan hakem rezaletlerine bir yenisini daha ekledi.

Aynı Jonny Evans, düdük çaldıktan sonra topu ayağında tutan Carvalho'ya arkadan kayarak cezasını kesti ve maçtaki 2. kırmızı kartlık hareketini yaptı. Atkinson, önce Carvalho'ya sarıyı gösterdi, sonra ayıp olmasın diye de Evans'a..

Maç sonunda, mikrofonu gören Alex Ferguson ise hakemin Chelsea lehine verdiği frikikten dert yanarak, bu karar için "absolutely ridiculous" fetvasını verdi. Hani adama sormazlar mı Evans diye? Adınız Fergie olunca soramıyorlar işte. Martin Atkinson, 7 dakika uzatmayı gösterirken iyiydi, bu hafta tüm çabasına rağmen yaranamadı paşamıza. Ama kendisine yaranmak kolay değil, City maçının son dakikalarında kıkır kıkır gülüştüğü 4. hakem Alan Wiley'i de 2 hafta sonra Sunderland maçında satmıştı bizim İskoç. Daha önce söyledim, yine söylüyorum: "Çok fena alıştırmışlar seni Fergie".

Hakemler bu sene ligin içine etmeye kararlı. Uçan tekmeler, surata kramponla açılan delikler, deniz topları, su şişeşisine vuranı asanlar, gökten zembille inen uzatmalar, akla hayale sığmayan penaltı kararları... Rezillikten rezillik beğen..

Muayyen Günler

Lyon - Marseille

Salt maç golleri içeren bir post yapmak pek tarzımız değil, ama böyle tarihi bir maçın özetini eklemeden geçemedik. Gerçekten Fransa liginin standartlarını zorlayan bir maç oldu. İyi seyirler...

Siyah Kuşak

Johnny Evans'dan - Yorumsuz

8 Kasım 2009 Pazar

Turnosol

Ligin en oturmuş takımı olan Chelsea, bir nevi turnosol kağıdı gibi. Takımınızı onlara karşı oynatın, şampiyonluk için yeterli olup olmadığınız ortaya çıksın. Liverpool'un testinden olumsuz sonuç çıkmıştı bundan 1 ay önce. O maçtan sonra Liverpool resmen dağıldı.

Sırada Man Utd var. Blogu okuyanlar sezon başından beri Manunun kadrosunun yetersizliğinden bahsettiğimi biliyorlar. Bunun doğal sonucu olarak bugün olası bir United galibiyeti beklemiyorum. Zaten, Manu, Stamford Bridge'de son kazandığından beri 7,5 yıl geçmiş.

Bu sezon United'ın en çok eleştirilen oyuncusu olan Rio Ferdinand, bugün yok. Yerine Johnny Evans forma giyecek. Hafta içi Evans-Vidic savunması CSKA tarafından darmadağın edildi. Bu akşam, hem rakip CSKA değil, hem de maç Old Trafford'ta değil. Drogba ve Anelka karşısında Man Utd savunmasının ne yapacağı, maçın skorunu belirleyecek performans olacak. Vidic'in bu tip maçlarda gördüğü kartlarla takımın başına iş açma potansiyelini de unutmamak gerek.

Sahanın diğer tarafıyla ilgili ise fazla yazacak bir şey bulamıyorum açıkçası. Ronaldo sonrası Man Utd'ın hucüm organizasyonları son derece kısıtlı. Bugün Berbatov oynamazsa, ilerdeki Rooney'e top taşıyacak olan Valencia, Giggs ve Nani'nin kişisel çabaları belirleyici olacak. Yine de oturmuş Chelsea savunmasına karşı zorlanacakları açık.

Alex Ferguson, Ancelotti'ye karşı yaptığı 4 maçın 3'ünü kaybetmiş. Bugün de favori olan taraf İtalyan teknik adam. Man Utd, minumum kayıpla Ocak ayına kapağı atmaya çalışıyor ve bugün kaybetmezlerse bu yolda önemli bir adım atmış olacaklar.

Küçük Takım, Büyük Puan

Dün Wolves karşısında alınan galibiyet, insanlık için küçük olabilir ama Arsenal için büyük bir 3 puandı. Özellikle şampiyonluk yolundaki rakiplerinden en az birinin puan kaybedeceği hafta. Wenger de maçın kazanılmasının öneminin farkındaydı ki, uzun süre sonra ilk defa Song, Denilson ikilisinden birisi olmadan, 6 hucüma dönük oyuncuyla çıktı sahaya. Ramsey'i, Song'un bölgesinde oynatması bana özellikle ilginç geldi. Wenger, uzun vadade Ramsey'den bir Lampard, Gerrard, Barry yaratmak istiyor olabilir. Maalesef, bu dizilişte Ramsey'i sadece 24 dakika izleyebildik, Diaby sakatlanınca Song girip, o bölgeyi devraldı. Geçen hafta Tottenham karşısında 2 mutlak gol kaçıran Eduardo, yine 2 pozisyon harcıyordu ki Wolves defansı yardımcı oluverdi kendisine. Arsenal her maç 3-5 gol atarsa iyi, atamadığı yerde kabak Eduardo'nun başına patlayacak böyle giderse.

Dün akşam aynı anda oynanan maçlardan Tottenham - Sunderland'i izleyesim geldi, sonra da City maçını izlemediğim için pişman oldum. Sunderland dün akşam öyle bir maçı kaybetti ki, sanırım kahrolmuşlardır maçtan sonra. 5-6 tane mutlak pozisyonu, 1 penaltıyı harcayıp, topu Crouch'a doldurmaktan öteye gidemeyen Tottenham'a teslim oldular. Steve Bruce, "Gomes atılmalıydı" dedi, bana sarı kart doğru gibi geldi. Sonuç ne olursa olsun, geçen seneden bugüne en büyük atılımı yapan takım Sunderland ve lige verilecek aradan sonra, 21 Kasım'da, Arsenal'i ağırlıyorlar.

Dün akşam bir başka küçük takımdan, bir başka önemli 3 puanı almak için sahaya çıkan City ise, üstüste 6. beraberliğini alarak, geçen seneden daha iyi takım olmadıkların bir kez daha kanıtlamış oldu. Hughes, Wenger'in Toure'yi neden çok kolay bıraktığını anlıyor sanırım yavaştan. Lescott ile, aynı Gallas'la olduğu gibi, saatli bomba bir defans göbeği oluşturdu bizim Fildişili. Dün akşam Burnley'e bu sezonki ilk deplasman puanını tattırdılar, haftaya da Anfield'a gidiyorlar. Orda da hezimet olursa Hughes için çalan çanlar yavaştan duyulmaya başlar.

7 Kasım 2009 Cumartesi

sportsdirect@stjamespark.com

Beşiktaşlıların kulüp yönetiminden çektiğini anlayacak bir taraftar kitlesi varsa o da Newcastle United taraftarıdır herhalde. Senelerdir inanılmaz kötü yönetilen Newcastle, son 1 senede artık tamamen dibe vurmuş durumda. Takım önce küme düştü, sonra websitesinden verilen ilanlarla satışa çıkarıldı, sezon başladığında hala teknik direktörünün ismi belli değildi.

Sanki rakiplerin, Newcastle taraftarlarıyla dalga geçmesi için yeterli neden yokmuş gibi, kulüp yönetimi, geçtiğimiz günlerde süper bir icraata imza atarak güzelim St. James' Park'ın ismini 'sportsdirect.com@St James' Park Stadium' olarak değiştirdiğini açıkladı. Gelecek sezon başka bir sponsor bulunana kadar da stad bu isimle anılacak.

117 yıllık stadın ismini, email adresine benzer, saçma sapan bir şekle sokan Mike Ashley'e ne desem az herhalde. Daha dün yok pahasına satmaya çalıştığı kulübe alıcı çıkmayınca, tekrar kulübün başında olacağını açıklayan, sonra da stadın isminin başına kendi şirketlerinden birinin ismini monte eden bu çakal arkadaş, Newcastle sokaklarında yürürken zorlanmıyor mu acaba? Hayır bu adamın icraatlarına bakınca Yıldırım Demirören bile masum gözüküyor bana. Hiç olmazsa takımı küme düşürüp, stadın ismini de "milangaz.com.tr@İnönü Stadı" yapmadı adam. Şimdilik tabi..