31 Ağustos 2009 Pazartesi

Futbolcu Motivasyonları ve Profesyonellik -3

Yazı dizisinin (yazı dizisi hala çok ciddi duruyor, ama idare edin artık) ilk ikisinde futbolcuların hakemlere itirazından, birbirleriyle saha içi kavgalarından ve profesyonellikle ilişkisinden bahsetmiştim. Son bölümde de oyuncuların antrenörleriyle kavgaları ve profesyonelliğe sığmayan konuşmalarından bahsedeceğim.
Şu sahneyle çok karşılaşmışızdır; yıldız adayı ya da yıldız olan bir oyuncu, antrenörünün kendisine yaklaşımından memnun değilse, basının karşısına çıkar ve “ilk 11’de sürekli yer almak istiyorum”, “beni yanlış yerde oynatıyor, ben forvet oynamak istiyorum”, “x ağabeyi haklı buluyorum, bence ilk 11’de sürekli oynaması lazım", "hocamız yanlış taktik tercihi yapıyor", “takımımı sevsem de profesyonel bir futbolcu olarak, kariyerimi düşünmeliyim” gibi sözler sarfeder ve sonucunda aslında hiç de profesyonel bir oyuncu olmadığını göstermiş olur. Bu tip sözleri, maçta oyundan çıkarken formayı yere atma, tepkisini gösteren çeşitli hareketler yapma gibi eylemler takip eder. Sonunda takımı, antrenörü ve taraftarları için çekilmez bir hal alan bu oyuncu ya olaylı bir şekilde takımdan ayrılır, ya kulüp verdiği paralara ya da kazanacağı paralara kıyamadığı için antrenörünü kovar. Buraya kadar olan tablo çoğunlukla ülkemizde ortaya çıkmakta. Avrupa’da ise biraz daha modern olarak basın toplantılarında iğneli sözcüklerle üstü kapalı mesajlar iletilmeye çalışılır ya da oyuncu çıkar açık açık "ben gitmek istiyorum", der. Ve çözümü de basit olur, oyuncu satılır.
Belirli bir seviyenin üzerindeki oyuncular, altyapılarda edindikleri yanlış mental edinimler doğrultusunda, kendilerinden daha bilgili olmadıklarını düşündükleri antrenörlere saygı duymazlar. Bu durum yukarıda bahsettiğim sorunların bir numaralı tetikleyicisidir. İkinci olarak, özellikle Türkiye’de, rotasyon mantalitesine alışkın olmayan oyuncular, yedek kalmayı, kadroya girememeyi yanlış yönde algılalarlar ve tepki verme ihtiyacı hissederler. Antrenör de bu tip durumlarda, yönetimin de yönlendirmesiyle, kendi felsefesinden ödün vererek oyuncunun gönlünü hoş tutmaya çalışır. Yoksa işinden olur. Altyapılardan itibaren sürekli yıldız muamelesi gören, el üstünde tutulan, fazla büyütülen ya da takım oyunu içinde bir anda parlayan oyuncularda daha çok görülen bu durumun bence en büyük sorumluları, donanımsız yöneticiler ve yetersiz antrenörlerdir. Teknik olarak zaten basma kalıp yetiştirilen oyuncu, mental olarak da antrenöründen bir eğitim alamayınca çok erken yaşlarda kendini olduğundan üstün görüp yanlış motive olur. Daha doğrusu yanlış alışkanlıklar kazanır. Önceki iki yazıda da sorunların temelinde, doğal olarak, hep altyapı olduğunu belirtmiştim. Buradaki en önemli aktör de maalesef yine yetersiz altyapı antrenörlerdir. Başarının en son hedef olması gereken altyapılarda, başarı endeksli, yeniliklere ayak uyduramayan rant sahibi yöneticiler ve antrenörler bu tip başarısızlıklarda asla göz önüne gelmezler, göz önüne gelmemeleri bir yana sorunun kaynağı olarak da asla görülmezler. Gerçi burada Türkiye’ye has gruplaşmaların, siyasi ilişkilerin ve çıkar ilişkilerinin de payı çok büyük. Ama bunların da istenirse önüne geçilebilir.
Çözüm konusuna geldiğimizde, biraz da iş A takım antrenörlerine düşüyor. Tabi burada da bu adamların yönetimlerin üstünde olmasını sağlayacak bir kariyere ve bilgi birikime sahip olmaları gerekiyor. Özellikle de Rijkaard’ın gelmesiyle bu yönde adımlar atıldığını düşünüyorum. Zaten Rijkaard’ın altyapı hamlesi de bunun en büyük göstergesi. Bu arada, bu örneği sırf Galatasaray tabanlı almamak lazım. Sonuçta bu, Türk futbolu için bir emsal teşkil edebilir ve bazı kişiler uyanıp sorunların kökenine inebilirler ve biz de çok daha güzel, boş konuşmaların olmadığı bir futbol izler ve tuttuğumuz takımlara büyük katkıları olan oyuncuları saygıyla anarız...
Not: Fotoğraflar tamamen örnek teşkil etmesi amacıyla konulmuştur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder