25 Ağustos 2009 Salı

3 Ayda 10 Yıl Yaşlanmak

Galatasaray'ın bu sene oynadığı ilk 7-8 maç sonrası, herkes Arda'nın gösterdiği gelişimden bahsediyor. Arda'nın bir anda çok efektif bir futbol oynamaya başlamasının sebebi gerçekten 3 ayda kendisini çok geliştirmiş olması mı, yoksa bunun altında yatan başka sebepler mi var.

Kendi çapımda olayı incelemek istedim.

Taktik
Geçen sene Galatasaray'ın sahaya dizilişi aşağıdaki gibiydi. Topla hiç bir şekilde dikine oynamayı düşünmeyen 3 ön libero ile 3 hücum oyuncusu arasındaki tek bağlantı Arda'ydı. Bu noktada kendisine yardımcı olması gereken adamlardan Kewell sakatlıklarla boğuşurken, Lincoln ise.. Lincoln'dü işte. Bu koşullar altında ön liberolardan aldığı topu Baroş'a ulaştırmaya çalışan Arda'nın 4-5 adam eksiltip, yaklaşırsa Ayhan ve ya Barış ile bir kaç pas yapıp, nihayetinde de son pası isabetli atması gerekiyordu. Bunu yapamadığı zaman da 'ayağında çok top tutmakla' eleştiriliyordu.

Bu sene yaşanan değişimi herhalde uzun uzun yazmama gerek yok. Dikine pas atamayan ön liberoların yerine topla çıkan stoperler var artık. Takımın iki ucu arasındaki mesafe iyice kısalmış durumda. Oyuncuların birbirine yakınlaşması, Ayhan, Barış, Mustafa ve Mehmet Topal gibi pas kabiliyetleri sınırlı adamların daha etkili olmasını sağlıyor. Bu bloksal yakınlaşmadan en çok faydalanan adam da Arda tabi ki. Artık topu ayağına aldığında 5 adama çalım atmak zorunda değil. Sürekli kendisine yakın oynayan birileri mevcut. Üstüne üstlük Galatasaray soldan hücum etmeye mahkum değil bu sezon, Keita gibi üzerindeki yükü alacak başka bir adam var artık. Takımın göbeğine Elano'nun yerleşmesiyle birlikte 3 kanaldan da rakip kaleye akan bir takım ortaya çıkacak ve bu yeni takımda Arda'nın omuzlarındaki yük iyice hafiflemiş olacak. Rakip savunmayla tek başına boğuşmak zorunda olmayan bir Arda'nın neler yapabildiğini bu sezon şu ana kadar gördük. Daha da fazlasını göreceğiz.

Kadro
Taktiksel açıdan Arda'nın üzerinden kalkan yük tabii ki derinleşen kadronun da bir sonucu. A takıma çıktığından beri ilk defa Arda'nın yedek oturabilme lüksü var. Son 3 sezonda ligde, kupada, avrupada, karda, çamurda, dağda, taşta tüm maçlarda kadroya yazılan ilk adam olan Arda, nihayet bu sezon dinledirilerek kullanılabilecek. Sağ ve sol açık rotasyonunda görev bekleyen 5 tane adamın olması bu açından çok yararlı olacak. Diri bir Arda, hem sahada daha etkili olacak, hem de sakatlıklardan korunmuş olacak.

Liderlik
Arda'nın Galatasaray'a kaptan yapılması kararının altında yatan nedenin devrimsel olduğuna inanıyorum açıkçası. Bu karar, Hakan Şükür'ün Galatasaray'a adım attığı gün temellerini attığı ve yıllarca takım içi dengelerin altını oymak için kullandığı "hizipçilik" geleneğine vurulmuş bir darbedir. Yönetim bu hastalığın kökünü kazımakta kararlı olduğunu, Ümit ve Hasan gibi bu geleneğin son bayraktarlarını takımdan göndererek zaten göstermişti. Galatasaray'da yeni başlayacak "birlik, beraberlik" geleneğinin liderliğini de Arda yapacaktı.

Arda'nın içinde yetiştiği "hizipçilik" geleneğinden ne kadar etkilendiği önemli bir soru işaretiydi benim için. Çünkü bu gelenek, içinde yetişen Emre Belözoğlu gibi adamların kişiliklerinde derin yaralar açmış, çok ciddi bir sorundu. 2000-2002 arası, türk futbolundaki bir takım başarılarda katkıda bulunmuş ancak kişilik yönünden zayıf bir grup oyuncu, bu dönemde kazandıkları etkiyi; takım içi entrikalara, yabancı karşıtı politikalara ve ahpap çavuş ilişkilerine çevirme yoluna gittiler. Bu "hizipçi" akımın yarattığı yıkımın boyutları, Fatih Terim'in ikinci dönemindeki Galatasaray'a ve Ersun Yanal dönemindeki Milli Takıma bakarak rahatça anlaşılabilir.

Galatasaray'da şu anda yüzlerin gülmesi ve tüm futbolcuların, takımdaki atmosferin çok iyi olduğunu belirtiyor olması beni umutlandıran bir gelişme. Arda, bu "hizip" geleneğini kendine örnek almak yerine, bu dönemin getirdiği yıkımlardan ders almış gibi görünüyor. Kaptan olarak omuzlarındaki sorumluluk da bunu gerektiriyor zaten. Galatasaray'daki 8 yabancı, tecrübeli türk oyuncular ve gençler arasındaki bağın kurulmasında, takım kaptanının en az Rijkaard kadar önemli bir rolü var. Bence bu birlik beraberliğin korunması, takımın sahada ne yaptığından daha önemli bir faktör olacak Galatasaray'ın önümüzdeki günlerde neler başaracağında.

Ümit ve Hasan'ın gönderilmesine ek olarak Lincoln gibi sorun jenaratörü bir adamı da silip atan yönetim, Arda'ya bu yeni takımın liderliği görevini düşünmeden verdi ve şu anda Arda'nın elinde başarıdan başarıya koşturabileceği bir ekip var. Bu takımı bir arada tutabilen bir kaptan, Galatasaray'ın bayrak adamı olur ve taraftar için bir efsaneye dönüşür. Arda da bu fırsatın farkında ve bu sene ekstra bir iştahla oynuyor.

Kişisel Gelişim
Geçen sene bir ara Arda'nın kanatta oynamayı tercih ettiğini ve göbekte oynamaktan hoşlanmadığını söylediği bir röportaj okumuştum. Bu Arda'nın kendine olan güveninde bir sarsılma olduğunun göstergesiydi. Bu sene Rijkaard yönetimindeki Arda ise sahanın hemen hemen her yerinde oynayabilen bir oyuncu izlenimi veriyor. Oyun görüşünde gözle görülür bir gelişim var ve orta sahanın ortasında ve sağ kanatta oynadığı zaman geçen senenin çok üzerinde performans veriyor. Bu birazda üstündeki yükün azalmasıyla ilgili olsa da Arda, sahanın her yerinde oynaması gerektiğinin farkına varmış durumda ve bunun üzerinde çalışıyor gibi.

Bu noktada üzerinde çalışması gereken nokta ise şutları sanırım. Her büyük orta saha oyuncusunun olmazsa olmazı şut yeteneğidir bence. Özellikle göbekte oynadığı maçlarda bir çok şut pozisyonu geçiyor Arda'nın eline. Bunları nasıl değerlendirdiği skora olan katkısını direk etkilemekte. Buna ek olarak, artık hucümun tüm yükü üzerinden kalktığı için, savunma görevlerine de biraz daha özen göstermesi gerektiğini söyleyebilirim.

Psikolojik
Liderlik başlığı altında bahsettiğim, yeni Galatasaray takımının kaptanı görevi, Arda'yı 3 ayda 10 sene olgunlaştırmış gibi görünüyor. Artık hareketlerinin takımın geri kalanına örnek teşkil etmesi gerektiğinin farkında bir Arda izliyoruz. Gerçi henüz Galatasaray baskı altında bir maç oynamadı. Mesela geçen seneki olaylı Fenerbahçe maçında Arda başrolü oynayanlardan biriydi ve o günkü hareketleriyle kendisinden çok şey bekleyenleri biraz hayal kırıklığına uğratmıştı. Kendi kendime "Yeni Emre geliyor" dediğimi hatırlıyorum. Bu seneki Arda'nın baskı altında da örnek davranış modeli çizip çizemeyeceği, Arda'nın ileride neler başarabileceğinin bir göstergesi olacak.

Bu noktada önünde hem iyi hem kötü örnekler olması Arda için avantaj. Lincoln gibi, yetenekli ancak kişiliksiz bir adamla beraber oynadı 1 sene. Yine aynı dönemde Kewell gibi her adımıyla gençlere örnek teşkil eden bir adam da takımdaydı. Bu adamlardan hangisinin yolunda ilerleyeceğini kendisi seçecek bana göre. Bu seçim kolay gibi gözükmesin. Mesela Emre'nin önünde de Hagi örneği vardı ama o Hakan'ın izinden gitmeyi tercih edip kariyerini çöpe attı. Kewell gibi bir profesyonel olmak kolay bir iş değil. Sadece istemekle olacak bir şey de değil. Bunu başarmak çok sağlam bir karakter gerektirmekte ve karakter dediğimiz şey çok erken yaşlarda kazanılan bir olgu. Alınan aile görgüsünden başlayıp, görülen eğitim ve yaşanılan çevrenin de karakter gelişiminde etkisi var. Arda, genç yaşının etkisiyle geçen seneki Fenerbahçe maçı gibi hatalar yapmış olabilir ancak dediğimiz sağlam karaktere sahipse bu olaylardan gerekli dersleri çıkaracaktır. 1,5 ay içinde Kadıköy'e Galatasaray kaptanı olarak çıktığında göreceğiz Arda'nın kişilik olarak ne kadar geliştiğini.

Sonuç olarak bu senenin Arda için bir fırsat senesi olduğunu söyleyebiliriz. Kaptanı olduğu geminin Türkiye ve Avrupa'da nerelere gideceği kendi kariyerini de direk etkileyecek. Arda'nın bu yolda başarılı olması için her türlü imkan sağlanmış durumda. Hastalıklı bireylerden arındırılmış kaliteli oyuncularla dolu bir kadro, dünya çapında bir teknik ekip, kendisine güvenen bir yönetim ve ona inanan taraftar..

3 yorum:

  1. Güzel bir değerlendirme yazısı olmuş. Ellerine sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Zevkle okudum. Arda'nın Euro 2008'deki performansı unutulmasın. İsviçre ve Çek Cumhuriyeti maçlarında tek başına pes etmeye başlayan takımı ateşlemişti. Hırvatistan maçında ise gördüğü saçma sapan sarı kart moralini bozmuş, belki de yarı finalde oynayamayacağını bilmenin yarattığı sıkıntıyla çok etkili olamamıştı.

    Bence başaracak. Herşeyden önce akıllı bir çocuk.

    YanıtlaSil
  3. öncelikle hasan ümit ve hele hele hakan gibi bu takıma büyük emeği geçmiş futbolculara bu kadar yüklenlenmek ne kadar doğru tartışılır ciddi şekilde! teknik açıdan doğru tespitler var.ancak bizi henüz başarıya ulaştıramamış arda turan ı bu kadar yüceltmek ne kadar olumlu etki yaratır üzerinde.bekleyelim görelim.bizi bu şekilde de mutlu ettiğini de bilsin yeter..sonuna kadar aslanız

    YanıtlaSil