13 Ağustos 2009 Perşembe

Ne İstiyor Bu Adamlar?

Şimdi size bir teklifim var. Gelip benim için çalışmanızı istiyorum. Gösterdiğiniz performansa bağlı olarak 5 ila 10 sene arası sürecek bir is bu ve karşılığında senelik 1-2 milyon lira maaş alacak, yaptığınız işin bir getirisi olarak Türkiye çapında ünlü olacaksınız. Bu medyatikliğiniz size bir çok ekstra gelir kapısı açacak ve nihayet benimle çalıştığınız süre boyunca kariyerinizi Avrupa'ya taşıma imkanınız olacak. Ancak, göreviniz tamamlandığında yollarımız ayrılacak ve bir daha görüşmemiz mümkün olmayacak. Mutlaka bu tip bir yaşam tarzını istemeyenler olacaktır ancak çoğumuzun böyle bir teklife düşünmeden evet diyeceği aşikar. Peki bu imkanlardan senelerce yararlanan, bizim "sadece maaş pazarlığı masasında profesyonel" olan futbolcularımız Galatasaray'dan daha ne istiyor?

Bu konuyla ilgili tartışmanın tavan yaptığı dönem Alper Tezcan'ın, UEFA madalyasını internette açık arttırmayla sattığı zamana denk geliyor. Kendisi Galatasaray'ı kendisine bakmamakla ve vefasızlıkla suçlamış sonra rahmetli Alpaslan Dikmen'in daha bu konu patlamadan önce yazdıklarını okuyanlar aslında herşeyin göründüğü gibi olmadığını anladılar. Tekrar bu madalya tartışmasını açmak istemiyorum tabi. Beni bu yazıyı yazmaya iten asıl neden 1 hafta içinde Hasan Şaş ve Ümit Karan'ın yaptığı açıklamalar ve Hakan Şükür'ün sürekli yaptığı maksatlı yorumlar.

Ümit, Hasan ve Hakan Şükür örneğine bakarsak. Bu 3 adamın Galatasaray'da uzun ve başarılı kariyerleri oldu. Galatasaray mı onlara daha fazla verdi, yoksa onlar mı kulübe; bu tartışılır ama karşılıklı bir alışveriş olduğu kesin. Yani bu adamlar bedavaya oynamadılar ve kendilerini Anadolu'nun yetenekli gençleriyken alıp Avrupa'nın önemli futbolcuları seviyesine taşıyan da bu kulüp. Bu adamların Galatasaray ellerinden tutmadığında ne hallere düştükleri, Hakan'ın Avrupa macerasına bakarak anlaşılabilir. Bugün, bu üç futbolcunun da ağzından Galatasaray'a müteşekkir olduklarına dair tek bir kelime çıkmıyor. Varsa yoksa kendilerini "adam" eden müesseseyi hayırsızlıkla, vefasızlıkla suçluyorlar.

Bu adamların dertlerinin ne olduğunu anlamaya çalışmadan önce "maaş pazarlığı" sırasında kendilerini sürekli kıyasladıkları Avrupalı meslektaşları ne yapıyor ona bakalım. Endüstriyel futbol, futbolcuları kariyerlerinin sonunda 2 gruba ayırıyor. Bunlardan ilki, kulübünde kalıp, düşük maaş ve yedek kalmayı dert etmeyen son senelerini daha çok bir mentor tadında yaşayıp ve ihtiyaç olduğunda çıkıp takıma yardımcı olan futbolcular. Diğer grup ise daha yüksek maaşla ve daha aktif olarak futbol oynamak isteyen ve kendi ülkelerindeki daha küçük kulüplere ve ya Türkiye gibi ülkelere gidenler. Bu iki grubun dışında bir de kariyerlerinin son gününe kadar üst düzey futbol oynayan Nedved, Giggs gibi adamlar var ki bizim 3 silahşörlerle onları karşılaştırmak istemiyorum. Yani anlayacağınız kapitalizmin gözü kör olsun, belli bir yaşı geçmiş futbolcularına hem yüksek ücret ödeyip, hem de kadro garantisi veren kulüp kalmadı artık Avrupa'da (Milan hariç).

Şimdi bu şartlar altında bizim bu üçlünün durumlarına bakarsak. Ümit ve Hasan'ın geçen seneki halleri ortada. Birisi sahada yerden kalkamayan, sürekli ağlamaklı bir surat ifadesiyle hakemle konuşan garip bir futbolcuya dönüşürken, diğeri koşacak hali kalmamış, çok açık bir şekilde kendine bakmayı yıllar önce bırakmış bir adam görüntüsündeydi. Bu halleriyle takıma herhangi bir yararları olması mümkün olmadığı çok açıktı. Öyle ki takımda kalmaları halinde, Rijkaard'ın bu seneki temposu kendileri için bir hayati tehlike oluşturabilirdi. Fiziksel olarak bitmiş bu adamlar mental olarak da kulübe bir şey vermekten uzaktı. Takımın abisi rolüne soyunup, ekip içinde birlik beraberliği sağlayacaklarına, takım içindeki gruplaşmanın başını çektiler. Yabancılarla olan forma savaşını antreman sahasında değil Hakan Ünsal gibi adamlar aracılığıyla medyada verme yoluna gittiler ve en son Bülent Korkmaz'ı da bu oyuna alet edip kendileriyle birlikte onun da başını yiyene kadar futbol hariç her türlü oyunu oynadılar. Sonra utanmadan çıkıp "Beni kaptan yapmadılar" diye ağlayacak yüzü bile kendilerinde buldular.

Bu adamlar bunları yaptı çünkü Galatasaray'dan başka kendilerinin yüzüne bakacak kurum yok dünya üzerinde. Biliyorlardı ki bu kapıdan dışarı çıktıkları anda hiçbir şeydiler. Futbol oynamayı artık unuttukları için kendileriyle ilgilenen kimse kalmamıştı. Galatasaray gibi hiç bir şey almadan, milyonluk kontratları kendilerine verecek bir kurum olmadığını anladılar. Ya bu kulüpte kalacak ya da futbola ve getirdiği şan, şöhret ve paraya veda edeceklerdi. Galatasaray'da artık deniz bittiği ve kulubün çok değerli bütçesi artık "futbol" oynayan adamlar arasında paylaştırılmaya başladığı için kendilerini geç de olsa kapı önünde buldular. Hasan'ın "Ya Galatasaray ya hiç" ağlaması gerçekten yaratıcı. Bir yandan bu kadar Galatasaray aşkıyla dolu ol diğer yandan da kulübü mahkemeye ver. "Ya Galatasaray ya da bana başka para veren yok" olsa belki daha isabetli olurdu. Ümit kendisine para veren bir kulüp bulmuş gibi gözüküyor. Eskişehirliler alınmasın ama Ümit Karan'in önünü kapatacağı Eskişehirli gençlere yazık.

Hakan konusunu çok açmak istemiyorum. Kendisinin kişiliği hakkındaki ip uçları, ona en bunalımlı dönemlerinde sahip çıkan Fatih Terim ile arasında geçen jip diyaloğu, takım içinde yarattığı 'inanç' temelli gruplaşmalar ve ya kendisini kadroya almayan Ersun Yanal'ın başını yemek için yaptıklarından alınabilir. 37 yaşına kadar giydiği Galatasaray formasını bir kez şükran ile anmayan bu adam, futbol hayatı boyunca yedek kaldığı için ağladı, oyundan alındığı için ağladı, az para aldığı için ağladı, jipini alamadığı için ağladı, kendisine pas atılmadığı için ağladı. Kendisine şans verilecek diye kulüpte ve milli takımda onlarca forvetin önü kesildi; Hakan yine ağladı. Futbolu bıraktı hala Galatasaray hakkında maksatlı yorumlardan bıkmadı. Kendisinin camianın yakasından düşmesi için daha ne yapılmalı bilmiyorum. Dünya üzerinde böyle bir vaka daha olduğunu da zannetmiyorum.

Dikkat edilmesi gereken, futbol harbiden çileli bir oyunken, karın tokluğuna bu kulübe hizmet etmiş adsız kahramanlarımızdan bahsetmediğim. Tabii ki onlara yapılan bir vefasızlık varsa bunu savunacak durumda değilim. Benim sinirlerime dokunan, Galatasaray sayesinde trilyonları götürmüş bu adamların sürekli olarak kulübe laf söylemeleri. Bu adamlar Galatasaray'dan daha ne istiyorlar anlamıyorum. Zamanı geldiğinde adam gibi hakkını helal edip, taraftarın gönlündeki yerini zedelemeden ayrılmak varken bu yapılan yorumlar kendilerine ne kazandırıyor onu da bilmiyorum.

5 yorum:

  1. bravo, duygularima tercuman oldunuz. artik bikkinlik verdi bu adamlarin boyle cikip konusmalari. tamam seviyorduk, tamam cok basarili oldunuz, hizmet ettiniz ama bir yerde bitmeli bu is.

    hatirlamiyorum ergun penbe ya da arif erdem'in bu tarz konustugunu. bakin ve feyz alin onlardan biraz.

    bir de neden sadece bu tarz seyler hep galatasaray'li eski futbolculardan geliyor onu kafam almiyor. tedavi mi lazim bu adamlara bilemiyorum ama bir sekilde cozulmesi lazim bu durumun, verdigi rahatsizlik tarif edilemez seviyeye ulasti.

    YanıtlaSil
  2. Neden diğer takımlarda olmuyor sorusuna şöyle bir yorum getirebilirim. Diğer takımlarda, özellikle de üç büyüklerde, Galatasaray'daki kadar uzun yıllar kadroda kalan oyuncu yok, iyi ya da kötü, faydalı ya da zararlı bir oyuncu döngüsü var. Hatta bununla ilgili güzel bir örnek olarak da, Ali Şen'in yıllar önce Oğuz'u ve Aykut'u takımdan göndermesi verilebilir. O günlerden bu tip şeylerin olabileceğini görmüştür kanımca Ali Şen. Sonuç olarak da diyebiliriz ki, Türk'ler mental açıdan bir yerde uzun süre kalırsa ve buna bağlı olarak rahata alışırsa bu tip durumlar otomatikman, her alanda çıkıyor diyebiliriz.

    YanıtlaSil
  3. Onlar GS'dı fakat egosentrik bakış açıları yüzünden GS'ın da sadece onlardan ibaret olduğunu zannettiler. Ben her şeye rağmen adam gibi jübile yapılarak uğurlanmalarını isterdim ki ağızlarına sakız verilmesin.

    Şu anda kuma yatmış olsalar da bir kaç başarısızlık - hedeften sapma - yaşandığında hemen ortaya çıkacaklarına eminim. Umarım o zaman da şakşakçılarından başka destekçileri olmaz çünkü hiçbir şart altında objektif yorum yetisine sahip olduklarını düşünmüyorum.

    YanıtlaSil
  4. Bir de bunlar galatasaraya altın çağını yaşatıp, galatasarayla altın çağını yaşayan oyuncular. sanırım bunun da kendilerine getirdiği extra özellikler aşırı özgüven ve hayallerde yaşamak oldu biraz. keşke bu hikaye daha iyi bitseydi.

    YanıtlaSil
  5. Ümit Karan yanlış anlaşıldı. O röpörtajında Galatasaray'a teşekkür etti. Benim için Elano ve El Saka aynı derken de klübüne ve futbola gösterdiği saygı çerçevesinde konuştu, takım arkadaşım kim olursa olsun benim için fark etmez anlamında.
    Hasan Şaş ve Hakan Ünsal beni çoook şaşırttılar.
    Hakan Şükür onlardan daha az da olsa rencide ediyor.

    YanıtlaSil