25 Haziran 2014 Çarşamba

Bu Sefer Bahanem Var


Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avustralya'da yaşıyordum. Çok kısa süre içerisinde Londra'ya taşınıyorum. Dünyanın bir ucundan diğer ucuna taşınma işi de haliyle bütün boş zamanımı alıyor, bloga yazacak zamanı bıraktım, Dünya Kupası'nı bile doğru düzgün izleyemiyorum. Ağustos ortasına kadar tatildeyim, o yüzden tekrar bir şeyler karalayacak vaktim olabilir. Ama, Premier Lig'in başlamasıyla beraber tekrar düzenli yazmaya başlarım. Hem bu sefer olayın merkezinde olacağım, daha yakından takip etme fırsatım da olacak. Hele bir de 2 senedir beklediğim Arsenal kombine sırası denk gelirse, o zaman çok daha şekilli olur.

Sabrınız için teşekkür ederim.

14 Nisan 2014 Pazartesi

Mucizeye 4 Kala



Liverpool 3 - 2 Man City

Gerçekten o yıl, bu yıl mı acaba? Liverpool'un 24 yıllık bekleyişi sona mı eriyor? Hem de ilk 4 için bile favori başlamadıkları bir sezonda?

Son yıllarda Arsenal'in düştüğü haller futboldan aldığım zevki azaltmış yemin ediyorum. Ligin diğer takımlarını tarafsız bir gözle izlemek hoşuma gitse de, City ve Chelsea gibi sonradan görme dandik kulüplerin başarılı olduğu sezonlardan yeterince zevk aldığımı söyleyemem. Arsene Wenger sağ olsun, Arsenal taraftarı lig yarışına ortak olmak ne demek çoktan unuttu. Neyse ki Wenger'in 10 senedir beceremediği şey olan, zengin kulüplere kafa tutma işini Brendan Rodgers daha ikinci sezonunda başardı da, bu sene çok heyecanlı bir lig izliyoruz.

Dünkü maç, son 5-6 yıldır izlediğim en iyi lig maçıydı desem yeridir. İki takımın form durumu, oynadıkları hücum futbolu ve ligdeki pozisyonları, Anfield'da Hillsborough faciasının 25. yıl dönümünün getirdiği duygusallıkla katlanan atmosfer ve Liverpool'un 24 senelik hasrete son verdirme ihtimalinin getirdiği ekstra heyecan, ortaya bambaşka bir maç çıkardı. Öyle ki, bir Arsenal taraftarı olan ben bile heyecandan yerimde oturamaz haldeydim, Liverpool taraftarlarının ömürlerinden birkaç sene eksilmiştir sanırım.

Dün sahaya çıkan on birlerde çok büyük bir süpriz yoktu. Rodgers, orta sahada elmas dizilişli bir 4-4-2 ve Pellegrini de beklenen 4-2-3-1'i ile sahaya çıktı. Liverpool'da, hafif sakatlığı olan Agger yerine Sakho stoperde başladı. Bu sezon kritik maçlarda görev alan Joe Allen, bu sefer kulübedeydi. City cephesinde de, sakalıktan dönen Aguero, kendine ancak kulübede yer bulabildi.

Bu sene bütün büyük maçlarda Rodgers'ın rakibi şaşırtmak için ufak değişiklikler yaptığını gördük. Dün de Coutinho'nun göbeğe yakın başlaması ve Sterling'in forvet arkası pozisyonuna geçmesi, bu amaçla yapılan bir hamleydi. Rodgers, City defansının göbeğini gözüne kestirmişti ve buradaki ana hedefi sanırım ağır bir oyuncu olan Demichelis idi. Bu taktik işe yaradı ama City savunmasında çöken isim 3 golde de hatalı olan Kompany oldu.

Dün sahaya çıkan iki takıma baktığımızda, bol gol bulan ve hücum futbolu oynamayı seven iki takım görüyoruz ama Pellegrini ve Rodgers'ın oyun anlayışları aslında bayağı bir farklı. Liverpool, tempoyu maksimuma dayayıp rakibi fiziksel olarak çökertmeye dayalı bir futbol oynuyor. Takımdaki 10 oyuncu da, 90 dakika boyunca yüksek hatta pres yapıyorlar ve kapılan toplar süratle ilerideki vurucu time ulaştırılıyor. Özellikle kendi sahasında Liverpool'un temposuna dayanabilecek çok fazla takım yok ki, bunu Arsenal, Tottenham ve Everton maçlarında da açıkça görmüştük. Manchester City'e baktığımız zaman, topu kontrol edip sabırla kullanmayı seven bir takım görüyoruz. Pellegrini, topa sahip olup oyunu rakip sahaya yıktıktan sonra, ileri uçtaki kalitesini kullanarak sonuca gitmeye dayalı bir futbol oynatıyor. City, Liverpool gibi deliler gibi pres yapıp, tempoyu yükseltip rakibi yarım saatte çökertmeye çalışmak yerine, oyunu 90 dakikaya yayıp, sabırla sonuca gitmeye çalışıyor. Bu yüzdendir ki, sadece ilk yarılardaki sonuçlara baktığımızda lig lideri Liverpool iken, sadece ikinci yarılara baktığınızda lig liderinin City olduğunu görüyoruz.

Dünkü maçta bu iki oyun anlayışının sahaya çok bariz bir şekilde yansıdığını gördük. Liverpool, her zaman olduğu gibi maça çok süratli başladı ve ilk 20 dakika içerisinde üstüste pozisyonlar buldu. Rodgers, elmas orta saha ve kanat oyuncusu olmadan çıktığı maçta bütün hücumunu göbeğe odakladı ve bu noktada Sterling hamlesinin de meyvesini hemen yedi. Liverpool'un 2 forveti ve arkalarında oynayan Sterling-Coutinho-Henderson üçlüsünün adeta kaotik koşu ve bindirmeleri, City'i bu bölgede oldukça çaresiz bıraktı. Klasik DM'den daha çok 'box to box' oynamayı seven iki oyuncu olan Fernandinho ve Toure ile göbeği kapatmaya çalışan City, savunmasını oturtmakta çok zorlandı. Normal şartlarda, bu ikili defansif anlamda sağlam olabilir ancak geri dörtlünün Suarez-Sturridge ikilisi tarafından esir alındığı bir ortamda kendilerini, Liverpool'un orta dörtlüsü karşısında az adamla yakalanmış olarak buldular. Yaya Toure'nin geçirdiği sakatlık, City hücumu açısından bir dezavantaj olsa da, daha defansif bir oyuncu olan Martinez'in oyuna girmesi, Liverpool'un durdurulması için Pellegrini için bir şans oldu. Onun girişinden 1 dakika sonra kornerden yenilen gol, City açısından talihsiz olsa da, o noktadan sonra City'nin savunmadaki panik halinden çıkıp oyunu dengeye getirdiğini gördük. Rodgers'ın rakibi göbekten delme planı oyunu daralttı ve City beklerinin stoperlere yardıma rahatlıkla gelmesine neden oldu. Bu da, Suarez ve Sturridge'in çok etkisini bayağı bir azalttı. Ancak bu ikili skor üretemese de, yaptıkları koşularla Sterling ve Coutinho'ya boş alan yaratmada etkili oldular. İlk 45 dakikanın sonuna doğru, City'nin toparlandığının emareleri görülmeye başlandı. Silva daha fazla topla oynuyor ve oyun yavaş yavaş Liverpool'un sahasına taşınıyordu ancak City henüz pozisyon üretmeye başlayamamıştı. İçeri devrilerek oynamayı seven Nasri, kalabalık Liverpool göbeğinde kayboldu ve klasik bir kanat oyuncusu olan Navas da, Zabeleta'dan gelmeyen yardım ve Flanagan'ın disiplinli oyunu sayesinde istediği boşlukları bulamadı.

İkinci yarının başlamasıyla beraber, topa tamamen hakim olan bir City izlemeye başladık. Bunda, Rodgers'ın daha kapalı oynayıp kontra atakla gol aramak istemesinin de etkisi vardı. Liverpool'un, maksimum tempoda 90 dakika oynaması mümkün değildi ve kontra-atak futbolu denemek çok da mantıksız değildi. Ancak bu noktada beklenmeyen bir şey oldu ve Navas-Milner değişikliği, City'nin işlemeyen hücumunu bir anda işler hale getiriverdi. Milner, oyuna girer girmez, aynı Nasri gibi göbeğe ve Silva'ya yaklaşarak oynamaya başladı ve İspanyol oyuncunun maestroluğunda City hücumu bir anda şaha kalktı. Aynı, maçın başındaki City gibi, Liverpool'un da klasik bir DM'i yoktu ve Dzeko-Nasri-Milner-Silva arasındaki üçgen ve dörtgen organizasyonlar, bu bölgede Gerrard'ın çok zorlanmasına neden oldu. Bu noktada, ben Rodgers'ın Lucas'ı oyuna alarak buraya takviye yapmasını bekliyordum ancak daha o hamle gelmeden City'nin golleri geldi. Maçı 2-2'ye geldiğinde, bütün momentum City'nin eline geçmişti ve ilk yarıda fiziksel olarak her şeyini verip maçın sonunda yorulan Liverpool için iç acıcı bir tablo yoktu. Pellegrini'nin, bu noktada 3. gol için Aguero'yu oyuna sokması mantıklı gibi gözükse de, bana göre Dzeko'yu oyundan çıkarması çok büyük bir hataydı. Yukarıda bahsettiğim üçgen ve dörtgen organizasyonlarının en kritik ayağı, ceza sahası içerisindeki pivot Dzeko idi ve onun buradaki yokluğu Liverpool savunmasını bir anda rahatlattı. Üstelik, City'nin son dakikalardaki ortaları yollayacağı bir target man'i de kalmamıştı. Formda bir Aguero'nun kalitesi tartışılmaz ancak geriye yaslanmış bir rakibe karşı, defansın arkasına yaptığı koşularla etkili olan bir golcüden ne bekleniyordu anlamış değilim. Pellegrini, Aguero'yu illa oyuna almak istiyorsa, oyundan çıkan isim Nasri olmalıydı. Bu sayede Dzeko'nun pivot oyunundan o yararlanabilirdi. Bana göre, Pellegrini'nin bu hatası, baskı altında dağılacak gibi duran Liverpool'a bir can simidi gibi yetişti.

Liverpool'un attığı 3. golün organize bir hücumdan geldiğini söylemek zor. Ancak şampiyon olacaksanız, şansınızın da biraz yaver gitmesi gerekiyor sanırım. İngiliz basınının, son 2 senedir yaptığı akıl almaz hataları görmezden gelip yerlere göklere sığdıramadığı Kompany, dün yaptığı hatayla belki Liverpool'a şampiyonluğu hediye eden isim oldu. İlk golde, Sterling'in yaptığı koşuya müdahele edemeyen, ikinci golde Skrtel'e kafayı vurduran ve üçüncü golde de asisti yapan Kompany'e Liverpool taraftarı ne kadar teşekkür etse azdır.

Liverpool taraftarının şampiyonluk lafını etmeye korktuğunu biliyorum. Ancak dünkü maçtan sonra Liverpool, tartışmasız şampiyonluğun en büyük adayı haline geldi. Önümüzdeki hafta Norwich maçını kazanmaları halinde, kendi sahalarında Chelsea maçına bir final gibi çıkacaklar. Çünkü son 2 maçları düşme korkusu kalmayan Palace ve Newcastle karşısındaki, nispeten daha kolay karşılaşmalar. Son 4 haftadan çıkan sonuç ne olursa olsun, Brendan Rodgers'ı ve takımını ne kadar tebrik etsek azdır. Arsene Wenger, 10 senedir zengin kulüp dominasyonunu yıkmaya çalışıyor ama şampiyonluğun yakınına bile gelebilmiş değil. Wenger sonrası dönemden korkan Arsenal taraftarı, Liverpool ve Atletico Madrid örneklerine bakarak doğru oyuncu, taktik ve motivasyonla zengin kulüplere kafa tutulabilmenin münkün olduğunu görmeli. Bu sezon tutunacak son dalı olan FA Cup'ta, ikinci lig takımına karşı oynayan Arsenal'in ortaya koyduğu mücadeleye bir bakın, sonra da ligin en iyi kadrosuna karşı oynayan Liverpool'u izleyin. Sonra, Arsenal yönetiminin Wenger'in önüne kontratı çoktan koyduğunu hatırlayıp ağlayın. 

7 Nisan 2014 Pazartesi

Kazadır Kaza

9 Şubat 2014'ten bir alıntı yapayım;
Man Utd - EPLLiverpool - FA CupBayern - CLSunderland - EPLStoke (d) - EPLSwansea - EPLBayern (d) - CLTottenham (d) - EPLChelsea (d) - EPLCity - EPLEverton (d) - EPL
Yukarıdaki maçların sadece 3 tanesi, Arsenal'in kendi oyununu rakibe kabul ettireceği mücadelelere sahne olacak. Geri kalan 8 maçı kazanmak için Wenger'in cebinden B,C,D,E,F planlarını çıkarması gerekecek. 10 senedir bu takımı izleyen bendeniz, Wenger'in cebinde hiçbir şey olmadığından eminim. O yüzden, bu 11 maçtan sonra, Arsenal hala ilk 4'te ise, ben büyük bir oh çekeceğim. Bana ister karamsar diyin, ister felaket tellalı. 
Arsenal hala ilk 4'te ama ben büyük bir oh çekemiyorum. Everton, eksik maçını kazandığı takdirde ligin bitimine 5 maç kala 2 puan öne geçmiş olacak. Everton'ın, geri kalan maçları Arsenal'e göre daha zor. Bu yüzden Arsenal hala 4.'lüğün favorisi olabilir ancak 8 Şubat'ta lig lideri olan Arsenal'in işi bu raddeye getirmiş olması bile rezalet.

Eğer takımın başındaki adam, her yediği farktan sonra "Kaza oldu", "Bu maç bizim kalitemizin göstergesi değil" diye sayıklıyorsa ve bu maçlara aynı taktik ve aynı on birlerle çıkmakta ısrar ediyorsa başınıza bunların gelmesi kaçınılmaz oluyor. Ben 9 Şubat'taki yazıyı yazmadan önce müneccim boku mu yemiştim? Yoksa futboldan inanılmaz anladığım için mi Arsenal'in çöküşünü tahmin edebildim? Yoksa, Wenger aynı şeyleri tekrar tekrar deneyip farklı sonuçlar bekleyen birisi olduğundan, Arsenal'in bu hale gelişi kimse için süpriz olmadı mı?

Maçla ilgili hiçbir şey yazasım yok. Taktik analiz isteyenler açıp Liverpool, Man City ve Chelsea maç yazılarına bakabilir.

4 Nisan 2014 Cuma

Oligarşik Danışman


Arsenal, ligde ve Avrupa'da aradığını bulamadığı her senenin sonuna doğru, kulüp yönetiminin refleksi aynı oluyor ki, bu da kulübe yakın gazetecilere, önümüzdeki sezonun transfer bütçesiyle ilgili haberler yaptırmak. Telegraph ve Guardian, bu haberlerin servis edildiği klasik gazeteler. Geçen gün, Telegraph'tan Jeremy Wilson, "Kroenke, Wenger'e transferler konusunda güvence verdi" diye yazdı; bugün de Guardian, Wenger'e verilecek £100m'luk bütçeden bahsediyor. Bu haberlerin amacı tabii ki taraftarın ateşini düşürmek ve kombine yenileme döneminde umut tacirliği yapmaktan başka bir şey değil. Arsenal'in, bir 5 senedir bankada yatan bir kamyon dolusu parası var ve yönetim bunun transfer için hazır olduğunu 100 kere açıkladı. Herkesin kafasındaki asıl soru Wenger, bu parayı harcar mı, harcarsa doğru mu harcar meselesiyle ilgili. 

David Dein'in ayrılışından beri, Wenger'in, kulübün futbolla ilgili kararlarını alan tek adamı olduğunu ve bu yüzden çok zorlandığını burada onlarca kez yazdık. Arsenal'in bankada parası var. Ama Wenger'in son 7 senedir transfer piyasasında yapabildiği tek şey, ucuz etten yahni yapmaya çalışmak. Bu dönemin tek büyük transferi, Mesut'un bile hangi şartlar altında gerçekleştiğini biliyoruz. Bale'i alan Real, transferin son haftasında Mesut'u gözden çıkarmasa, o transfer de gerçekleşmeyecekti. 

Arsenal'in transferdeki sıkıntılarının para kaynaklı değil, yönetim boşluğundan dolayı olduğunu bilen birçok Arsenal taraftarı, uzun süredir kulüp yönetimini basiretsizlik ve becerisizlikle suçluyordu. Zaten Arsenal gibi milyar dolarlık bir markanın, bütün futbol yönetimini tek bir adamın eline vermiş olması ve Wenger'in dediğinin tanrı buyruğuymuş gibi gibi değişmez olmasının zararlarının hepimiz farkındayız. Şu an Arsenal yönetim kademelerinde, futboldan anlayan ve Arsene Wenger'in aldığı kararları değiştirme yetkisine sahip olan hiç kimse yok. David Dein, Danny Fizsman gibi kurt yöneticileri geçtim, "Hocam parayı dert etme sen verelim Van Persie'ye istediği kontratı" diyecek basirette adam bile yok ortada. 

Bu yönetim basiretsizliğinin doldurulması için Arsenal içerisindeki taraftar grupları uzun süredir yönetime çağrı yapıyorlardı. Arsenal yönetimine katılması için öne sürülen isimler, Manchester City'nin rezerv kadrosunu ve futbolcu gelişimini yöneten Patrick Viera ve Ajax'da teknik direktör yardımcılığı yapan Dennis Bergkamp'tı. Arsenal yönetimi, bu çağrıları sonunda dikkate aldı ve kulüp yönetimine bir Stratejik Futbol Danışmanı atamayı kararlarştırdı. Ancak bu pozisyona getirilecek isim konusunda taraftarının isteklerini görmezden gelerek yine Wenger'in istediğini yapma yoluna gitti ve Pascal Cygan ismi üzerinde karar kıldı. 

Pascal Cygan ismi henüz resmiyet kazanmasa da, kulübe yakın kaynaklar bu atamayı doğruluyor. Cygan için açılan pozisyonunun görevleri, Wenger'e futbol, transfer ve tesislerle ilgili konularda danışmanlık yapmak olacak. Kulüpte, bu konularda söz söyleyebilecek ikinci bir ismin olması tabii ki olumlu bir gelişme ancak insanın aklına ister istemez Wenger'in kendi seçtiği danışmanın, istenilen taze kan olup olamayacağı sorusu geliyor. Pascal Cygan, Wenger'e ihtiyacı olan vizyonu kazandıracak, gerektiğinde ona muhalefet edecek ve Wenger bıraktığında yeni teknik direktörün seçiminde rol oynayacak kapasiteye, bilgiye ve tecrübeye sahip midir tartışılır. Eğer Cygan'ın göreve gelme sebebi, sadece Wenger ile iyi anlaşacak olmasıysa, bu atamadan herhangi bir hayır gelmesini bekleyemeyiz. 

Bana kalırsa, yönetim, her zaman olduğu gibi taraftarın gözünü boyamaya ve kulübün içerisinde bulunduğu yönetim krizini görmezden gelmeye çalışıyor. Kroenke, güçlü yöneticiler ile kulübün geleceğini planlamak yerine, hala Wenger'i hoş tutmaya odaklı icraatlere imza atıyor. Arsenal'i yönetenler, Wenger'in ömrü yetse, şu anki statükoyu bir 150 sene daha korumaya dünden razılar. Çünkü Amerika'daki çiftliğinden kulüp yöneten elemanın, müzede kaç tane kupa olduğu zerre umrunda değil. Onun tek ilgilendiği şey, banka hesabındaki sıfırların sayısı. Güçlü yöneticiler bulup gümüş yerine altın yumurtayan Wenger'i neden üzsün ki? 

28 Mart 2014 Cuma

UEFA Nations League

Neyşın neyşın?

Biz Platini'ye bizi milli takım hazırlık maçlarından kurtar dedik, o daha da saçma sapan bir konseptle karşımıza çıktı. Hiç bir şekilde kafama yatmadı ama anladığım kadarını anlatayım.

Uefa Nations League (UNL - Uefa Uluslar Ligi), UEFA'nın 54 üye federasyonunun milli takımlarının katıldığı Dünya ve Avrupa Kupası türünde bir organizasyon olacak ve ilki Eylül 2018'de yapılıp, her 2 yılda bir tekrar edilecek. Henüz, konsepti tam oturtmamışlar ama ilk taslak itibariyle 54 takımı önce ülke puanlarına göre dört lige ve bu ligleri de 4'erli gruplara ayırmayı düşünüyorlar. Turnuva maçları sonucunda gruplarında lider olan 4'er takım, kendi liglerinin final four'unda oynamaya hak kazanacak ve bu maçlar da 2019'un başında oynanacak. Alınan sonuçlara göre, takımlar bir alt lige düşüp, bir üst lige yükselebilecekler. En üst ligin final four'unu kazananlar ise Avrupa Şampiyonası'na direk gitme hakkı kazanacaklar. Kafanız karıştıysa haklısınız. 

Bu turnuvanın her iki yılda bir olması demek, Dünya ve Avrupa Şampiyonaları'nı takip eden her Eylül ayında Uluslar Kupası oynanacak anlamına geliyor. Ondan sonra takip eden yılın Ocak ayında bunun final four'u oynacak ve Mart ayı'nda tekrar Dünya/Avrupa Şampiyonası elemeleri başlayacak. Yani şöyle bir takvim olacak bak. 

2018 Haziran - Dünya Kupası
2018 Eylül - UEFA Uluslar Kupası
2019 Ocak - UEFA Uluslar Kupası Final Four
2019 Mart - Avrupa Şampiyonası eleme grupları
2020 Haziran - Avrupa Şampiyonası
2020 Eylül - UEFA Uluslar Kupası
2021 Ocak - UEFA Uluslar Kupası Final Four
2021 Mart - Dünya Kupası eleme grupları
2022 Kışı - Dünya Kupası

Hacı ne yaptın sen yahu? Kulüp futbolu ne zaman oynanacak bu takvime göre?

UEFA'nın kağıt üzerindeki amacı milli takım futbolunu tekrar canlandırmak. Kulüp futbolu, son yıllarda milli takım futbolunun çok önüne geçti ve Şampiyonlar Ligi, artık Dünya Kupası'ndan daha kaliteli futbolun izlendiği bir platform halini aldı. Ama, milli takım futbolunu kurtarmanın yolu, son derece gereksiz bir turnuvayı daha takvime eklemek midir? Gidin, Avrupa Şampiyonası'nın formatını değiştirin o zaman yahu. Nasıl, Şampiyonlar Ligi çok popüler oldu kimse Avrupa Ligi'ni sallamıyor; Uluslar Kupası ilgi çekerse, bu sefer kimse Avrupa Şampiyonası'nı sallamayacak nasıl olsa. 

Ama amaç futbolun menfaati filan değil tabi. UEFA'nın derdi her zamanki gibi duygusal. Avrupa'nın zirvesindeki ülkeleri aynı lige sokup sponsor gelirlerini çoşturmaktan başka hiç bir dertleri yok. Üst düzey liglerdeki futbolcular, zaten yılda 60 maç civarına kadar çıktılar. Platini amcam cebini doldurcak diye adamları 70-80 maça çıkaracak. Fifpro ve diğer sendikaların ve Avrupa'nın önde gelen kulüplerinin bu saçmalığa tepkisini merakla bekliyorum açıkcası. 

25 Mart 2014 Salı

Kazamız Mübarek Olsun

Yukarıda "accident" yani "kaza" anlamına gelen kelimenin tanımı var. Türkçeye çevirmek gerekirse,

1. Umulmadık ve kasıtsız bir şekilde meydana gelen, genelde hasar ya da sakatlığa neden olan şanssız olay. 
2. Şans eseri ya da bariz ve kasıtlı bir sebebi olmadan meydana gelen olay. 

Yani, kaza denilen şeyin en önemli özelliği öngörülemiyor olması. Kaza ya umulmadık bir şekilde ortaya çıkıyor ya da tamamen şans eseri. Hani, alkollü direksiyona geçip birine çarpanlara "Kaza değil, cinayet" diyoruz ya, işte onun sebebi de bu. Çünkü alkollü yola çıkan adam, böyle bir olayın başına gelebileceğini bilir. Ona rağmen yola çıkar da birini öldürürse, o olay kazanın "umulmadık - şans eseri" doğasına aykırı olur. 

Bu garip girişten sonra, Wenger'in Chelsea maçıyla ilgili dün yayınlanan açıklamasına bakalım. 

"Bir kaza oldu ve bu sizin kötü bir şöför olduğunuzu göstermez. Bu sezon 40 maç yaptık ve Cumartesi yaşanan olay bu takımın kalitesinin göstergesi değil."

Arsenal, neden 9 senedir yerinde sayıyor? 

Bu konuyla ilgili sayfalarca yazı yazabiliriz ancak şu yukarıdaki 2 cümle kadar çarpıcı olamayız. Arsene Wenger, Chelsea maçını kaza olarak tanımlıyor. Yani öngörülemeyen, şanssızlıktan dolayı olan bir olay. Peki ben size soruyorum. Chelsea maçı öngörülemez miydi? 

Diyor ki, kaza yaparsanız bu sizin kötü şöför olduğunuzu göstermez. Haklı da, kaza herkesin başına gelebilir. Ama ya 3 ay içerisinde 3 kez kaza yaparsam bana hala aynı hoşgörüyle yaklaşılır mı? 

Demek istediğimi anladınız sanırım. Arsene Wenger, kendi kafasındaki doğrulara, o kafanın içerisindeki dünyaya öylesine saplanıp kalmış ki, bu kadar kötü bir sonuçtan sonra bile hala arabayı çok iyi kullandığını söyleyecek kadar şaşırmış durumda. Çıkıp, evet bu sezon büyük maçlarda uyguladığım taktikler hatalıydı, bunu biliyorum ve bunu düzeltmek için elimden geleni yapacağım demiyor Wenger. Kaza diyor, arabayı kullananın suçu yok diyor. 

Eğer başka bir hoca olsa, bu adam takımın sorunlarını çözmekten aciz diyebilirdim. Ama konu Wenger olunca durum daha da içler acısı çünkü Arsene Wenger ortada bir sorun olduğunu bile düşünmüyor. City deplasmanında 6 yedikten sonra Anfield'e de aynı anlayışla çıkmasının sebebi Arsenal'in oyun anlayışında hiçbir yanlış olmadığına inanması. Aynı adam, Liverpool'dan 5 yedikten sonra da herhangi bir problem teşhis etme gereği duymadı ve Chelsea karşısına aynı kafayla çıkıp Liverpool maçının karbon kopyası gibi bir mağlubiyet  aldı. 3 maçta yediği 17 golden sonra ne yaptı peki? Çıkıp "kaza oldu" dedi. 

Arsenal'in, birbirinin kopyası 5 sezonu geride bırakmasının sebebi, Arsene Wenger'in gerçeklerle yüzleşmek istememesi. Sadece Wenger de değil, Arsenal yönetim kademeleri ve futbolcularının hiçbirisi hiçbir şeyle yüzleşmek istemiyor. Arsenal, tarihi fark üstüne tarihi fark yiyor, takımın en sözü geçen oyuncularından Mertesacker, utanmadan bu mağlubiyetleri maçların erken oynanmasına bağlayabiliyor. Kendisinin suçu değil ama bu saçmalık; Arsenal'deki balık en baştan kokuyor. 

Yönetim Wenger'i hiçbir şeyden sorumlu tutmuyor; takım 5 sezondur aynı hataları yapıp aynı kabul edilemez yerde sezonu bitiriyor ama Wenger'in kontratı şimdiden hazır. Arsene Wenger kendini hiçbir şeyden sorumlu tutmuyor çünkü zaten o mükemmel bir iş yaptığından emin. Bu camianın imamları osurunca, cemaati de sıçıyor haliyle. Arsenalli futbolcular, hiçbir şeyden sorumlu değiller. Bu sorumsuz ortam, genç ya da Arsenal'e yeni gelen oyuncular için avantaj oluyor. Baskı altında olmayan gençler iyi performans veriyorlar. Ancak, Wenger'in altında birkaç sene çalışan bütün oyuncular, bu rehavet ortamının içerisinde rölantiye alıyorlar. Rölantiye almak istemeyenler de kulübü terk ediyor. Mourinho'nun, Premier Lig'in en iyi orta saha oyuncularından birisi olan Mata'ya yaptığı muameleye bakın mesela. Defansif görevini iyi yapmadığı için, Chelsea'nin en iyi ofansif oyuncusunun üstünü çizen bir hoca, takımın geri kalanına nasıl bir mesaj verir? Peki, tarihi farktan sonra "arabayı iyi kullandık ama kaza oldu" diyen hocanın verdiği mesaj nedir?

Son iki sezon Arsenal sezona berbat başladı ve ilk dört kaçar gibi olduğunda performans vermeye başladı. Bu sene, tersi oldu. Takım sezona iyi başladı, ilk dört garantilenir gibi olduğu anda herkes durdu. Bunun sebebi, Wenger'in kulübü içine soktuğu rehavet ortamı. Arsenalli futbolcular ve Wenger, pamuktan kalelerinde el bebek gül bebek şımartılıyorlar. Taraftar, köpek gibi çalışıp kazandığı parayı dünyanın en pahalı biletlerine basıp bu takımı izlemeye gidiyor ama beyefendiler ve başlarındaki mösyö, rakip biraz dişli olduğu zaman zahmet edip kendilerini zorlamıyorlar bile. Neden zorlasınlar ki? Siz perfomansından dolayı kadro dışı kalan oyuncu hatırlıyor musunuz? Siz mücadele etmediği için ilk yarıda oyundan alınan birini gördünüz mü? Siz, Wenger'in azarladığı bir oyuncu gördünüz mü? Peki siz tarihi fark yedikten sonra yönetimin Wenger'i kenara çekip hesap sorduğunu gördünüz mü? Görmediniz, göremezsiniz de. Çünkü Arsenal her haliyle mükemmel bir kulüp ve alınan bütün mağlubiyetler de bir "kaza"!!

Yersen tabii.

24 Mart 2014 Pazartesi

Chelsea Sonrası Arsenal Gündemi


Arsenal'in Chelsea'den yediği tarihi farkın üzerinden 1,5 gün geçti ve bu süre içerisindeki bazı gelişmeleri sizlerle paylaşmak istedim.

- Wenger yenilginin sorumlulğunun kendisinde olduğunu açıkladı ve Swansea karşısında kendilerini affettireceklerini söyledi. 
Tabi Wenger'in sorumluluk alması güzel bir şey. Mümkünse, son 9 senenin de sorumluluğunu üzerine alsın ve gereği neyse yapsın. Swansea maçında neyi affettirecekmiş onu anlamadım yalnız. Eğer, bu maçtan 9 puan almayı başarırsa Arsenal, ben 3 hezimeti affederim.

- Wenger: "Tottenham ve Chelsea maçlarında beraberliğe oynasaydık iki maçtan da 1'er puan alabilirdik. Ama biz 3 puan almayı başardık"
Yeni bir Wenger saçmalamasıyla karşı karşıyayız. Varsayımı, gerçekle karşılaştırıp, gerçeğin aslında çok kötü olmadığını anlatıyor bize kendisi. Zamanında dünyanın en iyi hocalarından birisi olan bu adamın bu hallere düşmesini görmek gerçekten acı.

- Wenger: "İyi hazırlanmıştık ama sezonun en önemli maçında sahada yoktuk; bu kafa karıştırıcıydı"
Hayır, sen iyi hazırlandığını zannetmiştin ve bunun böyle olmadığını cümlealemin görmesi için 7 dakika yetti. Arsenal sana senede £8m parayı kafan karışmasın diye veriyor. Eğer, takımın neden sahada olmadığını çözemediysen Facebook'tan ekle beni, ben anlatırım sana. Para istemem merak etme.

- Koscielny sakatlığı nedeniyle Swansea maçını kaçırabilir. 
Acaba adamın baldırı utancından mı çekti?

- Güvenilir bir kaç muhabir, Swansea maçında Fabianski'nin ilk onbir başlayabileceğini yazdı. 
Chelsea hezimetinin faturasını sezonun en formda oyuncusu Szczesny'e kesmek saçmalık olur ama Wenger saçmalamaya bayılan bir arkadaşımız. Mümkündür.

- Arsenal yöneticileri, Pazar günü tesislerde bir acil durum toplantısı yaptı. 
Sanırım, burada haber değeri taşıyan, Arsenal'in tamamı satış ve pazarlama uzmanlarından oluşan yönetiminin tesislerin yolunu bulabilmiş olması. Yoksa, Gazidis, Fox gibi adamların "futbol" konusunda konuşacak bir şeyleri zaten olamaz. Chelsea yenilgisinin, Güneydoğu Asya pazarında kulübün gelişimine etkisini filan tartışmışlardır.

- Arsenalli oyunculara Swansea maçına kadar sosyal medya yasağı geldi ve Wenger bugünkü basın toplantısını iptal etti. 
Bence, bütün futbolculara sonsuza kadar sosyal medya yasağı gelmeli ki, özel hayatlarında ne kadar boş adamlar olduklarını bütün dünya görmesin. Bir de mümkünse, Giroud denilen arkadaşa her türlü sosyalleşme yazaklansın bir süre. Nitekim, yatak odası performansı ile sahadaki performansı gayet ters orantılı gidiyor. Wenger'in basın toplantısını ertelemesi iyi olmuş çünkü stres altındayken söylediği saçma şeylerle taraftarı daha da çileden çıkarıyor. Örnek isteyen yukarıdaki 2. maddeye baksın.

- Arsenal, Gibbs'in kırmısı için itirazda bulundu. 
Gibbs, Chelsea maçındaki gibi oynacaksa bırakın cezalı kalsın yahu. Sol bekte Ox oynar, nasıl olsa aynı adam bunlar. Hatta Walcott bile olur. Hızlı oyuncu lazım olursa Lewis Hamilton bile oynayabilir. Hepsi aynı bunların.

- Mertesacker, 12:45'te maç oynamamak için federasyona başvurabiliriz dedi. 
Bak, Per, Wenger'den daha yaratıcı çıktı. Ligdeki 3 bozgunun da erken başlayan maçlarda olduğunu çözüp, teşhisi buraya koymuş kendisi. Arsenal'i yeterine alay konusu yaptığınız yetmedi, böyle saçma sapan bir şey için federasyona başvurun da, biraz da onlar geçsin dalgasını.

- Wenger'in, Chelsea maçından sonra oyunculara sezon sonunda bırakacağını açıkladığı dedikodusu Twitter'da gecenin konusu oldu.
Wenger'in de ortaya çıkardığı Arsenal'e tahammülü kalmamış demek ki. O bile "Wenger istifa" kıvamına gelmiş baksana.
Wenger'in FA Cup'ı kazandıktan sonra Ferguson stili bir sürpriz emeklilik açıklayacağını söyleyenler var ama bunlar "Ben demiştim" demek için tweet rezervleyen adamlardan başka bir şey değil bence.